Edirne’de İstanbul Fethi Hazırlıkları

İstanbul kuşatması için Edirne ilinde yapılacak hazırlıklar, bir çağın kapanıp yeni bir çağın açılmasıyla son bulacaktır.

16
Görüntülenme

Genç hükümdar, Anadolu’da baş gösteren Karamanoğlu isyanını bastırdıktan sonra Edirne’ye dönmüş ve1452 yılında zaman kaybetmeden fetih hazırlıklarına başlamıştır.

Sultan Mehmed, Edirne’deki sarayında vakit geçiriyor, fakat gözüne uyku girmiyordu. Gece gündüz İstanbul’u nasıl alabileceğini ve bu şehrin nasıl sahibi olabileceğini düşünüyordu.

Fatih, İstanbul gibi tarih boyunca bir çok defa kuşatılmış ve ele geçirilememiş bir kentin zapt edilmesinin zor olduğunu bilmekteydi. Ancak kuşatma fikrine karşı direnen devlet adamlarına ise Edirne sarayında şu meşhur konuşmasını yapacaktı;
“Allah’ın takdiri olunca, alışılagelmiş nice imkânsızlıklar, kolaylaşır. Bütün kâinat onun aksine çalışsa da fayda vermez. Bunun aksine basit ve elde edilmesi kolay bir işi de, şayet Allah dilemez ise, cümle âlem onu yapmaya yönelse, yine de başaramaz. Bu konudaki ümidim ne mal ve mülk bolluğuna, ne ordu ve kahramanların çokluğuna, ne de savaş âlet ve vasıtalarının fazlalığınadır. Aksine, sadece Hakk’ın lütuf ve yardımınadır. Esas gayem de, İslâm’ın yüce prensiplerini ortaya koymaktır. Eğer o kalenin benim tarafımdan fethi takdir buyrulmuş ise, kale burçları taş ve topraktan değil, saf demirden de olsa öfke ve kahr ateşi ile onu eritip mum gibi yumuşatırım”
diyecek ve şehrin alınmasına karar verilecektir.

Büyük ve kutsal bir amaç olarak belirlediği İstanbul’u almak fikrini hayata geçirebilmek için ilk olarak, kenti çevreleyen surları aşmayı kolaylaştıracak yolları aramakta bunun içinde çalışmalar yapmaktadır. “Surları aşamıyorsam yıkar geçerim”, diyen genç hükümdar bu amaçla dönemin en büyük ve güçlü toplarını yapmaya karar verir.

Edirne’de bulunan Fâtih Sultan Mehmed’in, yakından ilgilendiği başka bir konu daha vardı. Bu da ordusunu toplarla takviye etmekti. Tarihte bir topçu parkına sahip olan ilk hükümdarın Fâtih olduğu belirtilmektedir. İstanbul’un fethinde en önemli rolü oynayan araçlardan biri toptur. Gerçi topun bir harp silahı olarak kullanılması İstanbul’un kuşatılması ile birlikte başlamış değildir. Fakat o tarihe kadar toplar, çapları ve sayıları itibariyle fazla bir şey ifade etmiyorlardı.

Fâtih Sultan Mehmed, bu silahın tahrip gücünün büyüklüğüne inandığı içindir ki, o tarihe kadar görülmeyen sayı ve çapta top yapılmasına önem verdi. Büyük çapta topların yapılma işini Orban (Urban) adındaki Macarla Türk mimarlarından Müslihiddin ve mühendis Saruca üzerlerine aldılar. Saruca büyük bir top dökmeye muvaffak oldu. Urbanda çok büyük çapta bir top yapabileceğini, fakat gülle yapmasını bilmediği için bu ise karışmayacağını söyledi. Bunun üzerine padişah, mermi işini bizzat üzerine aldı. Kaynaklar, genç hükümdar ile Orban arasında geçen konuşmayı şu şekilde verirler: Orban: “Büyük toplarınızı dökebilirim, ama mermi ve ince hesaplardan anlamam”
deyince
hükümdar “Benim senden istediğim sadece topu iyi dökmenden ibarettir. Kalanı ben düşünürüm”
demiştir.

