Ahmet BÂDİ

Edirne tarihine ışık tutanlardan biridir.

15
Görüntülenme

Ahmet Bâdi, İbrâil’li Kaltakkıran Mehmed Ağa’nın oğludur. Dedesi Osman Çelebi 1801 İbrâil’de vefat etmiştir. Bugün, Romanya hudutları içinde bulunan İbrâil, Ruslar tarafından 1810 tarihinde işgal edilince, Mehmed Ağa, önce Rusçuk’a oradan da Edirne’ye göç etmiş, Edirneli yeğen Hacı Ahmet Paşa’nın hizmetine girerek beşlül ağalarından olmuştur.

Ailenin lakabı Müstecâboğlu iken babası Mehmed Ağa’nın Romanya’da bozguncu faaliyetlerde bulunan, Etniki Eterya komitacılarıyla giriştiği mücadelelerdeki fedakârlığı ve bir cirit oyunundaki galibiyeti sonucu, Kaltakkıran lakabıyla anılır olmuştur. Ahmet Bâdi’nin annesi ise Halil kızı Ayşe Sıdıka Hanım’dır.

Doğum Yeri, Tahsili

Ahmet Bâdi 12 Recep 1255’te (21 Eylül 1839) Edirne’de Kirişhâne semtinde Konduk Osman, yeni adıyla Talat Paşa Mahallesi’nde doğmuştur. İlk öğrenimini, Kirişhâne’deki Taş Mektep, şimdiki Kadri Paşa İlkokulu’nda tamamlamış, daha sonra özel dersler alarak kendisini yetiştirmiş, bir müddet Selimiye Camii’nde Arapça ve Farsça okumuştur. Özellikle hat sanatındaki başarılarıyla ün yapmış devrin hattatlarından ders almıştır.

Memuriyet Hayatı

Ahmet Bâdî,1863 yılında 25 yaşında iken seyyar arazi kâtibi olarak devlet hizmetine girer. 1868 yılına kadar Filibe, Edirne, Tekirdağ, Vize ve Lüleburgaz’da çalışır. 1868 yılında Edirne’ye 3. sınıf emlak katibliğine atanır. Bir yıl sonra terfi edip başkatip olur. 1871 yılında yine terfi ederek Edirne vilâyeti emlak müşavirliğine getirilir. Aynı görevle 1872-1873 yıllarında Yanya, 1875-1879 yıllarında Bosna, 1879-1883 yıllarında Kastamonu’da bulunur. 1883 yılında Trabzon’a vergi müdürü olarak atanır ve aynı yıl ikinci dereceden Osmanlı nişanıyla ödüllendirilir. Oradan 1884 Diyarbakır vergi müdürlüğüne getirilir.

Uzun süren bu gurbet hayatından sonra 1889 yılında yine vergi müdürü göreviyle çok sevdiği Edirne’ye döner. Bu görevini 1897 yılına kadar sürdüren Ahmet Bâdi, oğlu Faik Efendi’nin, meşrutiyetçilerin arasında bulunduğu şüphesiyle sorgulanıp Konya’ya sürülmesi üzerine, oğlunu yalnız bırakmamak için değiştirilerek Konya vergi müdürlüğüne, oradan da 1901 yılında Bursa vergi müdürlüğüne atanır. Başarılı hizmetlerinden dolayı Bursa’da bu sefer üçüncü dereceden Osmanlı nişanı ile ödüllendirilir. Bu son görevinden 1907 yılında kendi isteğiyle emekliye ayrılır.

Hastalığı ve Ölümü

Ahmet Bâdi, emekli olduktan sonra rahatsızlanır ve tedavi olmak için getirildiği İstanbul’da 1908 (H.1325) yılında ölür.

Mezarı

Ahmet Bâdî’nin mezarı konusunda da iki ayrı görüş vardır. Adı geçen araştırmacılardan Rifat Osman dışındakiler, Eyüp’te, Merdivenli Kabristanda’dır derken, Rifat Osman “Edirnekapı dışında İbrahim Çelebi Hazretleri yakınında defnedilmiştir” der.

Ahmet Bâdi’nin Tarih Araştırmacılığı, Şair ve Yazarlığı

Araştırmacı Yönü

Bir maliyeci olarak tam kırkdört yıl 12 şehirde devlet memuriyetinde bulunan Ahmet Bâdi, memuriyetinin 17 yılını Edirne ve civarında geçirmiştir, iki defa devlet nişanıyla taltif edilen bu titiz tabiatlı, görevine düşkün devlet adamı, memuriyeti dışındaki mesâisini gece gündüz demeden araştırmaya vakfetmiştir. Oğlu yüzünden Edirne’den Konya’ya gidişi bile onu küstürmemiş “Yed-i Kudretin cihât-ı muhtelife-i kâinata neşr ettiği erzâk-ı mukaddereyı toplamak üzre hasbe’l-memûriyye Edirne’den infikâk mecburiyeti yüz göstermekle…” diyerek gurbete, Allah’ın, kâinatın çeşitli yörelerine dağıttığı rızıklardan hissesine düşeni toplamak için gittiğini söylemiştir.

