Şehzadelerin Sünnet Düğünü

Osmanlı devrinde Edirne’de yapılan en meşhur sünnet düğünü, Sultan IV. Mehmet’in oğulları, Şehzade II.Mustafa ve III. Ahmet için yapılan sünnet şölenidir.

58
Görüntülenme

Osmanlı döneminde yapılan sünnet ve evlenme düğünlerinin anlatılması, Osmanlı döneminde zamanın haşmet, zenginlik ve adetlerini belirtmesi, saray mensupları ile devlet adamlarının ve Edirne meşhurlarının kimliklerini tanıtması bakımından dikkate değerdir.

Osmanlı devrinde Edirne’de yapılan en meşhur sünnet düğünü, Sultan IV. Mehmet’in oğulları, Şehzade II.Mustafa ve III. Ahmet için yapılan sünnet şölenidir.

Düğün Hazırlıkları

Sünnet düğünü hazırlıkları, devletin en üst kademesinde görüşülen önemli olaylar arasında sayılırdı. Bunun sebebi de düğüne çağrılacak yabancı devlet adamlarının ve elçilerinin, bağlı bulundukları devletlerin yada eyaletlerin, Osmanlı tebaası altında bağlılıklarını belirlemek açısından içerdiği önemdi. Yabancı konuklardan başka tüm devlet kademesi, ilim, din adamları ve Edirne’nin ileri gelenleri ile birlikte halk da bu törenlere katılırdı.

Şehzadelerin Sünnet Düğünü hazırlıkları Defterdar Kaymakamlığı yapmış bulunan Mehmet Sur Emini tarafından yürütülmüştür. Düğün için yapılan hazırlıklar çerçevesinde binlerce konuk için yapılacak yemekleri hazırlamak üzere ülkenin dört bir yanından yüzlerce aşçı , haftalarca sürecek düğünde ikram edilecek şerbeti hazırlamak için şerbetçiler, dağıtılacak şekerler için şekerciler, yapılacak süslemeler için nasılcılar (Balmumundan yapılan ve gümüş yapraklarla süslenen ağaç taklitleri), şölene katılarak konukları eğlendirmek üzere çağırılan sanatçılar, kuklacılar, hayalbazlar (masal anlatan), hanendeler, taklitçiler, akşamları yapılacak havai fişek gösterileri için fişekçiler, ateşçiler, hokkabazlar ve cambazlar Edirne’ye çağrılıp, dönemin en güzel hanlarında ve önem sıralarına göre köşklerde ağırlanmışlardır.

Ayrıca yemeklerde pişirilmek üzere binlerce tavuk, kaz ve ördek çevredeki çiftliklerden temin edilmiştir. Yemeklerin pişirileceği kazanlar ile binlerce kap ve kaçak da İstanbul’da yaptırılıp Edirne’ye getirtilmiştir. Sünnet şöleninden önce çevreye haber salınmış, ister zengin olsun ister fakir, arzu edenlerin sünnet çağına gelen çocukları da sünnet ettirilmesi için Edirne’ye davet edilmiştir. Bu amaçla çevre illerden gelen yüzlerce cerrahın, Edirne’de hazır bulunması emir olunmuştur.

Düğün yerinde kalacak konuklar ve davetliler için makamlarına göre çeşit çeşit renklerde ve büyüklüklerde çadırlar ile birlikte, padişahın kalacağı Otağ-ı hümayun hazırlanmış. Düğün yerinin güvenliği ise sayıları 2000 kadar olan yeniçeri ile sağlanmıştır.

Sünnet Düğünü

H. 1085 (M. 1674) senesinde başlayan Sûr-i Hümâyûn hazırlıklarının üzerinden altı ay geçmiş, 1086 (1675) yılının ilkbahar ayı gelmişti. Bu süre içerisinde geceli gündüzlü çalışılarak her şey düğün gününe kadar hazırlanmıştı.