İkinci Mehmed, İstanbul kuşatmasında çok büyük rol oynayacak olan bu eşsiz topların en ince teferruatına kadar bütün hesap ve planlarını kendisi yaptığı gibi, resimlerini de bizzat çizmişti. Kendi nezâreti altında döktürmüş olduğu toplardan biri çok büyüktü. Büyük emek ve masraflarla yapılan bu toplara “sahî” denmişti.
Bu toplarla atılan gülleler, Kara Deniz sahillerinden getirilen kara bir taştan veyahut yuvarlak hale getirilen mermerlerden yapılıyordu. Bu topun, Edirne’den İstanbul’a kadar getirilebilmesi için iki ay kadar bir zamana ihtiyaç vardı. Top, otuz araba ve altmış manda ile çekiliyordu. Onun her iki tarafında, ikişer yüz adam bulunduğundan yolda kaymaması sağlanıyordu. Yolların kötü yerlerine tahta döşemek ve köprü yapmak üzere ayrıca elli usta ile iki yüz amele önden gidiyordu. İstanbul’u kuşatmak üzere hareket eden Türk ordusunda üç büyük top ile on dört batarya top vardı.
Şubat başlarında Edirne’de başlayan sevkıyat, Mart sonlarına doğru, İstanbul’dan beş mil kadar uzakta bulunan bir yere gelmiş oldu.

Fetih’e katılacak 150.000 asker, Anadolu seferi sonrası savaş yorgunu oldukları için Edirne’de kalıp istirahat etmekte, bu arada atış talimleri yaparak fetih için kendilerini hazırlamaktadırlar. Bu amaçla yapılan ok yarışmaları ve kılıç talimlerinde üstün başarı gösterenler diğer askerlerden ayrılmakta hazırlıklarına özel olarak devam etmektedirler.

Fatih’in Muhasara Hazırlıkları

Fatih, İstanbul’u almayı kafasına koyduğu 1451’den itibaren muhasara için hazırlıklar yapmıştır. Öncelikle diplomatik sahada girişimler yapılmış; Venedik ve Cenevizlilerle çok müsait şartlarda anlaşmalar teklif edilmiştir. Ayrıca arkadan saldırmasın diye Karamanoğulları Beyliği’ne arazi bırakılarak anlaşma temin edilmiştir. Daha sonra surları yıkabilecek muhasara topları döktürülmüş; yeniçerilerin sayısı iki misline çıkarılmıştır .

Bizans’ın üç tarafının surlarla çevrili olması muhasaraya donanmanın da etkin olarak katılmasını gerektiriyordu. Bu yüzden bir taraftan donanmayı kuvvetlendirmeye çalışan Fatih; diğer yandan da düşmanın deniz yolu ile yardım almasını engellemek amacıyla evvelce Yıldırım Bayezid tarafından 1391’de yaptırılan Anadoluhisarı’nın tam karşısına Rumelihisarı’nı yaptırdı. Yapımına 21 Mart 1452’de başlanan ve dört ayda tamamlanan hisarın burçlarına toplar yerleştirildi. Hisara ayrıca 400 yeniçerinin de yerleştirilmesinden sonra boğaz kontrol altına alınmış oldu . 1453 Şubat’ında İstanbul dışında elinde bulundurduğu kasabalar alınınca Bizans, İstanbul surları içine hapsolmuş oluyordu. Bölgede bulunan Osmanlı kuvvetleri baskı yaparak Bizanslıların sur dışına çıkmalarını engellemeye başlayınca da bir nevi abluka başlamış oluyordu .

Padişah bütün kışı Edirne’de muhasara hazırlıklarıyla geçirdi. Eline aldığı İstanbul haritasını etraflıca inceliyor; bizzat kuşatma planlarını yapıyordu. Topların ve muhasara âletlerinin nerelere yerleştirilmesi gerektiğini gösterdiği gibi, lağım açılacak mahalleri de harita üzerinde işaretliyor, hendeklerin girişlerini, merdivenlerin surun hangi tarafına konması lazım geleceğini gösteriyor, gece ve gündüz bu düşünce ve planlarla uğraşıyordu . Padişah, İstanbul’un fethini düşünmekten geceleri gözüne uyku girmediğini söylemiştir . Mart başından itibaren Sultan Mehmed, eyalet ve sancaklara hükümler göndererek; İstanbul üzerine hareket edileceğini bildirip orduya iltihaklarını emretti. Muvazzaf ve gönüllü olarak gelen kuvvetler orduya katılıyordu .