Ahmet Bâdi, bu uzun gurbet hayatında ve Edirne’deki memuriyetlerinde, resmi görevi dışındaki çalışmalarını iki büyük eser üzerinde yoğunlaştırmıştır. Bunlardan biri “Riyâz-ı Belde-i Edirne” adlı tarihi, ikincisi ise bir edebiyat araştırıcısı olarak derlediği “Armağan’dır”. Diğer eserleri, içeriği itibariyle bunlardan sonra bahsedilmektedir.

Tarih ve Edebiyata Bakışı

Bâdi, tarih ve edebiyatı bir milletin var oluşunun temel taşları olarak niteler. Ünlü tarih eseri, Riyâz-ı Belde-i Edirne, yaşayan ya da kaybolmuş tarihî eserleri, unutulmaması gereken şairleri, alimleri, devlet adamlarını tanıtıp, diri tutmak suretiyle, halkı nasıl yakından ilgilendiriyorsa, Armağan da, bir kısmı bugün kullanılan bir kısmı ise kaybolmaya yüz tutmuş mensur ve manzum atasözlerini yaşatmasıyla, yine halkımızı yakından ilgilendirmektedir.

Bu eserleriyle Bâdi, halka hizmeti görev edinmiş bir alimdir. Bu iki eser dışında, şiirlerini topladığı biri kayıp iki divanıyla da şairlik yönünü ispatlamış, divan şiirinin bitti denildiği yıllarda özellikle gazelleri ve tarihleriyle büyük şairlerle boy ölçüşmüştür. Bâdi, şiirle matematiği birleştirerek esas mesleğini yakından ilgilendiren “Tavzîhü’l-ebvâb ala Teshîli’l-hisâb” adlı bir de matematik kitabı yazmış, böylece hem sosyal hem de fen sahasında kitaplar yazan nadir şahsiyetler arasına girmiştir.

Ahmet Badi’nin Eserleri

Riyâz-ı Belde-İ Edirne

Müsveddesi 3 cilt halinde Edirne Halk Kütüphanesi , T.Y. 2315 numarada kayıtlı bulunan bu eserin temize çekilmişi İstanbul Bayezid Devlet Kütüphanesi’nde, 3 cilt halinde, T.Y.-10391 numarada kayıtlıdır. 1478 sayfalık bu büyük eseri, Ahmet Bâdi 17. yüzyıl tarihçilerinden Edirneli Abdurrahman Hibri’nin 1359-1633 yılları arasındaki Edirne’yi anlatan “Enîsü’l-Müsâmirîn” adlı tarihini, yer yer düzelterek yer yer de tamamlayarak 1633-1900 yılları arasındaki 267 yıllık tarihi de ilave etmek suretiyle yazmıştır. Bâdi, eserin üçüncü paragrafında “Ebnâ-yı beşer ki şân-ı insâniyyeti muhafaza için ilm ü marifetle tezyîn-i zât etmeğe mecburdur.” “İnsanoğlu insan olmanın şerefini koruyabilmek için kendisini ilim ve marifetle süslemelidir.” dedikten sonra bunu bir kutsal emir sayarak övünç duyduğu insanlık ve Osmanlılığa layık olmak, vatana ve bu vatanın çocuklarına ufak bir hizmette bulunmak için Osmanlı’nın beşiği olduğu halde özel bir tarihi bulunmayan Edirne’nin tarihini yazmayı düşündüğünü söyler.

Osmanlı’nın ikinci başşehri olan Edirne’nin özel tarihinin, bugüne kadar yazılmayışına üzülmekle beraber, kimseyi de suçlamaz. Kutsal saydığı bu görevde başarılı olmak için eserinde bibliyografyasını verdiği, başta Hibrî’nin Enisü’l-Mü’sâmirin’i olmak üzere Tacü’t tevârih, Naîma, Raşîd, Lutfî tarihleri Sehi, Aşık Çelebî, Latifi, Hasan Çelebî, Güftî, Riyazi tezkireleri gibi tarih ve edebiyat tarihi ile ilgili toplam 83 eseri inceler bu eserlerden başka eserinde adı geçen şairlerin divanlarına, hattatların icazetnamelerine bakar, gazeteleri inceler.

