1. Edirne Vak’ası

1699 yılı Karlofça antlaşması nasıl Osmanlı İmparatorluğu'nun Gerileme Devrinin başlangıcı olarak kabul edilirse, 1703 yılındaki bu Edirne Vakası da Edirne'nin Gerileme Devrinin başlangıcı sayılabilir. Zira bu tarihten sonra yıllarca Osmanlı payitahtı bu kente uğramayacak sadece arasıra ziyaret edecektir.

71
Görüntülenme

Rıyaz-i Belde- i Edirne adlı eserinde Ahmet Badi I. Edirne Vak’ası olayını şöyle anlatır:
Mir’at-ı alem’de ve genel tarih kitaplarında Edirne vak’ası adıyla anılan bu olay, (H:1115-M:1703) yılında meydana gelmiş olup, vâni (Vah) Mehmet Efendinin damadı Şeyh-ül İslam Erzurumlu Feyzullah Efendinin başına gelen acı ve ürkütücü sonucu anlatır.

Sultan II. Mustafa döneminde Şeyh-ül İslam bulunan Feyzullah Efendinin devlet protokolü kadrosu içinde özerk ve özgür hareket etmesi ve bunun sonunda fitne ve fesadın çıkmasıdır. Bu durumun karşısında olanlar, önce İstanbul’da toplanıp onun aleyhine birleştiler.

Askerin Cebeci sınıfı bunların başını çekiyordu. İstanbul halkı da bu durumdan huzursuz olmuştu. Cebeciler, (H:1115-M:19.7.1703) yılı Rebi-ül Evveli’nin beşinci günü Ayasofya yakınında isyan bayrağını açtılar. Aralarında halktan da katılanlarla at meydanına yürüdüler. Oradaki yeniçeriler de bunlara katıldı. Ağa kapısını işgal ile kaymakam konağını yağmaladılar ve tutukluları serbest bıraktılar. Bu arada, Feyzullah Efendinin yakınlarını tutuklayıp at meydanına getirdiler. Bazı medrese hocaları ve ulemayı (bilginleri) de yanlarına alıp isyanı büyüttüler. Dükkânları kapattılar (ekmekçi ve bakkallar hariç) ve Şeyh-ül İslam’ın devlete ve adalete zararlı olduğunu bildirdiler.

Bu koşullar altında Cuma namazı kılınamayacağını kararlaştırıp, dört hafta süreyle minarelerde ezan okutmadılar. At meydanı mahşer gününe döndü. Şehrin yağmalamasından korkuluyordu. Padişah da Şeyh-ül İslam’ın durumundan hoşnut değildi. İstanbul’daki durumu Edirne’ye anlatmak için Şehr-i zor eski valisi Hasan Paşa görevlendirildi. İmam Mehmet Efendiyi de Şeyh-ül İslam yaptılar ve yazıp seçtikleri kişilerle Edirne’ye gönderdiler. Feyzullah Efendi, karışıklığı önlemek için Edirne’deki yeniçeri ortalarına yağ, bal ve pirinç ve para dağıttı.

İstanbul’dan gelenlerin Havsa’ya yaklaştıkları duyulunca, toplanan danışma kurulunda Feyzullah Efendi:
“Gelenlerin padişah huzuruna çıkarılmaları büyük tehlikeler doğurur, bu nedenle kendilerine red cevabı verdirilerek def edilmeleri uygundur” diye ısrar etti.

Rami Paşa bu sözden üzülüp “onları dinledikten sonra Şayet suçlu bulunursa ceza verilmelidir” görüşünü belirtti.
Fakat Feyzullah Efendi şiddetle karşı çıktığından Bostancı başı Ali Ağayı Havsa’ya gönderdi ve gelenlerin ellerindeki yazıyı alıp kendilerinin Eğridere kalesinde hapsedilmelerini söyledi.
Dedikleri de yerine getirildi. Bunu duyan padişah, Rami Paşayı suçlayınca o da: “Sadrazamlık mührünü bana verirken Feyzullah Efendinin önerilerinden dışarı çıkmamamı emretmiş idiniz, ben de onun isteğiyle hareket ettim” dedi.
Bunun üzerine padişah, Feyzullah Efendi ve çocuklarının Erzurum’a sürgün edilip Eğridere’deki tutsakların da serbest bırakılmasına dair emir verdi.

