Kum Meydanı ve Yapıları

Alanın kumlu olmasından dolayı Kum meydanı denmiştir.

48
Görüntülenme

Bu meydana alay meydanından Babüssade kapısı yolu ile geçildiği gibi, Hadaik-i Hassa (Saray Bahçesi) tarafından gelenler de Demirkapı yolu ile geçebilirlerdi. Bu meydan dikdörtgen şeklinde kuzeyden güneye uzanırdı. Meydanın batı tarafında “Arz odası” kuzeyinde “Cihannüma Kasrı”, doğu tarafında “Kum Kasrı” ve güney tarafında Demirkapı bulunurdu.

Babüssade’den geçilerek taşlık bir zeminden bir kaç basamak yüksekteki “Arz odasına” ulaşılmaktaydı.

Arz Odası

Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmış olup, Sarayın en eski yapılarındandı. Bu oda sultanların yabancı misafir ve özel elçi heyetlerini kabul ve bayram tebriklerini de gerçekleştirdiği en önemli odalarından biriydi. Arz odası 23 metre boyunda, 18 metre eninde kubbeli bir yapıydı. Arz odasının dört tarafı 3 metre eninde ve 80 metre uzunluğunda bir veranda ile çevrilmişti. Kubbenin zemini, gül kurusu renginde zemin üzerine firuze renginde şemseler ve birbirine geçmeli lale ve karanfil figürlerinden oluşan eşsiz bir eserdi. Daha önce duvarları tahta üzerine deriler döşenmiş şekilde iken, Sultan IV. Mehmet zamanında buralar kaldırılarak çiniler ile çevrilmişti.

Arz odasının Babüssade tarafına bakan pencerelerinin biri Saray halkınca “Ma’ruzat Penceresi” olarak adlandırılmaktaydı. Padişaha sunulan hediyeler arz odasına alınmaz, padişah tarafından bu pencereden seyredilirdi.

Kum Kasrı

“Hamamlı köşk” diye adlandırılan olan bu kasra son dönemlerde “Kum Kasrı” denilmişti. Yapının sarı renkte olması yada “Kumlu Meydan” denilen meydanda bulunulmasından dolayı bu isim konmuştu. Kasrın bitişiğinde üç kurnalı bir hamam vardı. Kasrın yapıldığı yer meyilli olduğundan temelleri büyük yontma taşlar ile güney cephesinde bulunan hamam tarafında 2,5 m ve diğer ucunda 1,5 m kadar yükseltilip içi doldurularak düzlenmişti.

600 m² bir sahaya yapılan bu kasırın, duvarları taş ve horasan harcından yapılmıştı. Diğer kısımları ahşap olarak tek katlı inşa edilmiş ve çatısı kurşun levhalar örtülerek üzerine bir de nişan konulmuştu. Padişah köşkünün yirmi metre doğusundaydı. Kum meydanına yani Padişah Köşkü ve Arz Odası cephelerine bakan kısmında iki ve hamam tarafındaki cephede bir kapısı olup, kuzeyinde bulunan bu kasra ait Dolmabahçe’ye iki kapısı açılırdı.

Kum meydanına bakan kapılardan birinden, mermer döşeli bir küçük taşlığa girilirdi ve ortasında Türk mimarisine karışan Rokoko devrinde imal edilmiş dört köşeli küçük bir havuz bulunurdu. Bunun gibi zemini mermer döşenmiş büyük bir ikinci mermerlikten, altı ahşaptan yapılan bir sütun ile ayrılmaktaydı. Bu mermerliğin kuzey tarafındaki duvarına yaslanan ahşap sütunlar ile bunların arasına konulmuş küçük camlı çerçevelerden meydana gelmişti.

Bu camlığın arkasında yine 3 m mesafe ile ikinci camlı bir bölme olup, bu bölümün her iki ucunda bir limonluk gibi dört tarafı camlı birer oda vardı. Mermerliğin doğu tarafındaki duvarında da kafesli ve kanatlı üç pencere vardı. Camlı duvarın karşısındaki duvar bütün örme bir duvar olup üstünde doğu tarzında dolaplar ve raflar olup tamamı cevizden yapılmış ve üzeri sedef işlemeliydi.

Mermerliğin dört duvarı önüne sedirler konulmuştur. Bu minderliklerin önünde yaklaşık 75 cm genişliğinde Divanhane(salon)’nin mermer zemini içine oyulmuş ve yaklaşık 35 cm derinliğinde su kanalları vardı.