Cami, mescit, tekke ve benzeri yerleri görüp rivayetleri tespit eder; Edirne’de yatan vezirler, emirler, kadılar, alimler, şeyhler ve diğer aziz kişilerin mezar yerlerini bulur ve taşlarındaki kitabeleri tespit eder. Fakat Edirne dışındaki 20 yıllık memuriyet hayatı, topladığı malzemeleri yazıya dökmeğe engel teşkil eder.

Çünkü Edirne’nin tarihi, en güzel şekliyle Edirne’de yazılır. Nihayet 1889’da vergi müdürü olarak tekrar Edirne’ye dönünce, “Şeyhü’l-vüzerâ ve fahrü’l-üdebâ” diye tanımladığı, vali Erzincanlı Hacı Ahmed İzzet Paşa’yla dost olur. Bu devlet adamına, Edirne tarihini yazma fikrini söylemeyi düşünürken istek validen gelir. Vali, Edirne’den birçok kalem sahibi yetişmesine rağmen hiçbirisinin muntazam bir Edirne tarihi yazmadıklarından şikayetçi olur ve bu işi yaparsa kendisine, maddi ve manevi yardımda bulunacağını söyler.

İşte bu teşvikle Bâdi toplamış olduğu belgeler ışığında, eserini, 1891 yılında yazmaya başlar. 16 yıl sonra tamamladığını söylediği bu üç ciltlik tarihin ilk cildinin müsveddesi, 1892’de tamamlanır ve kitap camileri, mescidleri, medreseleri, tekyeleri, zaviyeleri, hamamları ve bu tür yapıları içerir. Bu ilk cilde Bâdi, “Armağan-ı Bâdi” adını verir. İkinci ciltte ise valiler, kadılar, vezirler, emirler, âlimler, şeyhler, hattatlar ve şâirlerin hayat hikâyelerine yer verir. Bu cilt tamamlanmadan Ahmet izzet Paşa ölür. Bâdi büyük bir karamsarlığa düşer. Fakat bu işi yarım bırakmanın vebalini çekemeyeceğini düşünür.

Büyük bir gayretle 1895’de tamamladığı bu ikinci cilde “Riyâz-ı Belde-i Edirne” adını verir. 1896’da Bâdi, vergi müdürü olarak Konya’ya gitmek zorunda kalır. Bu gönülsüz bir gidiş olmasına rağmen, kimseye sitem etmemiş, malzemesini yanında götürerek 3. cildi de orada yazmıştır. 1898’de tamamlanan bu ciltte kasabalar ve özet olarak bu kasabalardaki alimler, şeyhler ve şairler yer alır. Bu cilde de Bâdi “Devâyih-i Mülhakât-ı Vilâyet-i Edirne” adını verir.

Eserin bütününü 1905’de Bursa’da temize çeker ve her bir cildin sonuna tarih düşürmesine rağmen ilk iki cildini “Riyâz-ı Belde-i Edirne”, 3. cildini ise “Devâyih-i Mülhakât-ı Vilâyet-i Edirne” diye adlandırır.

Öncelikle, eserin yazımında kendisine yardımcı olan, himayesini gördüğü Hacı Ahmed İzzet Paşa’ya devrin alimlerinden saydığı Ali Remzi ve Tatar Mehmed Rüşdü Efendilere sonunda da Padişah II. Abdülhamid’e teşekkür eder ve eksikleri için af dileyerek 1905 yılına isabet eden şu tarihi düşürür.

Vâsıl-ı hadd-i hitâm olduğu dem ey Bâdı
Okuyanlar dedi tarîkini a’lâ târih

Yazar, mukaddimesinin sonunda, eserinin dördüncü cildini “Muâvene” adıyla düzenlediğini ve üç cildi temize çekerken yaptığı hataları numaralayarak bu ciltte doğruladığını ayrıca yeni ilaveler yaptığını söylemekteyse de diğer araştırmacıların hiç bahsetmediği bu 4. cilde ulaşmak mümkün olamamıştır.

Armağan

5675 mensur ve 5106 manzum atasözü ve deyim ihtiva eden bu eser, sahasındaki eserlerin en hacimlisi olması bakımından büyük bir önem taşımaktadır.

Bâdi, halkın malı olan atasözleri ve deyimleri ve bunların divan şiirindeki örneklerini tespit etmiş ve alfabetik sırayla yazmıştır.

Eserde, harf başlıkları ve her atasözü ya da deyimin numarası ve şairin dikkatini çeken bazı beyitler kırmızı mürekkeple yazılmıştır.

