Saray Dışındaki Kasırlar

53
Görüntülenme

Edirne sarayında kasırlar, sarayın iç bahçelerinde, Saray bahçesi denilen Hadaik-ı Hassa içinde ve bir kısmı da şehir çevresinde bulunurlardı..

 

Şikâr kasrı

Sultan Mehmed dâiresinin karşı tarafında ve Şehvar havuzu civarında Dolmabahçe duvarı üzerinde 14 m uzunluğunda, 7,5 m genişliğinde büyük bir salondan ve alttaki dört odadan ibaret olup, Sultan IV. Mehmet döneminden kalma av köşkü vardı. Alt kattaki odaların dış pencereleri yoktur. Divan odasının bir kısmı cumba tarzında olup mermer sütunlar üzerinde bulunurdu. Kasrın altında Şikâr kapısı denen Gülhane çayırlığına açılan bir kapı mevcut idi.

Aynalı Köşk

Aynalı Köşk, Dolmabahçenin ikinci katında Sultan Ahmed dairesinin hizasında Gülhane çayırlığına bakan bahçenin duvarı üzerinde IV.Sultan Mehmed döneminde yapılmıştı.. II.Sultan Ahmed bu kasırdan değişik kıyafetlerle dışarı çıktığından Tebdil Köşkü de denilmiştir. Üst kattaki oda 14 m uzunluğunda ve 7 m genişliğinde idi. Şikâr Kasrı gibi piramit şeklinde kurşun kaplı çatısı vardı. Zemin katında saray çalışanlarına ait iki oda vardı.
Tebdil kapısı bu kasrın altındadır. Kasrın üst kattaki odasının duvarlarında ve tavanın ortasında büyük aynalar vardı. Bu kasırdan sonra Edirne Sarayı’nda kasır inşa edilmedi.

Bostancıbaşı kasrı

Sepetçiler kasrı da denilen bu kasır, Hadika-i Hassa (Saray bahçesi) içinde adalet kasrının batı tarafında, Tunca nehrinin 10 m yakınında idi. Yapının batı bölümü Saray çalışanlarına ait zemin kat ile Sultanlar ve Bostancı ağalarına ait 20 odalık üst kattan oluşuyordu. Üst katta ayrıca bir mescit ve hamamı olup çatısı kurşun örtülü büyük bir kasırdı. Kasrın güneye bakan kapısından bir sofaya çıkılmaktaydı. Bu sofadan padişah makamının bulunduğu Divanhaneye geçilmekteydi. Divanhanenin ortasında denizliği dört köşeli bir havuz bulunurdu. Evlerde ve bahçelerde inşa edilen , teknesi mermerden yapılan havuzların altında ve bulundukları zeminin tesviye edilmesiyle etrafına 3-4 cm yüksekliğinde aynı mermerden yapılmış geniş bir alan vardır ki buna denizlik denilmekteydi.

Terazi Kasrı

Kanuni Sultan Süleyman’ın Edirne’ye yaptırdığı su kemerleri ile saraya su getirtmiş idi. Suyu sarayın en yüksek katlarına çıkması ve uzakta bulunan kasırlara ulaşması için su terazilerine ihtiyaç vardı. 21,60 m yüksekliğinde 7,20 m genişliğinde dış duvarları yontma taştan 2 büyük kule inşa edilmişti. Bunlardan birincisi saray içi çıkışı civarında diğeri Fatih köprüsünün saray içi girişi karşısındadır. Terazi kasrının 2,5 m genişliğinde tuğla ve horasan harcı ile örme duvarları içinden yükselen, 90 cm genişliğindeki mermer kademeli merdivenler ile kulenin tepesindeki Padişaha mahsus 14 m²’lik döşeli bir odaya çıkılmaktaydı. Bu odanın, etrafı sedirli, zemini mermer döşeli ve ortasında da bir havuz vardı. Terazinin zemin katı ile birinci katında görevli odaları, üçüncü katında su terzihanesi vardı. Bu kule Vali Abdurrahman Paşanın 1893 yılında yıktırılarak taşları Mekteb-i Sanayiinin inşasında kullanılmıştır.