Bahar aylarının sonu olan Mayıs ayının 14. günü düğün ziyafetlerine başlanmak üzere ferman çıkarıldı. 28 Nisan’da Otağ-ı Hümâyûn (Pâdişâh çadırı) Sırık Meydanı’ndaki Kasr-ı Cedîd (Yeni Köşk) yakınına kuruldu. Onun yanında da misafirlere mahsus ziyafet çadırları, daha arkada Şadırvan ahırına kadar Vezir-i âzam Fazıl Ahmet Paşa, musahip Mustafa Paşa, Kaymakam Mustafa Paşa, Defterdar Ahmet Paşa ve Kubbealtı Vezirlerine mahsus otağlar protokol sırasına göre yer aldı. Saray kadrosundan has fırın karşısına sünnet çadırı kurulup Mısır işaretçileri flâmalarını diktiler. Bu yerden Divân-ı Hümâyûn kapısına kadar İstanbul işaretçileri serenlerini dikerek çarkıfelekler (donanma fişeği) ve Mühr-i Süleymanlarla o sahayı donattılar. Divân-ı Hümâyûn kapısı Mehter takımına tahsis edildi.

Sarayın dış kapısından Kasr-ı Cedîd’e kadar Dar-üs saâde Ağası, Hazinedar Ali Ağa, Şehzade hocası Feyzullah Ef., Eskisaray baltacıları ve sultan kahvecileri için ayrı ayrı çadırlar kuruldu. Vezir otağlarının ardından Paşa mezarlığı denilen mahalleye kadar Yeniçeri ve Sipahi Ağalarıyla sair ocak ağalarının ve mensuplarının çadırları yer aldı. Meydan bu suretle renk renk çadırlarla sınırlandırılmış oluyordu. Orta kısım da oyunculara tahsis edildi.

Seyircilerin çokluğu dikkate alınarak elli kadar tulumcu erine, terbiyesizlik yapanlara hadlerini bildirmek, iki bin kadar yeniçeriye de, Kasr-ı Cedîd’in iç tarafına yeniden bina olunan Harem-i Hümâyûn kapısını ve dolaylarını korumak vazifesi verildi.

Mamak köşkü (yerinde şimdi Tarım cezaevi vardır), Bostancıbaşı köşkü ve Has fırın tarafları, halka serbest bırakılmakla beraber, gerektiğinde buraların düzenini Hasoda Ağaları ile Baltacılar sağlayacaklardı.

Düğünün ilk günü

İşler bu suretle yoluna konduktan sonra 1086 yılının ilkbahar ayında, kamerin ilk görüneceği gün olan pazar günü vüzera ve diğer devlet erkânı dinî bayramlarda olduğu gibi dest-bûs-i sultanî’ye (Padişahın elini öpmeye) hazır olmaları istendi.

Pazar günü erkenden vezirler, vekiller, mevâlî-i izam (yüksek rütbeli kadılar) ve kapıcı başılar divan elbiseleriyle, Şeyhülislâm ve müderrisler dinî kıyafetler ile evvelce hazırlanan Divan-i Hümâyûn otağında toplanıp Padişahın gelişine hazır oldular. Bu esnada padişah çadırlarının önüne gümüşten bir taht ve şehzade için de bir nişîmen (oturacak yer) hazırlanmış, yere kıymetli halılar döşenmişti.

Nihayet Padişah şehzade ile Kasr-ı Cedîd kapısında göründü. Sırtlarına yeşil ipek kaplı samur bir kürk vezîver destar (sarık) birkit’a sorguç, şehzadeleri de kürk ve destar ile tahtlarını şereflendirdiler ve adet olduğu üzere orada bulunanlar tarafından alkışlandılar.
Bu esnada Divan kapısında yer almış bulunan mehterhane ve kösler hep birlikte çalmaya başladılar. Her şeyden evvel Has oda Ağaları, Musahip Ağalar ve diğer iç ağaları Divan kapısından çıkıp taht etrafında ayaktaydılar.

