1. Rus İşgali

14 Eylül 1829 tarihli Edirne Antlaşması ile 3 aylık işgal sona erdi ancak işgaller burada sona ermeyecekti.

28
Görüntülenme

Osmanlı-Rus Savaşı’nın Sebebi

Edirne Barışı ile sona eren 1828-29 Osmanlı-Rus savaşının asıl sebebi, Mora ayaklanmasıdir. 1821 yılından beri devam eden Mora isyanı, 1827 yazında kesin surette bastırılmakta iken, öteden beri Rumları teşvik eden ve yardımlarını esirgemiyen Avrupa devletlerinden İngiltere, Fransa ve Rusya’nın fiilî müdahaleleri olmuş, Navarin limanında demirli duran Osmanlı-Mısır donanması hiçbir sebep yokken son derece kalleşcesine ve bütün milletlerarası kurallara aykırı bir davranışla imha edilmiştir.

Osmanlı’nın Durumu ve Rusya’nın savaş ilanı

Aynı olaydan bir yıl Önce de Yeniçeri ocağı kaldırılmış ve yerine kurulan Nizamiye ordusu, henüz emekleme çağına girebilmiş bulunduğundan, bu tarihte Osmanlı devleti kara ve deniz kuvvetlerinden yoksun bir durumda bulunmaktadır.

Bu hali asırlardan beri gütmekte olduğu emellerinin gerçekleşmesi için tam bir fırsat sayan Rusya, Osmanlı devletinden, kabulü imkânsız birtakım isteklerde bulunmuş, bu istekleri reddedince de savaş ilân etmiştir. II. Sultan Mahmut gibi enerji ve iradenin timsâli olan bir hükümdar, içinde bulunduğu şartların ümitsiz denecek derecede ağırlığına rağmen, Rus saldırışına şiddetle mukabele etmekte tereddüt göstermemiştir.

1828 baharında Prut nehrini geçen Ruslar, karşılaştıkları çetin savunma sonucu olarak o yıl fazla bir iş görememişlerdir. Fakat ertesi yıl daha büyük bir gayret ve cüretle hareket ederek Tuna’nın güneyindeki toprak ve kalelerimizi arka arkaya işgal etmeye, nihayet Balkan dağlarını aşarak Edirne ve İstanbul üzerine yürümeye başlamışlardır.

Sadrâzam Reşit Mehmet Paşa’nın komutası altında bulunan Osmanlı Ordusu, Rus orduları başkomutanı General Diebiç’in kuvvetlerine Yanbolu ve İslimiye mevkilerinde yenildikten ve Sadrâzam Şumnu kalesine çekildikten sonra Ruslara Edirne’nin yolu açıldı. Böylece General Diebiç, Ağustos 1829 ortalarında, Yanbolu-Büyük Derbent yolu ile Tunca’nın sağ kıyısı boyunca Edirne’ye doğru harekete geçti ve 19 Ağustos’ta Edirne önünde ordugâh kurdu. Bu ordunun mevcudu 20.000 kadardı.

Halil Paşa ve Şehrin Teslimi

O günlerde Edirne’de 80.000 nüfusla 15.000 kadar asker bulunmakta idi. Rusların çabuk başarıları üzerine etrafta bulunan Osmanlı birlikleri de Edirne’ye doğru çekilmekte idi. Ayrıca Vidin’den Sofya’ya gelmiş bulunan İşkodra valisi Mustafa Paşa’nın komutasındaki 40.000 askerin de Edirne’ye gelmesi beklenmekte idi. Edirne’yi müdafaa etmeye Halil Paşa memur edilmiş bulunuyordu. Bu şartlar altında Halil Paşa’nın, hiç olmazsa bir müddet için, bütün imkânları toparlayarak şehri müdafaa edeceği düşünülüyordu.

Nitekim Edirne’de bulunan Divan-i hümâyun tercümanı Hoca İshak Efendi’nin nezareti altında şehrin çevresine istihkâmlar inşasına başlanmıştı. Ancak Rusların süratli davranmaları, bu istihkâmların bir dereceye kadar olsun tamamlanmasına imkân bırakmıyordu.

Hal böyle iken Serasker Kaymakamı ve Edirne muhafızı Halil Paşa, daha baştan beri, Rus kuvvetlerine karşı direnmeyi imkânsız görmüştü ve şehri müdafaasız düşmana teslim etmeye kararlı görünmekte idi. Muhakkak ki Halil Paşa’nın bu şekilde davranışında bir takım ciddî sebepler vardır.

Bunların başında, o vakte kadar edinilen tecrübelere göre Osmanlı askerinde savaş gücü noksanlığının anlaşılmış bulunması keyfiyeti gelmektedir. Gerçekten de Rusların umulmadık bir çabuklukla Balkanları aşmaları ve Edirne ile Kırklareli üzerine aynı zamanda yürümeleri, İstanbul’da telâş uyandırmış ve savaşan orduların başında bulunan komutanları yıldırmıştı.