Bâdi, Riyâz-ı Belde-i Edirne’nin ilk cildine “Armağan-ı Bâdî” adını, 524 şâirden bal toplar gibi derlediği beyitleri, halkın ağzından eksik olmayan atasözü ve deyimlerle birleştirerek ortaya koyduğu bu ata yadigârına vermeyi uygun görmüştür.

Armağan’nın ilk sayfasındaki kayda göre başlama tarihi 1874. Bâdi, 34 sene emek verdiği bu esere, bazı ilaveler yaptıktan sonra temize çekmeyi düşünmüşse de ömrü vefa etmemiştir.

Divân

Edirne il Halk Kütüphanesi’nde T.Y. 2302 numarada kayıtlıdır. Bâdî, Dîvânını da müsvedde olarak bırakmıştır. Gazeller dışındaki şiirler bir sıra gözetilmeden yazılmıştır. Eserin, başta ve sonda toplam 15 sayfası boştur.

İlk sayfada, Kastamonu’da 1871’de Mevlevi hangâhı için yazdığı bir tarih yer almaktadır. Divânda, sıra gözetilmeden yazılmış çoğu vefatla ilgili 85 tarih, 13 kaside, 6 tahmis, 1 müseddes, 6 şarkı, 1 tesdis, 206 gazel, 1 lugaz, 9 beyit, 35 müfred, 24 kıt’a bulunmaktadır.

Bâdi, son görev yeri olan Bursa’da Hacı Baba Dergâh-ı Şerifi şeyhi, Hacı Bahâ Efendi’nin ölümüne 1903’de tarih yazmıştır, tek tarih şiiri 1871 olduğuna göre, Divânı’ndaki şiirler, 32 yılın mahsulüdür. Bâdi, tarih düşürmede ustadır. Tarih şiirlerinin birçoğunu yakın dostlarının ölümü üzerine yazmıştır. Ayrıca cami, çeşme gibi binaların yapımına da tarih düşürmüştür. Edirne valisi Hacı Ahmed İzzet Paşa’nın, Üç Şerefeli Camii yakınlarındaki türbesi üzerindeki on beyitlik manzume Bâdi’nin, Paşa’nın Ölümü üzerine düşürdüğü tarihtir. Ölüm tarihini ihtiva eden son beyit şöyledir:

Yaş döküp iki gözünden dedi Bâdi tarih
Göçdü Firdevs-i alaya Hacı İzzet Paşa

Divânındaki gazellerinde sadece “Râcih” mahlasını kullanır. Bu mahlası kendisine Edirne büyük eyalet meclisi başkâtibi, Rusçuklu Hacı Hafız Mustafa Paşa vermiştir. Halk arasında Ahmet Bâdi, diye tanındığından, gençlik yıllarından beri kullandığı bu mahlası bırakmış, ele geçmeyen 2. Divânındaki gazellerinde Bâdi mahlasını kullanmıştır. Armağan’da geçen 86 beyitin bütünü Bâdi mahlaslıdır.

Bâdi, Riyâz-ı Belde-i Edirne’de kendisine vergi müdürleri arasında yer vermiştir. Şairleri anlattığı ikinci ciltte ise, tevazu göstererek Nâ-bî’nin şu beytini işaretler;

Kiminin camii var kimi yapar pül Nâbî
Şu’arâmn n’olur âsârı sühanden gayri

Şiirlerinin güzel olmadığını sâdece duaya vesile olmak için kendisine de şairler arasında bir yer ayırdığını söyler ve Bâdi mahlaslı sekiz gazelini yazar. Gerek bu sekiz gazel ve gerekse Armağan’da geçen Bâdi mahlaslı 86 beyitte ikinci divânının var olduğunu ispatlamaktadır. Örnek aldığı gazellerinden birinin matlası şöyledir;

Kâfu nûn üzre kurulmuş bir binadır kâinat
Bak ne âlîdir nasıl hayret-fezadır kâinat

Divân tertibinde bir sıra gözetilmemişse de mürettep bir divânın ihtiva ettiği bütün özelliklere sahiptir. Harf tertibine göre her harften gazeller bulunmaktadır. Bâdi, Tanzimat sonrası doğan, yeni edebiyat akımlarından hiç etkilenmemiş, klasik bir divân şairi niteliğini muhafaza etmiştir. Gazellerinin dili, kaside ve tarihlerine nazaran daha sadedir. Matla ve makta beyitli gazeli buna bir örnektir:

Kasd edüb evvel harâb-ı cana cânâ gözlerin
Tîr-i müjgânın meğer kılmış müheyya gözlerin

Göz göz olur hâne-i kalbi dil-i Râcih gibi
Kim temaşa eylese bakışların yâ gözlerin