Edirne’nin Jeopolitik Önemi

Tarihin eski devirlerinden beri Akdeniz ve Avrupa ülkeleri'ni Asya ülkelerine karayolu ile bağlayan Trakya toprakları ve Edirne önemli bir geçiş noktasıdır.

43
Görüntülenme

İstanbul’dan gelen yol, Balkan yarımadasının dağlık yapısı içinde kolay geçilir doğal bir koridor olan Meriç vadisini kullanır. Bu vadi, geniş bir oluk halinde Balkan dağları ile Rodop dağları arasında uzanarak, batı ucundan Sofya havzasına, bu havzadan da Niş suyu vadisine ulaşır. Niş suyu vadisi’de, Morava vadisinin doğal oluğu ile Tuna ırmağı vadisine ve Macaristan ovalarının güney kenarına açılır. Morava doğal oluğu ayrıca güneye doğru Vardar ırmağının geçtiği başka bir oluk ile de Ege denizine açılmaktadır.

Bütün bu doğal yolların durak yerlerinde, denize ulaştığı yerde Selanik, bir ovaya açıldığı yer civarında Belgrad, Alp-Karpat dağları arasındaki Tuna koridoru ağzında Viyana şehri vardır. Meriç oluğunun Trakya düzlüklerine açılan kapısında da Edirne şehri kurulmuştur.

Balkan yarımadasının dağlık yapısı içinde bulunan ulaşım akımlarının “kanalize” edildiği bu doğal yollar barış zamanlarında ticarî ve kültürel ilişkileri kendilerine çektiği gibi, karışıklık zamanlarında göçlere ve istila ordularına da geçit rolünü oynamışlardı. Bu yolların ovaya açıldığı bir noktada kurulmuş diğer şehirler gibi Edirne’de, kervanlar için İstanbul’a varmadan geçilen son önemli durak yeri, ve aynı zamanda istila hareketlerinin savunmasında elverişli bir mevzi olmuştur.

Edirne Şehrinin Konumu

Şehrin kuruluş yerine etki eden şartlar incelendiğinde, Meriç ırmağının oluktan ovaya açıldığı yerde, bataklık taban üzerinde denize kadar olan yolda sık sık yer değiştirerek, yılın bir kısmında da bu tabanı taşma suları ile kaplamasından dolayı aşağı bölümlerinde şehir kurulmasına ve yol geçmesine imkan vermemektedir.

Meriç’e kavuşan vadiler burayı önemli bir dörtyol ağzı haline getirir. Tunca vadisini izleyen yol İstanbul’u Doğu Rumeli ve Doğu Bulgaristan üzerinden Tuna ağzı etrafındaki ülkelere, Kırım’a ve genel olarak Doğu Avrupa’ya bağlar. Arda vadisini takip eden diğer bir yol da Rodop dağları içine doğudan girmeyi sağlayan tek ulaşım damarı rolünü oynar.

Bütün bu yollar, ana çizgileri ile takip ettikleri vadiler ile beraber, Trakya havzasının kuzeybatı köşesinde düğümlenerek, burada bir şehrin kurulmasına müsait şartları oluşturmuştur.

Geçen yüzyıla kadar aşağı Meriç nehir ulaşımının başlangıç yerini oluşturmuştu. Yol ve nehir ile yukarı taraflardan gelen ağır yüklerden bir kısmı buradan nehir yolu ile denize indirilebiliyordu. XIX. yüzyıl sonlarında nehir yolu tamamen terk edilirken, orta Meriç vadisini takip eden demiryolu İstanbul ile Avrupa memleketleri arasında en süratli ulaşım yolu olarak kara yollarını da ikinci plana attı. Fakat son yıllarda, özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra karayolu, motorlu taşıtlar sayesinde yeniden eski önemini alarak demiryolunu gölgede bıraktı.

Bütün bu konular yalnız Edirne’nin kurulmuş bulunduğu zemini değil, şehrin yakın çevresini de ilgilendiren konum şartlarını meydana getirir. Bu şartların kastedildiği oldukça geniş alan içinde şehrin bugün bulunduğu yerde kurulmuş olması, o yere ait şartların varlığı ile açıklanabilir.

Edirne, Tunca çayının Meriç’e kavuşmadan evvel çizdiği yarım daire şeklinde bir yayın içinde kurulmuştur. Bu yay şeklindeki yol, geniş bir hendek gibi, şehri kuzeyden, batıdan ve güneyden kuşatarak Edirne’nin müdafasınıda kolaylaştırır. Bu yayın içinde kalan zemin, batıdan doğuya doğru hafifçe yükselir ve bu yönde, şehrin yerleşmiş olduğu zemine hâkim bulunan yaylanın dik kenarına dayanır.

Ayrıca, şehrin yerleşmiş bulunduğu hafif meyilli alanın ortasında, Edirne’nin en muhteşem abidesinin yerleştiği basık bir tepe de yükselir.

Yerleşmeye ve savunmaya elverişli bir zemin üzerinde kurulmuş olan Edirne, yüzyıllar boyunca hem önemli bir durak yeri, hem de bir savunma mevzii hizmetini görmüş ve aynı zamanda bir yol ve bir kale şehri olmuştur.

 Kaynak:  Ord. Prof. Dr. Besim Darkot, Edirne (Edirne’nin 600. Fethi Yıldönümü Armağan Kitabı), Türk Tarih Kurumu, 1993