Adalet Kasrı

Saray içinde halk tarafından cephanelik köprüsü denilen saray içi girişi karşısında bulunan taş kuleye Adalet Kasrı denilmektedir. Günümüzde de mevcut olan Adalet Kasrında da Terazi Kasrında ki gibi bir mimari tarz kullanılmıştır. Fakat Adalet Kasrı doğu mimarisine daha yatkındır. Adalet Kasrının üst katında padişaha ait olan son derece güzel süslenmiş ve bezenmiş bir oda bulunmaktaydı. Bu odanın iç tavanı kubbe şeklinde yüksek bir piramit olup çatısı kurşun kaplı ve üzerinde altın yaldızlı nişanı vardı. Vali Abdurrahman paşa Adalet Kasrını da yıktırmaya teşebbüs etmiş, üst katın duvarları indirildikten sonra eski eserlere meraklı olan Edirne Rus Konsolosu Mösyö Lişin müdahale ederek bu yapının yıkımından vazgeçirtmiştir. Vali konsolosa verdiği söze sadık olmadığından, Bu defa Sultan II. Abdülhamit’e telgrafla müracaat emiş, ricası kabul olunmuştur. Bunun üzerine Vali Abdurrahman paşa hastalanarak 15 gün yataktan çıkamamıştır.

İftar Köşkü

İftar Köşkü , Adalet Kasrının 15 m kadar doğusunda 1663 yılında Tunca sahiline inşa edilmiştir. 9 m uzunluğunda ve 6,5 m genişliğinde ve dört tarafında da geniş pencereleri vardı. Çatısı kurşun ve zemini mermerden yapılmıştı. Nehire bakan tarafında 4 m boyunda 2 m genişliğinde, sütunlarla desteklenen bir balkon vardı. Kasrın pencereleri yarısına kadar parmaklıklı olup, kafesler haricinde de pencerelerin çift kepenkleri vardı. Kasra dört basamaklı geniş bir merdiven ile çıkılmaktaydı. Hadaik-ı Hassa (Saray Bahçesi)’ yı oluşturan ada biri büyük diğeri küçük iki parçadan oluşuyordu. Bu kısımlar üstünde dar bir geçit vardı. Geçidin girişine “Tokat” denilmekte olup adı geçen yere bülbül kasrı yapılmıştır. Duvarları 2,5 m yüksekliğinde olup büyük yontma taşlardan örülmüş bir zemin kat üzerine, 14 metre kare büyük oda, 7 metre kare küçük oda ve bazı ilave yapılardan oluşmuş olup dört tarafında da 2m genişliğinde birer dehliz vardı. Piramit şeklinde olan çatının geniş saçakları 12 ahşap sütun üstünde dururdu. Kasrın enkazı ile Saray içi bölgesinde bir gazino inşa edilmiş, Rus istilasında bu gazinonun keresteleri yakacak olarak kullanılmıştır.

Değirmen Kasrı

Tavuk ormanı (Hadaik-ı Hassa) içindeki ve Dolmabahçe kapısı karşısında Tunca nehrinin doğu sahilindeki rıhtımlar üzerine 1672 yılında değirmen ile beraber “Değirmen kasrı” adıyla da bilinen bir kasır inşa edilmiştir.
Bu kasır îki oda, bir sofa ve diğer kısımlardan oluşmuş olup, kurşunlu bir çatı ile örtülmüştü. Kasrın nehre bakan tarafındaki çatının saçakları bir gölgelik oluştursun diye 5 ahşap sütunla desteklenmiş ve koridor üzerine çıkarılmıştır Direklerin kaideleri arasında parmaklıklar konulmuştur. Kasrın sofasının bir kapısı da bu terasa açılır. Edirne’de erkeklerin nehir sahillerindeki değirmenlere giderek özel şekilde döşenmiş ve hazırlanmış odalarda sazlı, sözlü şekilde eğlendiklerinden Dördüncü Sultan Mehmet’in bu eğlencelere katılmak için kasır ve değirmeni inşa ettirdiği rivayet edilir.