Sadrâzam Reşit Mehmet Paşa, Şumnu’da kuşatılmış bekliyor ve İstanbul’a anlaşma yapmaktan başka çare kalmadığını bildirerek bir an evvel barış yapılması tavsiyesinde bulunuyordu. İslimiye’nin Ruslar tarafından işgalinden sonra, Edirne’de bulunan Halil Paşa ile İbrahim Paşa ve Vecihi Paşa, Babıâli’ye müşterek imza ile yolladıkları bir mesajda : “Ruslar Edirne’ye geldiğinde muharebeye memuriyetimiz yoktur, musalâha için mütarekeye memuruz” diyeceklerini bildiriyorlar ve kendilerine ruhsatname gönderilmesini istiyorlardı.

II. Mahmut’un Paşalara cevabı

Devletin silâhlı kuvvetleri ellerine emanet edilmiş olan paşaların bu hali karşısında Padişah II. Sultan Mahmud’un şu hatt-ı hümâyunu ne kadar dikkate değerdir :
“Hikmet-i Hûda, bu Şumnu’da bulunanların yılgınlıkları şimdi olmayıp bir müddetten berû bu keyfiyyet bunlarda tekevvün eylemiş ve bu hal ile tuttukları tedâbirde dahi nice nice hatalar zuhura gelerek Kulefçe maddesinde bütün bütün mütehayyir kalıp elleri işe varmaz bir hale gelmiştir. Rusyalû bunların bu hallerini gördüğü gibi bir kat daha hücumunu artırıp akıbet bu pereseye vardı. Rusyalûnun Şumnu’dan ziyade bu tarafa takarrubu bulunmak ve bu cihetle bu tarafın telâşı daha ziyade vukua gelmek iktiza eder iken bunların telâş ve feryatları dahi ziyadeleşiyor. Şurası da garâibden değil midir ki “haşr vukuuna değin bu uğurda çabalarız” diyenlerin hiçbiri de ölmeyip duruyorlar. İşte böyle kavli fiillerine uymıyan herifler ile görülen maslahatın nihayeti böyle bulunur. Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh”

Cephe boyundan gelen böyle haberler üzerine İstanbul’un telâşı büsbütün arttı. Yapılan toplantılarda bir yandan Edirne ve İstanbul’un müdafaaları için gerekli tedbirler düşünülürken bir yandan da Prusya elçisinin aracılığı ile barış yapılmasına karar verildi ve bu konuda gerekli girişimlere geçildi.

İşgali Bekleyiş ve Edirne’de Yaşananlar

Bu telâş ve tereddüt anlarında bizzat Edirne’de neler yaşandığını, Çirmen Kaymakamı Vecihi Paşa’nın sonradan Babıâli’ye göndermiş olduğu detaylı raporda yer almıştır. Bu rapora ve daha başka kaynaklara göre Edirne’de durum şöyledir :
Ruslar Aydos ve Karinabat taraflarına geldikleri zaman Edirne’deki Müslüman halkın göç etmeye hazırlandığı anlaşılmıştır. Bunun üzerine şehrin ileri gelenleri toplanıyorlar ve böyle büyük bir şehrin boşaltılmasının doğru olmayacağı kararına varıyorlar. Mühim kuvvetlerin Edirne’ye gelmek üzere oldukları, yerlerinde kalmaları gerektiği halka söyleniyor. Her kim kaçmaya kalkışırsa erkeği kapısı önünde asılacağı ve karısı nehre atılacağı bildirilerek tehditte bulunuluyor.

Halkın silahlandırılmasına ve şehir çevresinin kuvvetlendirilmesine girişiliyor, fakat Kulefçe bozgunu ve Balkanlar askerinin firarı bu kararın uygulanmasına meydan bırakmıyordu. Aynı zamanda İstanbul’dan da yardım istenmişti. Ancak iş işten geçtikten sonra Babıâli’den, İzmir Muhassılı Hüseyin Paşa’nın Edirne muhafazasına memur edildiği cevabı alınabiliyordu. Fakat Hüseyin Paşa’nın yardımı gecikecekti. Bu sebeple o gelinceye kadar Aliş Paşa bu işle görevlendirilmişti, bu sırada İslimîye’nin işgali haberi ile Rusların Edirne’ye altı saat mesafeye kadar yaklaştıkları haberi geliyordu. O anda elinde bulunan 10.000 kadar bir kuvvetle şehri müdafaaya imkân görmeyen Halil Rifat Paşa, barış sözünün de ortaya çıkmış olduğunu göz önünde tutarak, muharebe edilmiyeceğini Rus komutanına bildireceğini Babıâli’ye ima ediyor.