Orada Padişahın elini öpmeğe hazır bulunanlardan Nakîb-ül eşraf kaymakamı olup şehzadenin hocası olmak şerefini de kazanmış bulunan Feyzullah Efendi önce Padişahın elini öptü. Arkasından Mîr-i alem (bayrak Beyi), Kapıcı başılar, çavuşlar ve çaşnigîrler onu takip edip el öptükten sonra sol tarafta divan durdular. Daha sonra Sadrazam Ahmet Paşa ayrılarak ileriye iki adım atmış bulunan Padişahın elini öperek sağ tarafta yer aldı. Onu takiben de ikinci vezir ve Musahip Mustafa Paşa, üçüncü Vezir Mustafa Paşa, diğer vezirler, kazasker efendiler, mazûl (vazifeden affedilmiş) beylerbeyiler, Sultan kethüdaları (kâhyaları), Reis-ül küt tap, divan erbabı, Şeyhülislâm, müderrisler, Yeniçeri ve Sipahi Ağaları ile ocak halkı ve Kapıcılar mertebelerine göre el öptükten sonra “Padişah Hazretleri Otağ-i Hümâyûnu teşrif eylediler”.

O gün vezirler, sadreyn efendiler (Rumeli ve Anadolu kazaskerleri), Divanda bulunan Yeniçeri Ağası, yeniçeriler ve divan erbabı ziyafete davetli bulunduklarından Haymegâh-ı Dayf (konuk çadırı) tâbir olunan otağa geçtiler. Şeyhülislâm, ulema ve diğer devlet erkânı ise mekânlarına döndüler.

Düğünün bu ilk günü için kibar davetlilere üç hususî sofra hazırlanmıştı. Her sofra yirmi türlü yemeği ve üçer kâse hoşafı ihtiva ediyordu. Sofralara sırma işlemeli peşkirler döşenmişti. Misafirlere leğen ve ibrik tutulması âdetti. fağfur (porselen) kâselere çeşitli turşular ve fağfur tabaklara her misafir için ikişer kaşık konmuştu.

Teşrifat sırasına göre sofralara şu tertipte oturuldu :

Birinci sofra: Sadrazam Ahmet Paşa, ikinci Vezir ve Musâhib Mustafa Paşa, Üçüncü Vezir Kaymakam Mustafa Paşa.

ikinci sofra: Defterdar Ahmet Paşa, Yusuf Paşa, Nişancı Abdi Paşa.

Üçüncü sofra: Sadrazam Kethüdası Süleyman Efendi. ve Sadrazam Ağaları.

Bunların dışında hazırlanan sofralar şunlardır:

Birinci sofra Otağ ardında iç Ağalarına, ikinci sofra Çavuş başı ile çavuşlara, üçüncü sofra Sadrazam otağının ardında Reis Efendiye Sadrazam tezkerecilerine, Kapıcılar kethüdası ve Beylikçi Efendiye, dördüncü sofra mevcut bulunan diğer Sadrazam Ağalarına verildi.

Yemekler yendikten ve padişahın sağlığına dua edildikten sonra Eski-saray baltacılarının sundukları kahveler içildi, gül suyu sürünüldü; buhurlar (tütsü) yakıldı. Davetlilere, ziyafete katıldıkları gün düğün hediyelerini vermeleri önerildiğinden, Padişah Adalet köşküne çıkarak hediyelerin getirilmesini ferman etti. O gün sadrazam ve diğer vezirler hediyelerini vermek suretiyle Padişaha sevgi ve bağlılıklarını belirttiler.

Aynı gün Harem-i Hümâyûn mensupları Kasr-ı Cedîd’e, Harem Ağaları ve Eskisaray Baltacıları da kurulan çadırlara gelerek yukarıda sözü geçen işleri seyrettiler.

