2. Edirne Vak’ası

Bu ayaklanma sonucunda Osmanlı Padişahları ilk defa merkezi otoritelerini başkalarıyla paylaşmak zorunda kalmışlardır. Ve Sened-i İttifak'ı imzalayarak belli yetkilerini Ayan'larla paylaşmışlardır.

65
Görüntülenme

II. Edirne Vak’ası olayını Ahmet Badî şöyle nakletmektedir.
1792 senesinde, Rumeli durumunun düzeltilmesi için Rumeli Valisi Hakkı Paşa, askeri ve sivil yönlerden pek geniş yetkilerle donatılıp bu hizmetle görevlendirildi.

Bu sırada, Serbestzade Mehmet Ağa, Edirne bostancıbaşısı iken, Hakkı Paşa, Tekirdağlı Osman Ağayı bu göreve atayıp Mehmet Ağayı Aynoroza sürdürdü.

Rumeli’nin düzene sokulması için Hakkı Paşa Edirne’de oturarak bu görevi yürütüyordu. Kendisinin geniş yetkileri, içeride ve dışarıda bazı kişilerin yararlarına dokunuyordu. Hakkı Paşa işe şiddet göstererek başladı.
Sonunda, beş sene görevden alınmamak üzere atanmış olduğu halde, beş altı ay içinde görevden alınması gerekti.

Yerine Filibeli ayan Ömer Ağa vezirlik rütbesine yükseltilerek Rumeli valiliğine atandı. Çıkan emirde, Hakkı paşanın mallarına el konup kendisinin Sakız adasına sürgün edilmesi yazılmıştı. Ömer Paşa Tekirdağ’ına gelip emri Muhtar Paşa aracılığı ile Hakkı paşaya duyurdu.

O sırada Edirne’deki Arnavut asıllı askerler, Hakkı Paşadan ulufelerini (üç aylık maaşlarını) istiyorlardı. Bu istekleri karşılanmayınca, Hakkı paşanın mallarını yağmaladılar. Bir kısmını da Muhtar Paşa zapt ettirdi. O sırada, Ömer paşa da Edirne’ye gelip durumu düzeltmek istedi ise de, Arnavut askerler ulufelerini isteyerek isyan ettiklerinden, üzerlerine Edirne halkı saldırtıldı.

Onlar da birkaç mahallede toplanıp şehri ateşe verdiler.
Bu durumda çaresiz kalan Ömer Paşa, alacaklarına karşılık bir miktar para ve eşya vermek zorunda kaldı.

İsyancılarsa, Ömer Paşanın oğlunu rehin alıp şehir dışına çıktılar. Olay İstanbul’a duyuruldu. Kadı Paşa ve Cebbarzadenin çalışmaları ile Nizam-ı Cedit sistemi askerî düzenleme, Anadolu’da oldukça yerleşmiş olup, bunun, Rumeli’de de uygulanması isteniyordu.

Bu durum, yeniçeriler tarafından hoş görülmüyordu. Ayni zamanda Vidin’de Pasban oğlu, Rusçukta Tirsenekli oğlu ve Edirne’de Dağdeviren oğlu gibi dere beyleri de bundan kuşkulanıyorlardı.

Bu sırada Sırplar da ayaklandılar. Devletin Rumeli’ye Nizam-ı Cedit askeri göndermesine karar verildi. Gümüşhane Emini Ahmet Ağa, Bostancıbaşı olarak Edirne’ye atandı. Amaç, burada Nizam-ı Cedid sisteminin kurulmasıydı.

Bunu, ilk olarak Tekirdağ’da kurmak için gönderilen ferman, Hakim Efendi tarafından okununca, yeniçeriler saldırıp Hakim Efendiyi idam ettiler.

Bu olay üzerine, Tekirdağ’a denizden asker gönderildi. Abdurrahman Paşanın yirmi dört bin usta asker ile Edirne tarafına hareket etmesi, sadrazamın karşı koymasına rağmen, Sultan Selim tarafından kabul edildi.

Buna gücenen sadrazam İsmail Paşa, Rumeli ayanının ileri geleni olan Rusçuk ayanı Tirsenekli oğlu İsmail Ağaya gizlice haber salıp birleşerek devlete düzen vermelerini teklif etti, O da bunu kabul etti. Bu nedenledir ki, Rumeli’ye usta asker gönderilmesini istemiyordu. Tirsenekli oğlu, öbür ayan sınıfını da yanına alıp Edirne civarında yığınak yaptı.

Şehzade Mustafa’nın ağzından Nizam-ı Cedit aleyhine fermanlar dağıtıldı. Yeniçeriler de, bu harekete katıldılar. Fitne hareketi köy ve kentlere de sıçradı. Eşkiya takımı Edirne bostancıbaşısı Ahmet Ağayı ve İstanbul’dan gönderilen tatar ağasını ve daha bazı kişileri idam ettiler.

