Edirne Depremleri

Edirne’de meydana gelen şiddetli depremlerin ilki 1509 ikincisi de 1752 yıllarında meydana gelmiştir. 1953'te ise 5,2 büyüklüğündeki deprem bir çok binada hasara yol açmştır.

66
Görüntülenme

Edirne’de meydana gelen şiddetli depremlerin ilki 1509 yılında meydana gelen depremdir. Artçıları 45 gün boyunca sürmüş, Edirne halkı günlerce açık alanlarda yatmıştır. Aynı yıl Sultan II. Bayezid Edirne’de bulunurken ilk depremden daha şiddetli depremler olmuş ve aynı ay içinde yağan şiddetli yağmurlar sonucu Tunca nehri taşarak Edirne’de felakete yol açmıştır.

Padişah bu felaketlerin yanlış idareden kaynaklandığını düşünerek dönemin valisi ve mülki amirlerini daha iyi ve adaletli davranmaları konusunda uyararak, Edirne’den ayrılmıştır.

Edirne’de meydana gelen ikinci büyük deprem bu zamana kadar Edirne’nin gördüğü en şiddetli depremdir. Edirne tarihçisi Ahmet Badi Efendi, Riyaz-ı Belde-i Edirne adlı eserinde depremi şöyle anlatmaktadır:

31/07/1752 senesi Ramazanı’nın on dokuzuncu pazar gecesi iftardan sonra şehrin batı yönünden tozlu topraklı bir duman yükseldi ayrıca gün doğuşuna benzer bir görüntü belirip ansızın bir sarsıntı başlayıp yer yüzü deniz gibi dalgalandı. Tüm binalar adeta titreyip çoğunun yerle bir olduğu görüldü. Deprem sarsıntılarının şiddetinden herkes hayrete düşüp parmaklarını ısırdılar. Art arda gelen sarsılmalarla yer yüzünün süratle hareket etmesi sonucu olarak bütün minarelerin başları secdeye yattı.

Yalnız, Sultan Selim Camii’nin dört minaresiyle İbrahim Paşa ve Defterdar Camileri’nin minareleri yıkılmamış iseler de, her birinin serviler gibi sallandıklarını yakınında olanlar görmüştür. Camilerden çoğunun kubbeleri yuvarlak taneler gibi dağılıp toprağa karıştı. Nice ev, dükkân ve taş yapılar göz açıp kapayacak süre içinde yıkılmaya yüz tutup karga ve baykuş yuvası haline döndü.

Hatta, Ayşekadın hanının Kasım paşa hamamına bakan metin taş duvarı, o korkunç gecede yıkılıp yerle bir olmuş ise de deprem durmadıkça yaklaşılması ve yıktırılması düşünülmemiştir.

Adı geçen gecede sabaha kadar binlerce kez sarsılma olup, yer altından top sesi gibi korkunç sesler çıkmış, yeryüzü parça parça olmuştur.

Mevsim yaz olduğundan, herkes evlerinin bahçelerinde kırlarda ve su kenarlarında iftar sofrasına gitmiş, namaz vakti olmadığı için camilerin içinde kimse bulunmamış olduğu halde, kandilleri yakmak için minarelerde bulunan müezzinlerle bazen duvarlar yanında bulunmuş olanlardan yüzden fazla insan binalar altında topraklara karıştı.

O sırada her yıkıntının, kendi diliyle, “Ey medet mîmârı âlem, kıl nazar viraneyim” mısrası ile yakardığından, ve korku dolu gecede herkes kendi nefsinin kurtuluşu çaresine düşmüş olduğundan, çevrenin mahşer yerine benzemiş olduğunu, herkesin sadece kendisini düşünüp babası oğlunu ve anası kızını unutmuş olduğu ve bazı yerlerde toprak yarıntılarından sular çıktığı ve bahçelerin dolap kuyuları dolup yeniden kazılmaya gerek duyulduğu, haslı depremin fazlalığından kimse çatı altında kalmaya cesaret edemeyip, bahçeler ve avlular ortasında ve başlangıçta 1746 (H:1159) tarihinde yanmış olan yerlerde, çadırlarda göçerler gibi kalıp bu durum oruç ayına rastladığından sıcaktan büyük zorluklar çekilmişti. Özellikle evlerin duvarları yıkılmış olduğundan dolayı hırsızlıkların çoğalmış olması, insanları ücretle bekçiler tutmaya sevk etmişti. On dört ay süreyle gece gündüz otuzdan fazla deprem ve yer altından gelen korkunç sesler eksik olmamış fakat sonra sarsıntılar yavaş yavaş sakinleşerek bu korkunç deprem son bulmuştur.

Camilerin çoğu vakıflarından ve bazısının kurşun örtüsü kiremite çevrilmiş ve bazıları da hayır sahipleri tarafından onarılmıştır.