Eski Cami

Edirne'de Osmanlılardan günümüze dek gelen ilk özgün anıtsal yapı, fetret devrinin en önemli tarihi eseri olan Eski Cami'dir. Kentin merkezindeki caminin yapımı 1403 yılında Emir Süleyman Çelebi tarafından başlatılmış, 1414 yılında Çelebi Sultan Mehmet zamanında tamamlanmıştır.

11
Görüntülenme

Eski Cami kapısının üzerinde dikdörtgen bir kitabe levhası vardır. Kitabeye göre yapı, 1414 (H.816) yılında tamamlanmıştır. Sülüs hatla yazılan Arapça üç satırlık inşa kitabesi ve tercümesi şöyledir:

(1) Kale’n-nebiyyü aleyhis-selâm mer benâ li’l-lâhi meselden bena’l-lah behu beytenji’l -cenneti emere bi-imareti haze’l-camii-şerif es-sultanu’l müey-yed el-mücahid (2) el mırabıtu’l-liva mansur kahiru’l-a’dâ nasiru’l-adl ve’l-ihsan ala ehli’d-dünya es-sultan ibn es-sultan gıyasu’d-dünya (3) ve’d-din Muhammed ibn Bayezıd Han halleda’l-lahu sultanuhu ve avzaha ala’l-âlemin burhanehufı muntasafi şevval sene sitte ve aşare ve semanemie

Türkçesi:
Peygamber söyledi: “Her kim Allah için mescid yaparsa, Allah’da onlara cennette öyle bir ev yapar. Bu camii şerifin yapılmasını, Sultan, müeyyed (yardım edici), mücahid, mu.ra.bit, Allah’ın yardımı ile liva (sancak, bayrak) sahibi olmuş, düşmanları kahreden, dünya ehline adalet ve iyilik dağıtan; Sultan oğlu Sultan Gıyasu’d-dünya ve’d-din Mehmet bin Bayezıd Han -Allah onun su-tanlığını baki kılsın ve iki dünyada (saltanatını) tanıtsın- 816 yılının Şevval ayının ortalarında (1414 yılı Ocak ayının başlarında) emretti”

Mimari Hacı Alaaddin, ustası da Ömer İbni İbrahim’dir. Yapı çok kubbeli Ulu camiler tipine girmekte olup bunun diğer örnekleri Bursa’da Ulu cami, Filibe’deki Ulu cami, Sofya’da bugün millî müze olan Cami, Manisa’da Muradiye camii, İstanbul’da Zincirli kuyu ve Piyâle paşa camileridir.

Edirne’deki bu Eski cami, aynı zamanda merkezî kubbeyi taşıyan dört paye ile dört duvar üzerine dokuz kubbeli kare biçiminde bir yapıdır. Üçerli sıralanan kubbelerin orta sırası yanlardakilerden daha yüksektir.Yan ölçüsü dıştan 49.5 metre, kubbelerin çapı ise 13 metredir. Kubbelerin yapılışı orijinaldir. Yarım küre biçiminde olan kubbeler yan neflerde(alan) pandantifler üzerine orta nefde ise çeşitli intikal sahaları üzerine oturmaktadır.

Mihrab önündeki kubbe sade plastik üçgenlerden kıvrımlı bir saha üzerindedir, orta kubbenin tromplarında mukarnas dolgular görülüyor, ön kapıdan girince ilk kubbenin trompları ise bir kürenin dörtte biri şeklinde boş bırakılmış olup sekiz bölüm halindeki bu kubbenin ortasında ışık deliği olarak bir de fener bulunmaktadır.

Tarihçi Gurlitt Hammer, Fatih zamanında halâ camide inşaat yapıldığını zikretmekte ve orta kubbenin de o zaman kapanıp daha evvel Bursa Ulu camiindeki gibi açık bırakılmış olduğunu tahmin etmektedir.