Mermerliğin merkezinde yaklaşık 9 metrekare genişliğinde ve 75 cm yüksekliğinde bir havuz bulunurdu. Havuzun ortasındaki mermer sütuna 150 cm yüksekliğe kadar kat kat fıskiye tekneleri konulmuştu. Havuzun bol suyu büyük teknesini doldurduktan sonra fazlası çeşme savaklarında olduğu gibi dereler içine akmakta ve sedirlerin önünde dolaştıktan sonra bir kısmı camlığın haricindeki bahçenin havuzuna ve bir kısmı da hamamın camekanındaki havuzuna akmaktaydı. Sultan IV. Mehmet tarafından önemli misafirler ağırlanırken bu Divanhane (salon)’ye gönderilip kahve ve çeşitli ikramlarda bulunulurdu. Saray halkı Divanhane (salon)’ye havuzlu mermerlik de derdi.

Mermerliğin tavanından, o dönemlerde yazılan bir belgede lâl renginde olup, ağaçtan kabartma oyma çiçekler ve işlemeler ile süslenmiş, üzeri altın sürülmüş yaldızlı bir tavan olup, çok iyi ustalık işi olduğundan bahsedilirdi. Bu kasrın resimlerinde görülen; Kum meydanına bakan cephesinin ortasında bulunan büyük kuyunun üzerine çıkma şeklinde uzanıp iki ahşap sütuna dayandırılmış, tamamen Türk üslubunda beş pencereli bir cumba odası vardı. Havuzlu mermerliğin girişindeki küçük mermerlikten on beş yirmi kademeli geniş bir merdiven ile çıkılmaktaydı. Yine bu odanın diğer bir kapısında kasrın hamam köşesindeki yatak odasına inen ikinci bir merdiven vardı. Bu cumba odasının tavanı, lacivert renk üzerine altın yaldızlı şişeler (hasır çubuğu denilen tahta çubuklara benzer düz veya yarım, direk şeklindeki sütun çubuklara mimarimizde şişe denilmektedir. Eski tarzda yapılan tavanlarımızda bu çubuklar ile kare şekiller yapılırdı, bu çubuklar altınla süslenir ve bu bölümler içine de bazı işlemeler resmedilirdi) ve doğu tarzında işlemeler ile dizilmiş kıymetli bir eserdi.

Cem Sultan Odası

Edirne’de doğan Fatih Sultan Mehmed Han’ın küçük şehzadesi Sultan Cem on yaşına kadar bu kasırda ve genellikle bu cumba odasında yaşamıştı. Babasının çok sevdiği bu kasır Cem Sultan ile annesinin kalmaları için ayrılmıştı. Cem Sultan hayatında en mutlu günlerini bu kasırda babasının şefkat ve sevgisiyle geçirmiş ve İtalya’da (Kapuya) şatosunda zehirlenerek Celâl ve Sinan beylerin kolları arasında hayata veda etmişti. Bu cumbaya Cem Sultan odası denildiği Aşık Ali Ağa risalesinde yazılmıştır.

Dışarıya çıkma şeklinde yapılan odanın altındaki büyük ve yüksek kemerli kapıdan mermer döşemeli bir avluya girilmekte ve avlunun sağında kalan ve dört ahşap sütunun aralarında bulunan dört basamaklı bir merdivenden uzunca bir divanhaneye çıkılmaktaydı. Divanhanenin her iki tarafında odalar, etrafı çinili ocaklar, zarif çeşmeler bulunurdu.

Sünnet odası

Bu kasrın odalarından birinde (sünnet odası) ısıtma tertibatı anlatılmaya değer şekilde yapılmıştı. Sünnet odası içinde tabanı yarım koni şeklinde ve iki buçuk metre yüksekliğinde, dışı altıgen firuze renginde çini levhalar ile, altıgen bir kaide üzerinde küre şeklinde cam gibi parlayan şeffaf parçalarla kaplanarak yapılmış bir kubbe bulunurdu. Bitişiğindeki odada bu kubbenin arkasına denk getirilen çevresi çinilerle kaplı ocakta odunlar yakıldıkça hem kubbe ısınarak sünnet odasını ısıtmakta ve hem de üzerindeki cam gibi parlayan şeffaf kürelerden, yakılan odunların alevi görünerek güzel bir görüntü oluşturmaktaydı. Kubbe şekil ve yapılışı itibariyle gerçekten zarifti.