Bayırbahçe Kasrı

1621 yılında ordu ile Edirne’ye gelen Sultan II. Osman, Mahmudiye kışlasının doğu tarafında Tunca’ya bakan ve ve hakim bir tepe üzerinde büyük bir kasrın inşasına başlatmış ve 10 yılı aşkın bir süre inşaat bekledikten sonra 1632 yılında Edirne’ye gelen Sultan IV. Murad tarafından tamamlatılmıştır. Bir zemin katıyla bodrum katından ibaret dokuz oda ve bir büyük salonlu olup kurşun örtülü olan çatısı doğu ve batı yönlerinde bulunan terasları örtmek için dışa doğru uzatılmış ve ahşap direklerle desteklenmiştir. Oda kapılarının açıldığı salonun zemini mermer döşenmiş ve ortasına mermerden bir havuz konulmuştu.

Mumuk Sarayı

Sultan II. Selim tarafından saray ovasının çukur çayır tarafına Hacı Doğan tepesinin güney batısına Tunca nehrine çok yakın bir yerde inşa edilmiştir. Bayırbahçe kasrı önünde Tunca nehri üzerinde bir ahşap köprü vardı. Bu köprüden geçilerek Mumuk kasrına gidildiğinden köprünün ismi Mumuk köprüsü kalmıştı. Daha sonraki zamanlarda bu köprüye Topçular Köprüsü denmekteydi.

Köşk Kapı Kasrı

Saraçhane köprüsünün saray tarafındaki çıkışı civarında iki katlı çatısı kurşun döşenmiş “Köşkkapı” adıyla bilinen kasırdı. Üst katında büyük bir salon ile odalar zemin katında iki oda, iki sofa ve bir salondan meydana gelmekteydi. 20 m uzunluğunda ve 14 m genişliğinde bir yapıdır.

İydiye Kasrı

“lydiye” veya “Saraçhane kasrı” denilen kasır Sultan IV. Mehmet tarafından 1673 yılının mart ayında inşa ettirilmiştir. Kasır iki katlı olup kasrın 4 tarafında 4 m genişliğinde terası vardı. Terasın zemini on iki mermer sütuna ve terasın üzerine uzanan çatı saçakları da yine bu mermer direklere dayanırlar. 12 ahşap sütun vardır. Zemin katında 2 oda ve ikinci katta 1 büyük oda ve çeşitli odaları ve piramit şeklindeki çatısında yaldızlı işlemeler vardı.

Çadır Köşk

Saray ovasına hâkim bir yeşillik içinde ve büyük ağaçlarla gölgeli bir koruluk idi. Eski sarayın bahçesinden olan bu korulukta Sultan IV. Mehmet alt katında bir kaç odadan ibaret “çadır köşk” adını alan bir kasır inşa ettirmişti. Sarayın harem dairesinde “hastalar sofası” adıyla bilinen, sağlıklarından şüphe duyanlar bu kasra gönderildiklerinden “hastalar odası” veya “hastalar sarayı” denilmiştir. 1819 yılında Tophane deposu ile Topcubaşı dairesi bu yerde inşa edilmiş. 1875’te bu daireler yerine Askeri hastane inşa edilmiştir.

Hıdırlık Kasrı

Edirne’yi kuşatan Tunca, Meriç ve Arda nehirleri vadilerine hâkim iki yüksek tepeden denizden yüksekliği 90 metre olan Hıdırlık tepesine kasır inşa edilmiştir. 1670’te Hıdırlık tepesinde inşa edilen kasırdan Evliya Çelebi şu şekilde bahsetmektedir. Sultan IV. Mehmet, bu yüksek yeri gönül açmasından hoşlanarak bir cami ile bir saray bina olunmasını emredip bir yılda cami ile saray inşa edilmiştir. Balkan savaşında Edirne müdafii Şükrü Paşanın karargâhı tesis ettiği Hıdırlık tabyası, bu kasrın arsasına yaptırılmıştır. Tabya civarındaki Ermeni mezarlığının kenarındaki bulunan çeşmesi kasrın ahırlarına aittir. Bugün bu mezarlık yeri artık bulunmamaktadır. Cami ve Hızır babanın tekkesi ve türbesi bu tabyanın 200 m kadar doğusunda bulunurdu. Tekke günümüze ulaşmadıysa da türbe günümüzde de ziyaret edilmektedir. Bulgar işgali esnasında Yıldırım semtinde yaşayan Rumlar bu türbeyi tahrip ettiler. Hıdırlık kasrı iki katlı on bir odadan oluşmakta ve çatısı kurşun kaplı idi. müteşekkil ve çatısı kurşun örtülü imiş. Yıldırım düşerek kasrın tamamen yandığı rivayet edilir. Sultan II. Mahmud Kasrın bahçesini mezarlık olarak kullanılmak üzere Ermenilere bağışlamıştır.