Bu işler için görevliler atanıp Feyzullah Efendi ve ailesini tekke kapı yakınındaki namazgâhdan Varna yoluyla denizden Trabzon’a götürmeye hazırlanılır iken, Rami paşa, “İstanbul’daki topluluk, bunları elde etmedikçe dağılamaz” düşüncesiyle, onları geri getirip ağa kapısında hapsettirdi. Eğridere’dekiler de getirilip padişah huzuruna çıkarıldı ve ödüllendirildi.

İstanbul’dakilere de, bir padişah mektubu yazılıp isteklerinin kabul edildiği ve paşmakçı Zade Ali Efendinin Şeyh-ül İslamlığa getirildiği duyuruldu. Fakat, isyancılar isteklerini sürdürdüler ve yeniden Edirne’ye yazdılar. Toplanan Edirne danışma kurulu da, Rumeli’deki vezirleri askerleri ile birlikte Edirne’ye çağırdılar.

Ayrıca, Arnavutluk, Selanik ve Edirne yörelerinden de asker toplanması kararlaştırıldı. İstanbul’a dönen temsilciler padişah yazısını Orta Camiinde toplanan isyancılara verdiler. Ancak onlar bunu dinlemeyip gelenleri kovdular ve Edirne üzerine hareket edilmek üzere sur dışına çıktılar. Her sınıftan asker ile halk ve İstanbul yakınındaki illerden gelenler Edirne’ye gitmek üzere toplandılar. Bu haberi duyan Edirne tarafı ise, Karabayır’da yerlerini aldılar ve çadırlarını kurdular.

Edirne yolu üzerinde, Silivri’ye gelince, padişah II. Mustafa’yı tahttan indirip yerine III. Ahmet’i geçirme kararı aldılar ve onun adına hutbe okuttular. Sadrazam Rami Paşa da büyük bir danışma meclisi topladı. Orada, isyancılarla görüşülmesi karan alınarak temsilciler atandı.

Görüşmeci, Çorlu yakınındaki Kınıklı menzilinde Silivri’deki isyancılarla buluştu. İsyancılar, kendi kararlarından dönmeyeceklerini bildirdiler. Edirne’den gelenler de, bunların söz dinlemezliği üzerine geri dönmeye karar verdiler. Sadrazam da bunların üzerlerine şiddetle gidilmesi kararını alıp Edirne kenarındaki Buçuk tepede savunulma hazırlığı yapıldı. Asker çadırları orada kuruldu ve sadrazamla tüm ileri gelen ilgililer, denilen yere geldiler.

Ertesi gün sultan II. Mustafa da burada kurulan otağına geldi. İki gün sonra asker Havsa’ya nakledildi. Edirne’den gönderilen görevlinin isyancılarla yaptıkları görüşmelerinin yararlı olmaması üzerine, isyancı grup Babaeski’ye yaklaştı. Ordunun Havsa’da oluşu, gelenler içine korku ve ürküntü saldı. Elebaşılar, bunu önlemek için çok çalıştılar ve ilerleyişlerini Havsa yakınındaki Kuleli’ye kadar sürdürdüler.

Sadrazam, belki yola gelirler diye, Edirne’deki yeniçeri ileri gelenlerini onlara bu hakaretten vaz geçmelerini öğütlemek üzere yanlarına gönderdi. İsyancılar, bunları da dinlemedikleri gibi, geri dönmelerini de önlediler. Subay ve ihtiyarlarının geri dönmediklerini gören Edirne grubu yeniçerileri de, “onlar nerede iseler biz de oradayız” diye Rami Paşanın çadırını yaylım ateşine tutup karşı tarafa katıldılar.

