Üç Şerefeli Camii

Ebü'l Hayrat (Hayırlar Babası) sıfatıyla anılan 6. Osmanlı padişahı II.Murat'ın Edirne'ye bahşettiği muhteşem bir eser olan Üç Şerefeli Camii, mimari açıdan "merkezi büyük kubbeye geçişin" başlangıcı olmuştur.

48
Görüntülenme

Edirne’nin Osmanlı dönemindeki en geniş çaplı imar hareketi, Sultan II. Murat Han dönemine rastlar.

II. Murat döneminden itibaren, daha sonra tahta çıkan padişahlar, saray ileri gelenleri ve halk içinde maddi durumu elverişli olanlar, Edirne’nin imarında adeta birbirleriyle yarışmışlardır. II. Murat’ın padişahlığı süresince Edirne’de 36 mescit, 10 cami, 4 imaret, 2 türbe, 5 han, 7 hamam, 1 çarşı (bedesten), 1 köprü ve 3 medrese olmak üzere 69 mimari eser yapıldığı bilinmektedir. Bu eserlerin bir bölümü ne yazık ki yok olmuştur.

Üç Şerefeli Camii de, o dönemdeki imar hamlesinin eşsiz bir örneği olarak, 1438-1447 tarihleri arasında bizzat II. Murat’ın kendisi tarafından yaptırılmıştır.

Camiyi inşa eden mimarın, Mimar Sinan’ın hocası olduğu söylenen “Müslihiddin Ağa” olduğuna dair tahminler bulunsa da, mimarı kesin olarak bilinmemektedir. Rifat Osman’ın Edirne Sarayları adlı eserinde ise mimarının Amasyalı Ata olduğu söylediği Üç Şerefeli Camii, Osmanlı mimarisinin ve devrinin en güzel sanat eserlerinden biri olarak anılmaktadır.

Mimari Özellikler

Caminin iç alanı 2000 metrekare olup, dikdörtgen biçimindedir. Ortasında altı köşeli sütuna dayatılmış büyük bir kubbe ile yanlarda dört orta, dört küçük kubbeden oluşmuştur. Kubbenin dayandığı diğer dört sütun, mihrabın ve büyük kapının yanlarında olmak üzere bedenleri duvarların içinde saklanmıştır.

Mimar Sinan tarafından yüz yıl sonra ortaya atılan, çok kubbeli “ulu camiler” plânından ayrılan ve merkezi büyük kubbeye geçişin başlangıcının ilk örneğini oluşturur. Birbirine müsavi dört köşe sahalar sistemi, ortaya altı köşeli bir kaide üzerine tahminen 24 metre çapında bir pandantifli kubbe ve bunun iki tarafına dört küçük dört orta kubbe yapılmak suretiyle değiştirilmiştir. Bu yolla Türk sanatında camiler için en uygun olan mekân plânı elde edilmiştir. Camide mekân, yanlara doğru ikişer küçük kubbe eklenmesiyle, yatık dikdörtgen biçiminde, enine bir şekilde ideal cami plânına erişmiştir.

Ortada duran altı köşeli iki muazzam payeden başka ikisi methal ve ikisi kıble duvarına bağlanan dört duvar payesi (merdiven ayağı) ancak iki köşeleriyle dışarı taşmaktadırlar. Yanlardaki ikişer kubbe ile orta kubbe arasında üçgen vaziyetindeki kemer boşlukları küçük kubbelerle örtülmüştür. Böylece enine doğru dikdörtgen biçiminde uzanan mekân ideal bir cami plânına uygundur. Yalnız ortadaki kalın payelerin arkasından mihrap ve minber görülememektedir ki bu hal iki köşeyi ölü bir zaviye içine alıp adeta camiden ayırmaktadır. Büyük kubbe ile yan kubbeleri birbirine bağlayan dört küçük kubbe mukarnaslar üzerine oturuyorlar. Yan kubbelerden sağda ve kıble tarafında bulunan kubbe mukarnas köşe dolguları üzerine yivli olarak yapılmıştır. Bunun yanındaki kubbe yivli tromplar üzerine düz bir yarım küredir. Sol taraftaki yan kubbelerden kıble tarafında bulunan, mukarnas köşe dolguları üzerine düz bir yarım küre biçimindedir. Diğeri düz tromplar üzerine oturmuş sade bir kubbedir

Tabanı mermer döşeli 2600 metrekarelik iç avlunun, Osmanlı mimarisindeki camiler arasında ilk kez görülen “cami iç avlusu” olduğu bilinmektedir. Bu avlunun dört yanı onsekiz sütuna dayanan 21 kubbeden ibarettir.

Üç şerefeli camiinin pencere alınlıklarında, altın kollu yıldız motifine “Mühr-ü Süleyman” (Yıldız motifi iki üçgenin kesilmesinden oluşur. Ortada bazen nokta olur. Üçgenin kestiği yerdeki nokta gözü temsil eder. Taş kabartma, taş içine renkli taş kakma, çiniler ve ahşap eserlerdir. Bunlarda esas itibariyle, geometrik kompozisyon, sonsuzluk prensibine sadık kalmakta ve tekniğe göre pek değişmemektedir.) rastlanmaktadır. Burada motif kırmızı renkli taştan yapılarak, alınlıktaki taşa, açılan yuvaya kakılmıştır.

