Alay Meydanı ve Yapıları

Sarayın birinci meydanıydı. Tarihi belgelerde bu meydanda "ulufe" dağıtıldığı için kese meydanı da denildiği kaynaklarda yazılmıştır.

44
Görüntülenme

Yaklaşık 25 dönüm alanı kaplamaktaydı. Bu meydana açılan sarayın bölümleri ise şunlardı. Bab-u Hümayun, Eski Divan, Kapı Arası, Bâbüssaade (Ağalar kapısı), Saray mutfağı ve Aşçılar Ocağı’dır.

Bab-ı Humayun (Padişah Kapısı)

Bab-ı Hümayunun kapısının kanatları, genişliği 1,5 m yüksekliği ise 4 m olan demir levha kaplı meşeden yapılmış olup, 4,5 m yüksekliğinde ve ahşap başlıkları altın yaldızlı, 4 adet sütunun üzerindeki saçağın altında bulunurdu. 9 metre derinliğinde 5,5 metre genişliğindeki saçağın tavanı usta işi oyma kabartma işleme ile yapılmıştı. Saçağın, direklerden itibaren dışa taşan kenarları da şişe denilen ince çubuklardan oluşan karelere ayrılmış bir yerdi.

Kapı Arası

Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştı. Babüssade’den geçilip 10 metre genişliğinde ve 8 metre boyunda, zemini kaygan ve “Kapı arası” adı verilen bu yer, kötü bir şöhrete sahipti. Bu kapı arasından vezir ve hatta sadrazam olarak girenler beklenmeyen bir anda bildirilen buyruk ile makamlarını yitirebilirlerdi. Burada bekletilir ve dinlenmeleri istenir ise tutuklanmanın gerçekleşmesi kesin idi. Sol taraftaki Kapıcıbaşı Ağanın odasının üstündeki oda bir tür nezarethane idi. Kapı arasının sağ tarafında da “mücrimler zindanı” denilen yüksek makamda bulunanlara mahsus hapishane yeralırdı.

Eski Divan yeri

Sundurma, kapı arasının Alay Meydanına bakan çıkış hizasında 15 metre uzunluğunda yarım daire şeklinde, yelpaze şeklinde bir yerdi. Bu yelpaze şeklinde saçağın dayandığı direkler ise mermerdendi. Kapı arasının bu saçak altına açılan kapısından Alay meydanına doğru çıkılınca, yelpaze tavanın altında gelinirdi. Bu bölüm sundurmanın süslenmiş bir kısmı olup, “Eski Divan yeri” adı ile bilinirdi. Bu bölümün tavanı tamamen tahta kabartma çiçekler ve koyu lacivert zemin üzerine yaldız işlemeli idi. Çatının şekline benzer olan zemini, mermerden yapılmış olup, mermer parmaklıklar ile çevrilmiş olup, parmaklıkların iç tarafında ve direkler arasında, oturmaya mahsus kanepe şeklinde, sedirler konulmuştu.

Alay Meydanı

Eski divan yerinin orta direkleri arasından geçilerek Alay Meydanı’na varılırdı. 150 metre eninde, 160 metre boyunda olan bu geniş avlunun dört cephesi ahşap direklere dayanan ve kurşun kaplı bir sundurma ile çevrilmişti. Meydanın kuzey tarafını sınırlandıran duvarın mumcular ocağına yakın bir yerinde “divan kapısı” adıyla bilinen meydana açılan sütunlar ve yaldızlı tavanlı çatısı süslenmiş bir kapı vardı. Bu kapının doğu tarafının bitişiğinde Kubbealtı, bitişiğinde “İç Hazine” ve bunların arka taraflarında Padişah Hazinesine mahsus daire ile veznedar ve yazıcı odaları yeralırdı.

Matbah-ı Âmire ve Aşçılar Ocağı

Bu kısmın (Alay Meydanı) karşısında, meydanın güney tarafında bugün hala harabe halinde bulunan, büyük ocaklar ve kubbe ve bacalarından oluşan yapılara “Matbah-ı Âmire” saray mutfakları denirdi. Bu büyük ve kâgir kısmın önünde kurşun döşenmiş bir gölgelik, bu kısmın güney tarafında ve arkasında ise bitişik odalardan oluşan, helvacılar, güllaççılar, aşçılar ve ekmekçilerin kaldıkları koğuşlar vardı. Tunca yönünden geniş ve yüksek bir duvarla ayrılan bu alanın bir bölümünde odunluk bulunuyordu. Bu meydanın, Tunca nehrine açılan kapısına “Köşk kapı” denilip, yakacak naklinde kullanılırdı. Mutfakların batı tarafındaki küçük meydanda büyük bir şadırvan, mescit, büyük bir kiler (Kiler-i Âmire) ve kilerciler ile kiler yazıcılarının dairesi ve aşçılar hamamı bulunurdu.

Bâbüssaade “Akağalar kapısı”

Günümüzde ayakta kalan birkaç kalıntıdan olan Babüssade “Akağalar kapısı”, Alay Meydanı’nın doğu yönündeki duvarının kısmen ortasında yer alırdı. Kapının kurşun örtülü üst tarafında, yaldızla süslenmiş geniş saçaklar ve başlıkları yaldızlı iki mermer sütuna dayanan bir çatının altında yer alırdı. Fatih Sultan Mehmet döneminden kalan arz odasıyla birlikte inşa edilen, sarayın en eski yapılarından biriydi.

Kapıya Alay meydanından içeri girildiğinde, sağ tarafında Allah ve solda peygamber isimleri, ikişer metre çapında dairevi birer mermer levhaya işlenerek duvara asılmıştı. Kapının kemerinin üstünde 3 m boyunda, 75 cm eninde diğer bir levhaya; Ya Müfettih-ül Ebvab (Hayır Kapılarını açan-Allah’ın İsmi) yazılmış ve altına da Sultan Mustafa’nın tuğrası işlenmişti.

Babüssaadenin çatısına Sancak-ı Şerif dikip, sefere gidecek Serdar-ı Ekremlere (ordu komutanlarına) resmi kabul (teşrifat-ı mahsusa) ile teslim etmek gelenek idi. Sancağın kapı önündeki mermer döşeli avluya dikildiği yer, özel bir şekilde hazırlanmış bir çukur yuva olup bu yuvaya saygı gösterilerek basılmaması için yarım küre şeklinde mermerden yapılmış bir kapak konulmakta idi.

Bu kapıda gitmek ve geçmek hiç bir şekilde ihmal olunamayan dikkatli geçişi gerekirdi. Bu kapıdan yalnız bir kişi serbestçe geçerdi, o da Padişah.

Padişahlar saraylarda ikamet ettikçe bu kapıdan kadın geçmemiştir. Babüssaadenin güvenliği ile ilgili saray görevlisi kapı ağasıydı.