Padişah, bütün hazırlıklarını tamamladıktan sonra 23 Mart 1453’te Edirne’den hareket etti. Keşan mevkiinde durarak Çanakkale Boğazı’ndan geçecek olan Anadolu kuvvetlerini bekledi ve bu kuvvetleri de aldıktan sonra yürüyüşe devam ederek; 1453 Nisan’ının başında İstanbul surları önüne geldi. Ertesi gün, yani 6 Nisan Cuma günü Cuma namazını kıldıktan sonra şehri muhasaraya başladı. Muhasaraya katılan Osmanlı kuvvetleri hakkında değişik rakamlar verilmesine karşılık, genel olarak ordunun yaklaşık 150.000 kişiden oluştuğu kabul edilmektedir. Kara ordusu mevcudunun, kapıkulu ocakları, Rumeli ve Anadolu topraklı, yani tımarlı sipahileri, azaplar ve gönüllü olarak 100.000 ile 120.000 arasında olması ihtimal dahilinde görülmektedir. Bu kuvvetlerin bir kısmı Zağanos Paşa kumandasında olarak Cenevizlilere ait Galata surlarının dışındaki Beyoğlu tarafında bulunmakta idi .

Osmanlı donanması ise nakliye gemileriyle birlikte büyük küçük yaklaşık 150 parçadan oluşmaktaydı ve Baltaoğlu Süleyman Bey komutası altında bulunuyordu. Osmanlı gemileri genellikle hafif tekneler olup hafif silahlı idiler .

İstanbul’un Kuşatılma Vaziyeti

Nisan’ın altısında İstanbul surları önüne gelen padişah, karargahını Topkapısının karşısında Maltepe taraflarında kurdu. Kara surlarının sol tarafı (Ayvansaray’dan Edirnekapı’ya kadar) Rumeli Beylerbeyi Dayı Karaca Paşa komutasında idi. Edirnekapı ile Topkapı arası padişahın bulunduğu merkez kolunu oluşturuyordu. Topkapı’dan Yedikule’ye kadar olan kısım ise Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Mahmud Paşa’nın kumandaları altında idi.

Altı gün süren muhasara tertibatının alınmasından sonra, 11 Nisan’da İslâmî geleneklere uygun olarak; padişah, Mahmud Paşa’yı imparatora göndererek, kan dökülmeden şehrin teslimini istedi. Ancak Konstantin şehri müdafaaya yemin ettiğini bildirerek red cevabı verince zaten hafif çarpışmalarla başlamış olan muhasara; büyük topların da işlemesiyle tam anlamıyla başlamış oluyordu .

İstanbul’un Fethinde Kullanılan Toplar

İstanbul’un fethi sırasında kullanılan silahların en önemlisi şüphesiz toptur. Top ilk defa Avrupa’da XIV. yüzyılda kullanılmaya başlanmıştır. Osmanlıların da aynı dönemde topu kullandığı görülmektedir. Zira 1389’daki Kosova meydan savaşında Türk ordusunda 80 kadar top bulunuyordu . 1422 yılındaki İstanbul kuşatmasında da top vardı. Ancak bunlar yeterli miktarlarda ve nitelikte değildi . Fatih Sultan Mehmed, Osmanlı tahtına oturduğu zaman, topçuluk sanatı Osmanlılarda, devrine göre çok ilerlemiş, mükemmel ustalar ve dökücüler yetişmişti.