Kalın payeler, sade ve kuvvetli şekillerle mekân tesiri oldukça canlıdır. Fakat nispeten alçak olan kubbeler ve kitlevi payeler (fil ayağı), karanlık ve ağır tesirler ile bu canlılığı azaltıyorlar. Bununla beraber dokuz kubbe ile örtülü caminin içerisinde yalnız dört paye bırakılmış olmakla bu yapı Osmanlı mimarîsinde mekânın birleştirilmesi yolunda ilk hamleyi ifade ediyor.

Yapı, kalın payeler ve alçak sayılabilecek kubbelerle ağır bir mekân etkisi verir. Payelerde ve duvarlarda 18.yüzyıla ait sülüs celisi, talik celisi iri yazılar ve daha yukarılarda Barok kalem işleri, mekân etkisini bozmaktadır.

Cami içerisinde kadınlar mahfilini 1612 (H.1020)’de Filibeli Ramazan ağa adında bir zat yaptırmıştır.

Çok ince işlenmiş mermer minber, süsleme bakımından ilginçtir. Süslemeli yazıların tümü Nakkaş A.Molla Mustafa’nın el yazısıdır. 1794 tarihindeki onarım sırasında bozulmuştur.İç kısımdaki ağır, arkaik (eski) mimari, dış tarafta son cemaat yeriyle minarelerde de kendini gösterir.

Süslemeler

Taçkapı, kuzey cephenin doğu ve batı tarafındaki ikişer pencere, kuzeybatı köşedeki minarenin kaidesi, batı cephedeki kapı ve minber yapının taş süsleme gösteren bölümleridir.

Taçkapı: Kuzey duvardan fark edilebilecek kadar dışa taşırılmış olan taçkapı, gri mermerden yapılmıştır. Portal yüzeyi, sağ ve solda zeminden portal (taçkapı) kemeri seviyesine kadar silmelerle ikişer dikdörtgen panoya bölünmüştür. Ancak pano yüzeyleri işlenmeden boş bırakılmıştır. Portali en üstte sınırlayan akroter bir palmetle (yelpaze şeklinde kabartma bezek) taçlanmıştır. Hem taçkapı tacı ve hem de palmet yüzeyi sade bırakılmıştır.

Taçkapı, silmelerle dikdörtgen bir çerçeve içine alınmıştır. Taçkapı köşeliği ve yüzeyi birkaç sıra silmeyle hareketlendirilmiştir. Sivri formlu taçkapı kemerinin çerçevelediği alınlık yüzeyi boş bırakılmıştır. Dört sıra mukarnas dizisinden oluşan portal kavsarasında (Kemer ve tonozların içbükey bir yüzey meydana getiren iç kalınlıklarına verilen ad; bir taçkapıda baş kemerin kalınlığını meydana getiren bölümde birbiri altına gelerek gittikçe küçülen ve o kısma huni gibi bir biçim veren kavislerden oluşan eğik tonoz bölümü.), kitabeliğe doğru inen sekiz kademeli iri sarkıt, portal yaşmağının en dikkat çekici unsurudur. Mukarnasların biçimlenişinde başarılı bir işçilikten söz etmek mümkün değildir. Köşeleri mukarnası çağrıştıran bir uygulamayla pahlanmış bir kaideden yükselen portal sütun akantüs yapraklı ve volütlü bir başlığa sahiptir. Dekoratif amaçlı bu sütünce başlığı, yüksek olmayan akant yaprağı kabartması ve volütüyle portal cephesindeki tek başarılı uygulamadır. Portal iç-yan cephelerinde yer alan nişler, üç köşelidir ve kavsarası yedi sıra mukarnasla doldurulmuştur. Mukarnaslar sarkıtsız olarak tek sıra bademler biçiminde ele alınmıştır.