Rami Paşa Edirne’ye kaçıp Bayezid katibi Çepnici Zade Ahmet Efendinin evinde saklandı. Geri kalan askerlerin bir bölümü isyancılara katıldı, geri kalanı da dağıldı.
Padişah, yanında kalanlarla Edirne sarayına döndü ve (H:1115-M:21.8.1703) senesi Rebiül Ahiri’nin dokuzuncu günü saltanattan çekilip yerini sultan Ahmet’e bıraktı.

Ordunun gelmesi konusu halkı telaşlandırdı. Rebiül Ahirin altıncı günü olan çarşamba günü Şehre giren isyancılar Sultan Ahmet’in fermanı ile karşılaştıklarından yağmalama yoluna giremedikleri için büyük üzüntü duydular. İsyancılarla anlaşan yeniçeriler, Feyzullah Efendinin ortadan kaldırılmasına karar verdiler. Onu, çocuklarını ve yakınlarını arayıp bularak tutukladılar. Şeyh-ül İslamlığa vekâlet eden Mehmet Efendinin fetvası ve diğer yetkililerin söz birliği ile Feyzullah Efendinin katledilmesine karar verdiler.

Aynı ayın yirminci günü onu hapishaneden çıkartıp bir hamal beygiri ile Batpazarı denen yere getirdiler ve başını kestiler.

Bu olayı görmüş olan Nazira Efendi, yazmış olduğu Edirne tarihçesi adlı kitabında diyor ki:
Ben on yaşında idim. Babam Hacı Mustafa efendi, Ali paşa çarşısında gülapcı (gülsuyucu) dükkanında idi. Bir gün ben de dükkâna giderken Batpazarında korkunç bir topluluk görüp sebil hizasında tanıdığım bir bakırcı dükkânına çıkmıştım. Ansızın onu gördüm ki, Feyzullah Efendiyi bir semerli katıra bindirmişler, mübarek başlarınıda bir yeşil gecelik kavuğunun,tepesini yarıp çıkardıkları pamuğu yakmışlar, ve önlerine dört papaz alıp buhurdanlarına günlük yakmışlar. Sebil önüne getirdiler.Kötü bir kişi kılıç çekip dört beş kere mübarek boğazına vurarak ancak bir miktar kan çıktı. Sonunda isyancılar, hançer ve bıçak saldırısıyla şehid ettikten sonra Sultan Mustafa’yı tahttan indirip, yerine, Sultan Ahmet’i çıkarttılar.
Yaşım küçük olduğu için bu kadar gördüm. İstanbul’dan gelenler Kirişhane semtinde oldukları için Sultan Ahmet’de tören alayı ile evimizin önünden geçerken onu görmekte kısmet oldu.

Tanık olduğu bu olaya istinade İbrahim Nazira Efendi şu beyiti yazmıştır:

Vak’anın aslını bilmem asla,
Ki sagir idim o demde zira.

İsyancılar, bununla da yetinmeyerek cesedini, ayağına ip bağlayıp üç yüz kadar Müslüman olmayan kişiye zorla çektirip yeniçeri ortasına getirdikten sonra, Mamak köprüsünden Tunca nehrine attılar. Mal ve eşyasını, köle ve cariyelerini serbest bırakıp, yağmaladılar, oğlu Fethullah Efendiyi de Fetva ile idama mahkûm edip hapsettiler. Köle ve cariyeleri aşağılık kişiler pazarında satıldı.

Ertesi gün nişancı Ahmet Paşa sadrazam, Mehmet Efendi de Şeyh-ül İslam oldu. Daha bazı kişiler yeni görevlere atandı. Fitne ve fesat yatışmış olduğundan, İstanbul’a gitmek için padişah çadırı Tunca kenarına kuruldu. Askere cülus bahşişi dağıtıldıktan sonra İstanbul’a hareket edildi. Sultan III. Ahmet ilk Cuma namazını Sultan Bayezid Camiinde kıldı ve adına hutbe okundu.