Fatih, ilk önce Rumelihisarı’nı tahkim için bu ustalara bol miktarda top döktürmüştür. Sonra, İstanbul muhasarası hazırlıklarını tamamlamak için Edirne’de karargahını kurduğu vakit, Bizans surlarını yıkacak kuvvetli toplar döktürmeye başladı. Mimar Muslihiddin ve Saruca Paşa gibi kıymetli mühendisler bu işi üzerlerine almışlardı. Bu sırada Macar asıllı Urban adlı bir top dökücüsü de Osmanlı hizmetine girmek üzere Fatih’e başvurdu. Kendisi daha evvel Bizans hizmetinde bulunmuş ve şehrin müdafaası için bir miktar top dökmüştü.  Osmanlı hizmetine kabul edilen Urban’la birlikte Mühendis Muslihiddin ve Sarıca Sekban’ın gözetim ve denetimleri altında büyük toplar döküldü. Dökülen iki büyük top o devirde eşi ve benzeri görülmemiş nitelikteydi. Birini Urban, diğerini Sarıca Sekban dökmüştü. Sarıca’nın döktüğü top 300 kantar (yaklaşık 16.800 kg.) bakırdan dökülmüştü. Urban’ın döktüğü top 12 karış (6.208 cm) çapında, 80.596 libre (yaklaşık 40.300 kg.) ağırlığında ve 32 kadem (yaklaşık 12 m) uzunluğunda idi. Attığı merminin ağırlığı 600 kg, barut hakkı ise 200 libre (yaklaşık 100 kg) idi. Sultan Mehmed’in isteği ile Edirne’de tecrübe edilen bu top, büyük bir gürültü ile patlamış ve mermisi bir mil mesafeyi katettikten sonra düştüğü yerde iki metre derinliğinde bir çukur açmıştı .

Edirne’de hazırlıklar tamamlandıktan sonra diğer silah ve malzemelerle birlikte büyük top da yola çıkarıldı. Fakat bunun nakli işi kolay olmadı. Muazzam top için bir çok arabalar bir araya getirilerek hususi bir vasıta yapıldı. Topun arabası 60 manda ile çekiliyordu. Arabanın önünden giden 50 usta ile 200 amele yolları düzeltiyor, icab eden yerlere tahta döşemek suretiyle tehlikesizce ilerlemeyi temin ediyordu. Ayrıca topun iki tarafında 200’er kişi bulunuyor ve muazzam harp âletinin kaymamasını temin ediyordu. Bu suretle büyük topun Edirne’den İstanbul önlerine kadar nakli için iki ay kadar zaman geçti. İstanbul’u kuşatmak üzere hareket eden Türk ordusunda 3 büyük top ile 14 batarya top vardı. Ayrıca ihtiyaç oldukça muhasara devam ederken İstanbul surları önünde de top dökülmüş ve onarılmıştır .

1453 Şubat’ı başlarında Edirne’den hareket eden büyük top, Nisan başlarında İstanbul’a ulaşmış ve 5 mil mesafede bir yere monte edilmiştir. Bu suretle hazırlanan toplar daha sonraki zaman içerisinde surların dövülmesine uygun konumlara yerleştirildiler. Büyük top Kaligarya (Eğrikapı) karşısına konuldu. Fakat bu taraftaki surların pek kuvvetli olması sebebiyle bir sonuç alınamayacağı düşünülerek, buradan kaldırılıp, Topkapı’nın kuzey tarafına alınmıştı. Grup olarak her biri 4 toptan oluşan 14 batarya; 7 km.lik sur boyunda muayyen aralıklarla yerleştirilmişlerdi. Bataryalardaki topların hepsi aynı büyüklükte değildi. Bunların arasında büyük cüssede olanlarından 3 tanesi Velaharna Sarayı karşısına, 3’ü Silivrikapı karşısına, 2 tanesi Edirnekapı, 4 büyük top da en zayıf kapı olan Topkapı (Sen Romen) karşısına yerleştirilmişti. Fatih Sultan Mehmed, muhasara başladıktan sonra suru dövmek için büyük toplarını yaklaştırmış; bunlardan birisini İmparator Sarayı (Velaharna/Tekfur Sarayı) üzerine ve diğerini de İmparator’un bulunduğu Roma Kapısı’na (Sen Romenos/Topkapı) tevcih etmişti. Bu topların gülleleri bizim ağırlık ölçülerimize (Halkondil) göre 100 libre ağırlığında olup; Karadeniz sahillerinden getirilen granit taşından yapılmıştı. Önce büyük toplarla yanlardan ateş edilip sur iki taraftan çatlatılıyor; daha sonra üçte bir nispetinde daha büyük bir mermi atılarak sarsılan sur parçası aşağı indiriliyordu. Topun gürlemesi batarya ile ateşin meydana getirdiği gürültü o kadar şiddetli ve korku verici idi ki, 2 fersah uzaklıkta olan yerler sallanıyordu. Bu suretle öndeki surlar dövülmeye başlandı. Daha yüksek olan arkadaki surlara da zarar veriliyordu. Bu büyük topları yönetimi zordu. Gündüzleri ancak 7-8 atış yapılabiliyor, geceleri ise diğerlerini uyandırmak için sabaha karşı bir atış yapılıyordu .