Batı Yan Kapı: Camiin dış cephesindeki en süslü birimlerden biri olarak batı cephedeki yan kapı dikkati çeker. Üzerinde sanatçı kitabesini barındıran bu kapının, inşa ettiren bani adı ve inşa tarihi veren taçkapıdan daha kısa ancak, daha süslü olarak düzenlenmiş olması ilginçtir. Bir sıra silmeyle dikdörtgen çerçeve içine alının kapının sade tutulmuş söveleri üzerine atılan basık kemer, dönüşümlü olarak dizilmiş kırmızı ve beyaz renkli taşların kullanımıyla oluşturulmuştur. Köfeki taşından yapılan sivri formlu taçkapı kemerinin alnına altlı ve üstlü bitiştirilmiş düz ve ters palmetler biçiminde kireç-taşları kakılmıştır. Kemer alnına ritmik olarak kakılan düz ve ters palmet motifli bu kırmızı kireçtaşları köfeki taşıyla uyumlu bir kontrast oluşturmakta ve bu kemer daha doğrusu bütünüyle bu kapı kendi başına dekoratif bir motif olarak algılanmaktadır.

Üçgen köşeliklerde de kırmızı renkli kireçtaşı kakılması kemerin dekoratif etkisini tamamlayan bir uygulamadır. Taçkapının tepelik bölümü, tasarım olarak bir sekizgenin yatay, dikey ve çapraz eksenlerine yerleştirilmiş üç dilimli palmetlerden oluşur. Bu düzen kırmızı kireçtaşına uygulanmış ve tepelik olarak köfeki taşına kakılmıştır. Yatay ve dikey eksendeki palmetlerin sapları birleştirilmiştir böylece köfeki taş yüzeyinde yine bir palmet motifi elde edilmiştir. Tepeliğin ortasında, yukarıda anlatılan tasarımın yarısı, köşelerde de dörtte biri uygulanmıştır. Tepeliği oluşturan ana palmetin taç yaprağının iki yanında birer rozet kabartması yer almaktadır.

Pencereler: Kuzey cephede taçkapının doğu ve batı tarafındaki pencereler caminin diğer pencerelerinden farklı olarak düzenlenmiştir. Doğu taraftaki pencereler dikdörtgen formundadır ve sivri kemerli alınlıklara sahiptirler. Pencerelerin tek süsleme elemanları söve ve kirişlerdir. En doğudaki pencerenin söve ve kirişlerinin yüzeyi alçak kabartma dekoratif kemerciklerle hareketlendirilmiş, kemerciklerin içi yine alçak kabartma tekniğinde yapılmış rozetlerle doldurulmuştur. İkinci pencerenin söve ve kiriş yüzeyleri dekoratif mukarnascıklarla tezyin edilmiştir. Son cemaat yeri batı taraftaki pencerelerden köşedeki pencere, duvar yüzeyinden çökertilmiş olmakla birlikte, kırmızıya boyanarak ayrıca çerçevelenmiştir. Pencerenin lento ve sövesinde alçak kabartma tekniğinde işlenmiş düğüm kabartmaları görülmektedir.

Minber: Evliya Çelebinin “gayet sanatlı” diye tarif ettiği bu minber, Bergama Ulu Cami (1399) ve Edirne Üç Şerefeli Cami (1447) minberiyle birlikte Erken Osmanlı döneminden günümüze ulaşabilmiş üç mermer minberden biridir. 1748 yangını ve 1752 zelzelesinde camiyle birlikte hasar görmüş olmasına rağmen, süslemelerinin büyük bölümü günümüze ulaşmıştır.

Minber, kapısından yan aynalıklarına, kürsü altındaki panolarından basamak yüzeyleri ve bordürlerine kadar zengin bir motif ve düzen repertuarı göstermektedir.
Beyaz mermerden yapılan minberin kapı kemeri yüzeyinde, içinde Kelime-i Tevhidin yazılı olduğu bir kartuşun iki tarafına simetrik olarak yerleştirilmiş birer rozet yer almaktadır. Üzeri boyanmış olan rozetler, yüksek kabartma tekniğinde işlenmiştir ve iki kademeli bir yaprak dizilişi gösterirler.

Minberin kapı kemeri üzerine yerleştiren taç bölümünde, kıvrık dallı bitkisel bir zemin üzerine üst satırı kufi alt satırı sülüs hatla bani kitabesi yazılmıştır. Kitabede “Murad Han’ın oğlu Bayezıd’ın oğlu Sultanu’l-azam Mehmed’in günlerinde” anlamına gelen ibareler yazılıdır. Kufi yazının düz bir satır halinde uzanmasına rağmen, sülüs yazının karışık istiflenmesi, zemindeki bitkisel düzenlemeyi neredeyse seçilemeyecek ölçüde kapatmıştır.