Buçuk Tepe Kasrı

1701 yılında Sadrazam Amcazade Hüseyin Paşa tarafından inşa ettirilerek ikinci Sultan Mustafa Han’a hediye edilen Buçuktepe kasrının mimarisi ve iç yapısı ile ilgili bir belge yoktur. Kasrın bahçesinde halkın gezmelerine izin verilmişti.

Yıldız Kasrı

Sultan II. Murad Kıyıkta dört kaya mevkiinde Maltepe adıyla anılan yerde “Yıldız kasrı” denilen kasrı inşa ettirmişti. Fatih Sultan Mehmet’in çocukluğuna bu kasırda yaşadığı ve yakalandığı hastalıktan bu kasırda kurtulduğunu zamanın söylentisi olarak Rıfat Osman aktarmaktadır. İkinci Rus işgalinde harap bir halde bulunan kasır yıkılarak enkazı yakılmıştır. Ruslar, Edirne’yi terk ettikten sonra kıyık tabyasına destek üzere temelleri sökülmüştür.

Demirtaş Kasrı

Edirne’nin güneyinde Demirtaş ve Sinekli ovası denilen geniş bir saha ile şehrin arasından Tunca ve Meriç nehirleri geçer iken bir ada vücuda gelirdi. Cenubunda Arda ve şimalinden Meriç nehirleri akan adanın koruluğu içinde ve Meriç nehri sahilinde “Demirtaş Kasrı” adıyla bilinen, Sultan I. Ahmed tarafından bir kasır inşa ettirilmiş ve kasrı Sultan IV. Mehmed tarafından yenilenmiştir. Bu kasrın rıhtımları üzerine jandarma karakolu ( Bugün Gümrük muhafaza karakolu olarak bilinen yer Edirne Belediyesi tarafından restore edilmiş ve bir restorana dönüştürülmüştür.

Edirne’ye gelen yabancılar kale içinde ikamet ettikleri halde Dördüncü Sultan Mehmet bu kasrı yabancı misafirlere tahsis etmiştir. 1672-1673 yıllarında Fransa hükümeti tarafından sefaretle gönderilen Marki dö Nuvantel bu kasırda misafir olmuş ve yanındaki memurlarından Galland isminde bir zatın kaleme aldığı “1672-1673 yıllarında İstanbul’da ikamet esnasında “Antoine Galland’ın Hatıratı” adlı eserinde şunlar yazılmıştır. “18 Mart 1673 perşembe – “Uzun iki kayığa binen Sultan IV. Mehmet ve maiyeti saray ahırlarının bulunduğu Ahır köyüne geçmiştir. Bu kayıklar nehrin kenarında sefirin ikamet ettiği dairenin önünden geçmiştir. Akşam kayıklar ile Padişahın dönüşünde çok yağmur yağmıştır.”

Saray-ı Akpınar

Sarayakpınar köyü Edirne’nin Kuzey batısında yüksek bir yerde bulunur. Edirne Sarayına 1453 yılında Fatih’in getirttiği suyun kaynağı Sarayakpınar köyü civarındaydı. 1671 yılında Sultan IV. Mehmet bir büyük kasır inşa ettirmiştir. Kasrın Tunca nehrine bakan tarafında 7,5 m yüksekliğinde bir kale olup, iki divanhane (salon), sekiz oda ve bir hamamdan ibaretti. Bu kısım Sultan ait olup, batı tarafında 50 m genişliğindeki bölüm görevlilere ayrılmıştı. Bugün yeri bile bilinmeyen bu kasır tamamen meçhuldür.