Kum kasrının ek yapılarından biri de üç kurnalı bir hamamdı. Hamamın kasır ile anlatılan şekline bakılarak kasırla birlikte yapılmadığı düşünülmekteydi. Hamamın sultana ait büyük odasının kapısı karşısında iki basamaklı bir set üzerinde diğer kurnaların mermer aksamından daha büyük ve ustaca yapılmış bir kurna olup set son basamaktan itibaren madeni ve yaklaşık 150 cm yüksekliğinde parmaklıklar ile çevrilmişti. Burası yalnızca Sultanlara ait olup etrafı kubbe, eteklerine kadar firuze ve yeşil renkte çini levhalar ile süslenmişti. Yangından sonra hamam cephanelik olarak kullanılmış ve savaşta cephaneliğin tahliyesinden sonra sahipsiz kaldığından büyük kurna ile usta işi ayna taşları ve etrafındaki mermerden yapılan Arap tarzında raflar çalınmıştı.

Cihannüma Kasrı

“Kasr-ı Padişahi”, “Taht-ı Hümayun kasrı”, “Cihannüma kasrı” ve “Has oda köşkü” olarak isimlendirilen büyük yapı genellikle Cihannüma kasrı olarak adlandırılmaktaydı. Bu daire Edirne Sarayı’nın basit ve büyük bir yapısı olup mimarisi itibarıyla Topkapı Sarayında dahi benzeri yoktu. Fatih Sultan Mehmet döneminden kalmıştı. Bu yapı, iriliğine ve hantallığına rağmen yüksek burcu ve burcun en son katındaki Cihannüma denilen odasıyla cazip olmuş, sarayı öven şiirler yazan eski şairler hep bu kasırdan bahsetmiştir.

Çatı kısmı tamamen büyük yontma taşlardan inşa edilmiş olup 29,5 m yüksekliğinde 7 katlı bir kuleydi. Zirvesindeki sekiz köşeli ve çatısı konik biçimli kısım Cihannüma Kasrı adıyla bilinirdi. Edirne sarayının en büyük dairelerinden biri olup 1000 metrekarelik bir alanı kaplardı. Kasrın güneye bakan cephesi önünde bodrum katın üzerinde 600 metrekarelik bir alanı kaplayan, üzeri mermerle döşenmiş ve ortasında mermerden yapılmış bir havuz ve dört tarafı, mermerden yapılmış parmaklıklarla çevrili bir teras vardı.

Kasrın dış duvarları tamirden önce açık sarı renginde yontma taştan iken tamirden sonra kireç ve horasan harcı ile sıvanıp koyu sarı renge boyanmış olup kasrın duvarlarına süslemeler yapılarak kasır güzelleştirilmeye çalışılmıştı. Kasrın Seladdin camilerine benzeyen kapısından küçük kare bir odaya girilmekteydi. Bu odanın üç cephesinin ortalarında kemerli üç adet kapı bulunurdu. Bu kapılardan büyük olanı diğer ikisinden yüksek olup Taht-ı Hümayun’a açılan kapıydı. Kapının tam karşısında cevizden yapılmış sedef ve fil dişi parçalarla süslenmiş kubbe çatılı ve dört bacağının üstü yaldızlı oymalı padişah tahtı vardı.

Taht’ın üzerine üç basamaklı merdiven ile çıkılmakta ve taht’ın etrafı da cevizden yapılmış oymalı parmaklıklarla çevriliydi. Kasrın katlarına ve burcun odalarına çıkmak için kullanılan merdivenler burcun bodrum katından itibaren burcun 2.5 metre kalınlığı olan duvarı dahilinde 1 metre genişliğinde 2 metre boyunda üstü kemerliydi. Merdiven basamakları mermerden yapılmış ve her kata vardıkça o kata özel bir kapı açılırdı. Merdiven Cihannümaya kadar ulaşırdı. Kasrın sol yönünde büyük oda kutsal emanetlerin saklandığı oda idi. Hasodadan başka Sancak-ı Şerif odası, Sancak-ı Şerif şeyhi odası, abdest odası, ağalar odası, yediler odası, kütüphane, mescid, saray kapıcıları odaları adındaki daire ve odalar kasrın içinde yer alırdı.

Edirne’de oturan padişahlar, bu kasırda kutsal emanetlerin korunduğu dairenin karşısında bulunan odada vakit geçirirlerdi. Yabancı misafirler ise arz odasında alay köşkünde ve özellikle sultan IV. Mehmet devrinde saray bahçesinde kurulan çadırlarda kabul edilirdi. Kutsal emanetlerin bulunduğu odanın içinde 1 metre eninde 2 metre yüksekliğinde 7 metrekarelik altın yaldızla süslenmiş aynalı camlardan yapılmış küçük bir oda vardı.