Senedi İttifak

Sultan II. Mahmut döneminde 1808’de ayan (derebeyleri) ile hükümet arasında yapılan sözleşmedir. 18. yy sonlarına doğru askeri örgütlenmedeki sorunlar devletin merkezi otoritesi zayıflatmıştı. Devlet, mültezimlerin (Vergi memurlarının) halkı ezmeleri sonunda, vergi toplama işini mahallî esrafa devretme siyasetini gütmüş, bu da ayanların ortaya çıkmasına sebeb olmuştu. Yerli halk arasindan veya dışarıdan gelip halka söz geçirebilecek durumdaki kimselerden meydana gelen ayanların nüfuzları zamanla arttı. Yeniçeri ve tımar sisteminin bozulmasi sebebiyle, ihtiyaç duyduğu askeri gücü sağlayamayan devlet de, ayanların nüfuzundan yararlanma yoluna gitti.

1768-1774 Osmanli-Rus savaşı sırasıda hükümet, kaza merkezlerinde idareyi ele geçirmiş olan ayanlara başvurarak para ve asker teminine çalıştı. Durum, ayanlar üzerindeki hükümet kontrolünün kalkmasına sebeb oldu ve taşrada idareye tamamen hakim oldular. Sultan III. Selim, Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa Paşa gibi devlete faydalı olanlara rütbeler verdi.

Nizam-ı Cedidi kendileri için bir tehlike gören yeniçerilerin, Sultan III. Selim Han’ı tahttan indirmeleri üzerine, Alemdar Mustafa Paşa, onu tekrar tahta geçirmek için hazırlıklara başladi. 28 Temmuz 1808’de Bâb-ı Ali’yi basıp sadâret mührünü ele geçirdi. Fakat bu arada Sultan III. Selim şehit edildi. Alemdar Mustafa Paşa da, sehzade Mahmûd’u sultan ilân etti. Yeniçeri ocağınin kaldırılması ve devlete çekidüzen verilmesi için çalışmalara başladi.

Rumeli ve Anadolu’daki ayanlar çağrılarak “Mesveret-i Amme” adı verilen büyük bir toplantı yapıldı. Yeniçeri ocağının düzeltilmesi ve düzenli şekilde eğitilmesi için karar alındı. Alemdar Mustafa Paşa, kalabalik sayıda askeri ile İstanbul’a gelmiş olan ayanlarla, devlet arasındaki ihtilaf ve mücadelenin kaldırılarak, devletin zafiyetinin önlenebileceğini düşünüyordu. Yapılan görüşmeler sonunda aşağıdaki hususları kapsayan Sened-i İttifak imzalandı.

1 ve 4. maddede, ayan ve eyalet valileri Padişaha bağlılıklarıni belirtiyor, sadrazamı onun mutlak temsilcisi olarak kabul etmeye devam ediyordu.

3. maddeye göre; Osmanli vergi düzeni ülkenin tamamında, bütün eyaletlerde uygulanacak, Padişaha ait gelirlere ayanlar el koyamayacaklardı.

7. maddeye göre; vergi miktarları ayan ve hükümetin görüşmeleri sonunda belirlenecekti.

2. maddeye göre; devletin geleceği ordunun gücüne bağlı olduğu için, ayanlar eyaletlerde asker toplanmasına yardımcı olacaklar, ordu,Nizâm-ı Cedid sistemine göre teşkilatlanacaktı.

5. maddeye göre; ayanlar, kendi eyaletlerinde adil bir idare kuracaklardı. Birbirlerinin topraklarına ve haklarına saldırmayacaklar, birbirlerine kefil olacaklardı.

6. maddeye göre; devlet merkezinde çıkacak herhangi bir kargaşalık anında, Padişahdan izin almak için vakit harcamadan İstanbul’a yürüyeceklerdi.

Bu vesikanın altındaki ekte ise, özetle şöyle deniliyordu:
Yapılacak işlerde bu şartların esas tutulmasi gerektiğinden, zamanla değişmesini önlemek üzere, bundan sonra Sadrazam ve Şeyhülislam olacaklar, bu makama geçtikleri zaman bu senedi imzalayacaklar ve harfi harfine uygulanmasına çalışacaklardır. Bu senedin bir sureti beylikçi kaleminde, bir sureti Padişahın yanında bulunacak ve gereken kimselere oradan kopyaları verilecek, Padişah, kendisi bu şartların uygulanmasına nezaret edecekti.

Devletin ayana ipotek edildiği, Padişahın yetkilerinin kısıtlandığı bu senedi imza edenler arasında, bir taraftan en yüksek derecedeki ulema (şeyhülislâm, nakîbül-esrâf ve kazaskerler), devlet ricali (generaller, yeniçeri ağası, sipahiler ağası) öbür taraftan o zaman Payitahtta hazır bulunan belli başlı ayanlar (Cebbârzâde, Karaosmanoğlu, Sirozlu İsmail Bey ve Çirmen mutasarrıfı) vardı.

Padişahın önüne konulan bu senet, Padişahın ayanlara taahhütleri şeklinde idi. İş başına gelen her sadrazamın bu senede yeminle bağlı olmasi, yalnız Padişaha karşı değil, ayanlara karşı da sorumlu olması durumunu çıkarıyordu. Vergiler bile, vekiller ile ayanlar arasında kararlaştıracaktı. Bütün bu sebepler, Padişah ve saray çevresinin Sened-i İttifaka muhalefetini gerektiriyordu, idareye tam hakim olan Alemdar’ın korkusundan kimse ses çıkaramıyordu.