Toplar, ejderha misali ateş saçıyordu ve Bizans’ı dehşet içinde bırakmıştı. Bu kadar büyük çapta silahı hayal bile edemezlerdi. Bu suretle tahrip edilen surlara askerler hücum ederek geçmeye çalışacaklardı. Toplar çok dikkat ve itina ile çalıştırılıyordu. Bir top atılır atılmaz, topçuların bir kısmı topun ağzından içeriye kovalarla zeytinyağı döküyorlar, bir kısmı ise yağlı keselerle namluyu sarıyorlardı. Bundan maksat topun birdenbire soğuyup çatlamamasıydı. Top yeterince soğuduktan sonra silinip temizleniyor; hazinesine barut doldurulup tokmaklarla sıkıştırılıyor; sonra mermisi yerleştirilerek surlara tevcih olunup ateşleniyordu. Böylece günde en fazla 7-8 atış yapılabiliyordu . Toplar tunçtan yapılmışlardı. Uzun menzilliydiler ve büyük çapta taştan gülleler atıyorlardı. Gülleler için gümüş madenlerinden de 100 nefer taş ustası getirilmişti. Büyük topların meydana getirdiği gürültü Bizans halkının moralini bozuyordu. Toplar ile sürekli bombardıman fetih öncesi son üç günde yoğun bir şekil aldı.

27 Mayıs gününden itibaren başlayan bu bombardımanın sonucunda surlarda geniş çapta gedikler açıldı. Bizanslıların, surların zayıf noktalarının arkalarını toprakla beslemeleri ve bombardımana fazlaca maruz kalan yerleri yukardan sarkıtılan içi kumaş ve yün dolu denklerle korumaya ve bu suretle mermilerin tesirini azaltmaya çalışmaları fayda vermedi . Bizanslıların surları onarmalarını engellemek için geceleri de bombardımana devam edildi. Böylece yıkılan surlardan içeri girme teşebbüsü bir iki defa sonuç vermemiş ise de, 29 Mayıs Salı sabahındaki yeniçeri hücumu Bizans müdafilerince önlenememiş ve fetih yolu açılmıştır .

İstanbul’un fethi sırasında ilk defa havan topu da kullanılmıştır. Osmanlıların Haliç’e girememeleri buradaki düşman donanmasına hareket kabiliyeti sağlıyordu. Galata taraflarına yerleştirilen yatık yollu mermi atan toplarla da düşman gemilerine zarar verilemiyordu. Bunun üzerine Sultan Mehmed, mühendislerini ve topçu ustalarını toplayarak Haliç’teki gemilerin toplarla batırılıp batırılamayacağını sordu. Onlardan olumlu cevap alamayınca bizzat kendisi bu işin üzerine eğildi. Neticede padişah mermi yoluna dik bir şekil verilecek topun dökülmesini mümkün kılan projesini ortaya koydu. Padişahın tarifiyle dökülen bu toplar Galata surlarının kuzeyine yerleştirilmiş; ilk atışta sonuç elde edilememişse de, ikinci atışta bir Ceneviz gemisini batırmak mümkün olmuştur. Harp tarihinde ilk defa kullanılan bu top, havan topunun ilk numunesidir. Havan toplarının iki vazifesinden biri Haliç’teki düşman gemilerini batırmak; diğeri de Osmanlıların Haliç üzerine kurdukları köprünün muhafazasıdır ki, her iki konuda da başarılı olunmuştur.