Caminin pencereleri üstünde üçgen şeklindeki başlıklar içine döşenmiş eski Osmanlı çinilerinin büyük bölümü zayi (silinmiş) olarak yalnız iki pencerede kalmıştır.

Mihrap ve minber taştan, sade bir tarzda yapılmıştır. Cami loş bir ışıkla aydınlanmakta derin bir sükûn içerisinde ibâdet atmosferi hüküm sürmektedir. Caminin önünde dikdörtgen biçimindeki çok cazip, revaklı (kemer kubbe) avlu Osmanlı camilerinde en eski örnek olarak tanınmaktadır.

Sütunlar da çeşitli olup cami tarafındakiler kalın ve parçalı, diğerleri daha ince ve tek parça sütunlardır. Sütunlar birbirine sivri kemerlerle bağlanmış olup ortada abdest almak için bir de şadırvan vardır. Avludan camiye açılan mermer portal Selçuk ve Osmanlı mimarîsinde ve umumiyetle İslâm mimarîsinde görülen portallerin en abidevî ve muhteşem örneklerindendir.

Caminin revaklı, şadırvanlı avlusu dikdörtgen plânlı ve çok kubbelidir. Ortada 24,1 m çapında büyük kubbe, yanlarda 10,5 m çapında ikişer küçük kubbe yer alır. Kubbelerdeki orijinal kalem işleri Osmanlı camilerinde görülen en eski örneklerdir.

Camiye adını veren üç şerefeli minare 67,62 m. boyuyla Selimiye’den sonra en yüksek minare olup, camiyle birlikte yapılmıştır. Her üç şerefeye ayrı yollardan çıkılan şekliyle Selimiye minarelerine öncü olmuştur. Üç şerefeli minarenin, gövdesi kırmızı taştan zikzaklar arasında beyaz karelerle hareketlendirilmiştir. Kaidesinde ise her pahta, Bursa kemerli bir sağırnış bulunur.

Doğu yönündeki baklava motifli olan iki şerefeli minare Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmış olup, bu minarenin şerefelerine de iki ayrı yolla çıkılmaktadır.

Kuzey Batı yönündeki minare ise 1610 yılında dönemin padişahı I.Ahmet tarafından tek şerefeli olarak yaptırılmıştır.

Batı tarafındaki “burmalı minare” ise Sultan II. Mustafa tarafından 17. yüzyılda yaptırılmış, bazı Selçuklu devri yapılarında olduğu gibi spiral kıvrımlarla işlenmiştir. Burma yivleri iki renk taştan meydana gelmiştir.

Renkli taşlı süslemeler, tuğla benzeri örneklerdir. Bursa’da tuğla olan bu süslemeler, Edirne’de taşa geçirilmiştir. Bunun bir sebebi de Istrancalar da taş ocaklarının bol miktarda bulunmuş olmasıyla açıklanabilir.

Dış Cephe Süslemeleri

Revaklı avlunun, kuzey kapısının sol tarafındaki iki pencere üzerinde, çini alınlık görülür, diğer pencerelerde de, önceden çini olması muhtemeldir.

Bu iki alınlık saydam sıra altına çok renkli boyama tekniği ile yapılmıştır. Ancak 15. yüzyıl mavi-beyaz keramiklerin parelelinde çıkan çini örnekleridir. Mavi- beyaz keramiklerin en zengin olduğu döneme işaret eden çinilerdir. Bu çinilerde, özellikle ana zemindeki spiral kıvrık dallar, Haliç işi seramik dekorların öncüsüdür. Lacivert-beyaz ve firuze renkleri görülmektedir. Renkler ve teknik, bu mavi-beyaz çinileri 15. yüzyıla bağlamamıza neden oluyor. Her iki alınlıkta aynı desen görülüyor. Yalnız birinde zemin diğerinde desen lacivert. Sağdaki çini alınlıkta, küfi yazıda ve sivri kemerli bordürde, firuze renk kullanılmıştır. Soldaki pencerede ise, küfi yazı da, lacivert zemin üzerine-beyaz renk çini ile yazılmıştır ve firuze renk kullanılmıştır.

Bu çinilerde II. Murat’ın adı bulunmaktadır. Ayrıca aynı şeyleri istifli iki yazı şeklinde veriyor, firuze renkli, Murat’ın adını veren kitabe ve lacivert renkli sülüs yazısıyla Murat yazmaktadır. Beyaz zemin üzerine koyu renk, koyu renk üzerine açık renk süsleme görülür. Bu II. Murat döneminin özelliğidir. Bordürün zemini de leylak renginde çok renkliliğin arama dönemidir.

Üç Şerefeli Camii’nin harim kapısının üzeri enine dizilmiş, başlı ayaklı palmet motiflerin iki uçtan sınırlandırılması sonucu oluşan akroter ile taçlandırılmıştır.

Harimin batı kapısında ve bazı pencerelerin süslemelerinde ise lotus (nilüfer çiçeği) ve palmet motiflerinin birlikte uygulandığı süslemeler görülür.

Ayrıca Kıble duvarındaki, soldan ikinci pencere alınlığında altı kollu yıldız motifini, pencere etrafında kakma olarak zencerek (Geçmeli bodür motifine zencerek denir. Bordür ise iki yanından sınırlı, iki yanından sonsuz devam edebilecek şekilde, eni boyundan genellikle az olan kompozisyon çeşitlerine verilen addır.) bordürü görünmektedir.