Yunan İşgali

Edirne, Osmanlı Imparatorluğu'nun çökmesi ile sonuçlanan müthiş fırtınalar içinde defalarca felâketlere uğramış, defalarca el değiştirmiştir. Fakat sonunda şehrin taşıdığı Türklük damgasının hiçbir surette silinemiyecek kadar kuvvetli olduğu sabit olmuştur. Yüzyıllarca Osmanlı împaratorluğu'nun ikinci başkenti sıfatını muhafaza eden, Türk hâkimiyet ve kültür kudretinin Avrupa içerlerine doğru yayılmasında bir üs vazifesi gören bu şehir, bundan sonra da, zamanın şartlarına uygun olarak, Türkiye Cumhuriyetinin Batı medeniyetine açılan kapısı ve Türk kudretinin bir ileri karakolu vasfını muhafaza edecektir.

58
Görüntülenme

Edirne’nin görmüş olduğu son düşman işgali, Millî Mücadele yıllarına rastlamaktadır. Ancak bu, Birinci Dünya Savaşından sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü ile bütün vatanın uğradığı millî felaketin bir parçasından başka birşey değildir.

Bu sıralarda Edirne, Trakya’nın kaderi ile ilgili savunma hareketinin bir merkezi haline gelmiş bulunmakta idi. Memleketin hemen her tarafında Türk vatanının bütünlüğünü ve Türk milletinin varlığını kurtarabilmek için millî mukavemet hareketleri teşkilâtlanırken burada da Trakya-Paşaeli Cemiyeti adı ile bir millî kurtuluş teşkilâtı kurulmuş, bu ve buna benzer diğer hareketlerin başlıca faaliyet sahnesi Edirne olmuştur.

Sevr muahedesi hazırlanırken Batı Trakya’nın da Yunanistan’a bırakılması istenmiş ve Yunanistan’ın, Fransızların elinde bulunan Batı Trakya’nın yanında Doğu-Trakya’yı da işgale hazırlanmakta olduğu anlaşılmıştı.

Böyle bir işgal teşebbüsüne karşı bütün Trakya’nın savunma görevi, Cafer Tayyar Bey’in komutası altında bulunan I. Kolorduya verilmiş bulunuyordu. Çok geçmeden, o aralık Anadolu’ya geçip de millî savuma ruhunu bütün vatan sathında ateşlemeye çalışan Mustafa Kemal Paşa ile sıkı bir fikir birliği halinde bulunduğundan İstanbul Hükümeti’nin güvenini kaybeden Cafer Tayyar Bey’in yerine Albay Muhiddin Bey I. Kolordu Komutanlığı’na geçirildi.

Muhiddin Bey Anadolu İle işbirliği halinde olmamakla beraber bir Yunan taarruzu karşısında bölgeyi savunmaya azimli bulunuyordu. Bunun üzerine Cafer Tayyar Bey, Trakya-Paşaeli Cemiyeti Merkez Heyetinin kararı ve daha sonra da Büyük Edirne Kongresinin onayı ile “Trakya Milli Kumandanlığını üzerine aldı. Böylece o, adeta bir başkomutan sıfatiyle bütün Trakya’yı savunmak hususunda maddî ve manevî sorumluluğu üzerine almış oluyordu.

Durumun bu şekilde gelişmesi ile Edirne, 1920 Baharında milli savunma hareketi girişimlerinin kongrelerine sahne oldu. 9-13 Mayıs 1920 ‘de toplanan Büyük Kongre’de işgale karşı mevcut asker ve halktan yeni kuralar uygulamak suretiyle toplanacak yeni kuvvetlerle müdafaaya karar verildi.

Yunanlılar, öncelikle Fransızların yardımıyla Mayıs ayı içinde Batı Trakya’yı işgal ediyorlar. İki ay kadar sonra da, 20 Temmuz 1920’de Anadolu’daki bir tümenlerini Marmara kıyılarına çıkararak doğudan ve batıdan Doğu Trakya’ya taarruz ediyorlardı. Hedef tabiki Edirne’dir.

Doğu taraflarını müdafaaya memur 55. Tümen birlikleri, Yunanlıların ilk taarruzları karşısında çözüldü. Batı cephesinde Edirne’yi 49. Tümen müdafaa etmekteydi. Yunanlıların süratle batıya doğru ilerlemeleri ve Tekirdağ ile Çorlu’yu elegeçirmeleri üzerine Edirne’de büyük bir heyecan uyanıyor ve Kolordu Karargahı Edirne’den Sazlıdere’ye naklolunuyor, Uzunköprü cephesinde 69. Tümen, Karaağaç cephesinde (Edirne önlerinde) de 49. Tümen çetin muharebeler veriyor ve hattâ ikinci günü Karaağaç muharebesi kuvvetlerimiz tarafından kazanılıyordu.

Bir nevi başkomutan rolünü oynayan Cafer Tayyar Bey, doğu cephesinde bir gece keşif yapmak için atına binerek ileri hatlara sokuluyor ve bir daha da geri gelmiyordu.
Yunanlılara esir düşünce 55. ve 60. Tümen efradı dağılıyor ve bir kısmı Bulgaristan’a iltica ediyordu.

49. Tümen ise Albay Şükrü Nailî Bey’in komutasında Edirne kapıları Önünde başarılı bir savunmadan sonra genel durumuun gerektirdiği şekilde Büyük Derbent’e geçerek Bulgaristan’a sığınıyordu.

Böylece Edirne, Yunanlıların eline düşmüş oluyordu. (25Temmuz 1920) Şüphesiz ki Yunanlılar, Trakya’yı devamlı olarak ellerinde tutabileceklerini umuyorlar ve bu maksatla Edirne’yi merkez ilan ederek Trakya’da özel bir idarî teşkilât kuruyorlardı.

Bununla beraber halkın karşı koyma ve savunma ruhunu sarsmakta hiçbir zaman başarılı olamadılar. Ancak Trakya ve Edirne’nin kurtuluşu, bütün vatanın kurtuluşuna bağlı bulunuyordu. Kuvayi Milliye ruhu, vatanın her tarafındaki kudretiyle Edirne’de de yaşamakta devam ediyordu.

Nihayet büyük milli zafer ile Edirne’nin de kurtuluşu gerçekleşti ve Mudanya mütarekesi hükümlerine göre 25 Kasım 1922’de Türk ordusu nihai olarak Edirne’de yerleşti.

Edirne, Osmanlı Imparatorluğu’nun çökmesine müncer olan müthiş fırtınalar içinde defalarca felâketlere uğramış, defalarca el değiştirmiştir. Fakat sonunda şehrin taşıdığı Türklük damgasının hiçbir surette silinemiyecek kadar kuvvetli olduğu sabit olmuştur. Yüzyıllarca Osmanlı împaratorluğu’nun ikinci başkenti sıfatını muhafaza eden, Türk hâkimiyet ve kültür kudretinin Avrupa içerlerine doğru yayılmasında bir üs vazifesi gören bu şehir, bundan sonra da, zamanın şartlarına uygun olarak, Türkiye Cumhuriyetinin Batı medeniyetine açılan kapısı ve Türk kudretinin bir ileri karakolu vasfını muhafaza edecektir.