Rus kuvvetlerinin çok az sayıda olduklarını bilmelerine rağmen Halil ve İbrahim Paşalar mukavemet edilmemesini uygun görüyorlardı. Ertesi gün Ruslar şehrin yarım saat kadar yakınına gelmişlerdi. Bunun üzerine Halil Paşa, Rus komutanına bir heyet göndererek anlaşma yapılmasını istiyordu. General Diebiç böyle bir şeyden habersiz olduğunu ileri sürerek, bazı şartlar altında ertesi sabaha kadar şehrin kendisine teslim edilmesini söylüyor, aksi takdirde hücumla şehre gireceğini bildiriyordu. Generalin şartları şunlardı: Türk askerleri kaleden çıkabilir ve İstanbul hariç olmak üzere istediği tarafa gidebilir. Bütün silâhlar, harb mühimmatı ve sancaklar Ruslara teslim edilecektir. Bu haber üzerine Edirne ileri gelenleri, başta Karslı Ali Paşa ve Molla Efendi olmak üzere Halil Paşa’nın etrafında toplanarak halkın Ruslara silâhla karşı koymaya hazır ve azimli olduğunu bildiriyorlardı. Fakat Halil Paşa ile ibrahim Paşa, Yanbolu ile İslimiye’de Osmanlı askerinin sebatsızlığı sabit olduğundan artık bunlara güvenilmeyeceğini ileri sürerek, halkın bu asil duygusunu tasvip etmiyorlar ve Vecihi Paşa ahaliyi direnişten vazgeçirmeye ikna etmekle görevlendiriliyordu. Vecihi Paşa kendisine düşeni yapıyor, fakat geceleyin askerin, Halil Paşa ile İbrahim Paşa Hazinedarlarının, Mirmiran Behtem Paşa’nın şehirden kaçmış bulunduklarına hayretle şahit oluyordu. Mansûre askerini ise güç halle ve ancak muharebe edilmiyeceği teminatı ile durdurabiliyordu.

İşgal ve Rus Askerlerinin Karşılanması

Bu arada Ruslar, gerçekten şehre hücum edecek şekilde tertibat almış bulunmaktaydılar. Kaleye verilen 14 saatlik teslim mühleti sona ermek üzere idi. Tam bu sırada Rus genel karargâhı önünde iki süvari göründü ve şehrin daha elverişli şartlar altında teslim edileceğini bildirdi.

Rus komutanı ise derhal kıtalarına, şehre doğru ilerlemeleri emrini verdi. Bunlar henüz siperlere varmadan şehirden çıkıp Ruslara sığınan ve hemen hepsi Hıristiyanlardan teşekkül eden bir kafilenin yaklaşmakta olduğu görüldü. Ellerinde şarap, meyva ve ekmek vardı. Sanki bir dost geliyormuş gibi düşmanı karşılıyorlardı.

Aynı zamanda Edirne’nin resmî makamları, İstanbul’dan gelen ve barış yapılacağını bildiren bir mektubu Rus Başkomutanına veriyorlarsa da o dinlemiyor ve böyle savaşsız şehre giriyordu. Halil Paşa ise, Nizamiye askerinin silâhlarını Ruslara teslim ediyor ve kendisi de İstanbul’a gidiyordu.

Böylece Ruslar, mukavemetsiz ve zahmetsiz şehre girmiş ve burada yerleşmişlerdir. Yine aynı gün Kırklareli ve Lüleburgaz da Ruslar tarafından işgal edilmiştir. Bu olaylar, Babıâli’yi barış yapmaya ve Londra kararlarını kabul etmeye zorlamıştır.

Şehre giren Ruslar, ertesi gün parlak bir merasimden sonra bir generali askerî valiliğe getirdiler. Şehir halkına ellerindeki silâhları teslim etmesi için uyarı yapıldı. Türk valinin mülkî görevi eskisi gibi devam edecekti. Rus askerleri Sarayiçi’nde Harem Daireleri yanında çadırlı ordugâh kurdular. Komutanları Bostancıbaşı Kasrında ikamet ediyordu. Bu sırada sarayın bazı dairelerini yıktılar. Tavukormanı’ndaki ağaçları kesip yaktılar. Ayrılırken de saraydaki kıymetli eşyayı ve duvarlardaki çinileri söküp götürdüler.

Ruslar’ın Edirne’den Ayrılışı

Edirne’de kaldıkları müddetçe Ruslar pek rahat edememişlerdir. Yazın boğucu sıcağı, havaların fazla yağışlı gitmesi ve yiyecek azlığı yüzünden asker arasında hastalık yayılmış ve büyük kayıplara yol açmıştır. Hattâ şehrin boşaltılmasından sonra da Edirne hastahanelerinde birçok Rus hastaları kalmıştır. Bunların Türkler tarafından büyük bir özenle muamele görmüş oldukları, defalarca söylenmiştir.

Elinde esasen çok az kuvvet bulunan General Diebiç, böyle ağır şartlar altında İstanbul üzerine yürüyebilecek halde değildir. Bir yandan da îşkodra’lı Mustafa Paşa’nın elindeki zinde bir Osmanlı ordusu onu tehdit etmektedir. Bu itibarla bir an evvel barışın imzalanmasına taraftardır. Sonuçta bilindiği gibi, 14 Eylül 1829’da Edirne Antlaşması imzaladıktan sonra Ruslar Edirne’den çıkıp gitmişlerdir.