Minarelerden biri tek diğeri iki şerefeli ve iki yolludur. Caminin kesme taştan yapılmış olmasına mukabil ağır tesirli son cemaat yeri kesme taş ve tuğla sıralarından değişik tabakalıdır. Mermerden büyük bir ustalıkla yontulmuş olan portalin üst kısmında aşağı doğru sarkan cüretli şekillerden ibaret istalaktit (mukarnas) grupları göze çarpıyor

Asıl minaresi solda, merdiveni kapı aralığından başlayan tek şerefeli olandır. Duvar üstüne konmuştur. İki şerefeli minare ise sonradan ilave edilmiştir ve binadan ayrıdır.

Batıdaki Minarenin Kaidesi: Minare kaidesi, Erken Osmanlı döneminde pek çok minarede uygulandığı gibi dikdörtgen prizmatiktir.
Minare kaidesinin kuzey cephesi bir kemerle boşaltılarak çeşme olarak düzenlenmiştir. Bu yönüyle Osmanlı minareleri içinde özgün bir örnektir.

Minare kaidesinin batı cephesine, yüzeyden iki kademe çökertilerek vurgulanmış bir pano yerleştirilmiştir. Oldukça sade düzenlenen pano, biçim itibarıyla bir mihrabı hatırlatmaktadır.

Minareye giriş kapısının yer aldığı güney cephe, tüm cepheye hakim bir sepet kulpu kemerle hareketlendirilmiştir. Kemerin çerçevelediği yaklaşık 50 cm. derinliğindeki niş, duvarı dik eksende iki eşit bölmeye ayrılmıştır. Alt bölüm, kırmızı ve beyaz taşla dönüşümlü olarak örülmüş yuvarlak kemerli minare giriş kapısı, olarak düzenlenmiştir. Kapının üzerinde, üst bölümü üç dilimli kemerle nihayetleşmiş dikdörtgen bir pano yer alır. Pano yüzeyi sade bırakılmıştır.
Kemerin kilit taşına sekiz kollu yıldız düzeninden alınmış bir geometrik bezeme işlenmiştir.

Minare kaidesinin köşeleri beyaz mermerden sütunlarla yumuşatılmış ve sütunların üzerine yukarıya doğru konik biçimde genişleyen beş sıra mukarnastan oluşan bir başlık yerleştirilmiştir. Bu başlık üzerinde, üstü bir külahla sonlanan silindirik kulecikler bulunmaktadır. Sütunca başlığındaki mukarnas uygulaması, portaldekinden daha başarılı olarak, minarenin kübik dikdörtgen kaidesinin kütleselliğini üstüne oturduğu sütunce yoluyla bir ölçüde gidermişse de, üzerindeki silindirik kulecikler doğrusu, kaideye daha kütleli bir görünüm kazandırmıştır
İki şerefeli bu minarenin, konum itibariyle yapı bütünlüğüne katılmaması ve kaidesindeki bazı uygulamalarla Üç Şerefeli Camiin burmalı minaresi kaidesiyle olan benzerliği dikkate alınırsa, yapıya yaklaşık 30 yıl sonra ilave edildiği iddia edilebilir.

Kışın abdest almak için ateşle ısıtılıp, sıcak su akıtılmasını sağlayan muslukları olduğu tarihi kaynaklarda yazmaktadır.

Evliya Çelebi, caminin etrafının çiçek bahçesi olduğunu ve namaz kılanların pencerelerden doluşan kokularla kendilerinden geçtiklerini yazar.

Cami 1748 (H.1158) de bir yangın ve 1752 (H.1165) de bir zelzeleden çok zarar görmüş ve Birinci Sultan Mahmut tarafından 1730-1754 yılları arasında tamir ettirilmiş ayrıca 1924 ve 1934 yıllarında tekrar esaslı tamir görmüştür.