Davetlilerce sunulan hediyelerin kabulünü takip eden süre içinde, Padişah tarafından hediye sahiplerine hil’atler (süslü elbiseler) verildi. Bu törenin bitiminde Padişah ve şehzade öğleye doğru saraya dönerek istirahate çekildiler. Vezirler de aynı suretle çadırlarına döndüler.

Yine o gün bilcümle şu’bedebâzân (hokkabazlar) ve lû’bedebâzân (oyuncular) düğün meydanına gelip Padişahın teşrifine hazır oldular, ikindiden sonra Otağ-i Hümâyûna gelen Padişah oyunların başlamasına ferman buyurdu. Önce Mısır ve İstanbul’dan getirilen oyuncular hünerlerini gösterdikten sonra Ahmet-Kulu, Cevâhir-Kulu ve Yahudi-Kulu adlarındaki sanatkârlar da akşama kadar düğün meydanını kahkahaya boğdular.

Bu esnada seyirciler düğün meydanına hücum ettikçe, vazifelendirilmiş olan tulumcular, üzerleri yağlı siyah meşinden elbiselerini giyinmiş olarak ellerinde şişirilmiş yağlı tulumlar ile seyirciler üzerine yürüyerek meydanın serbest kalmasını sağladılar.

Akşam namazından sonra Mısır ve İstanbul işaretçileri, meşaleciler, ateşçiler bazen Padişahın huzurunda ve bazen Harem-i Hümayunun bulunduğu Kasr-ı Cedid karşısında hünerlerini gösterdiler. Bilhassa fişekçiler kandilli, fıskiye ve divâne fişekleriyle semayı nurdan bir bahçe haline getirdiler.

Gece yarısına kadar devam eden bu gösterilerden sonra herkesin uykusu geldiğinden, Padişah Harem-i Hümâyûna, davetliler ve seyirciler de mekânlarına döndüler.

Düğünün ikinci günü:

İkinci gün pazartesi idi. Şeyhülislâm, mevâli-î izam ve müderrisler medrese ziyafete davetli bulunuyorlardı. Bir gece evvelki uykusuzluk sebebiyle herkes istirahatta olduğundan öğleye kadar düğün meydanı boş kaldı.

Ziyafete davetli bulunan efendiler öğleye doğru padişah çadırlarına ziyarette bulundular. Kendilerine kahve ve şerbetler ikram edildi. Bu esnada Padişah çadırlarına gelerek ulemayı huzurlarına davet ettiler. Vezir âzam Ahmet Paşa, şeyhülislâm ve ulemayı izamın önlerine düşerek huzura varıldı. Padişahın bilginlere iltifatından ve bazı ilmî meselelerin konuşulmasından sonra Padişahın izni ile tekrar divana dönülerek kahve ve şerbetler içildi.

O günkü ziyafetler için büyük davetlilere beş sofra tertip edilmişti:

Birinci sofra: Sadrazam Paşa, Şeyhülislâm Ali Efendi., Şehzade hocası Feyzullah Efendi, Hekimbaşı Efendi, eskiden Edirne kadılığı yapmış olan Çelebi Ahmet Efendi ve o esnada Edirne kadısı bulunan ilâhî zade Efendi.

ikinci sofra: Defterdar Paşa, Kamaniçe’den mazûl Gürcü Mustafa Efendi ve müderrislerden sekiz kişi.

Üçüncü ve dördüncü sofralar: Yine müderrislerden otuz kadar Efendi

Beşinci sofra: Sadrazam Kethüdası ve ağalar katıldı. Yemek esnasında zülüflüler yine şerbet ikramında bulundular.

Bu özel sofralardan ayrı olarak tertip edilen birinci sofra iç Ağalarına, ikinci sofra Çavuş başı ile çavuşlara, üçüncü sofra Reis Efendi ile tezkerecilere ve Sadrazamın Kapıcılar kethüdasına tertiplendi. Yemek sonrasında tekrar kahve ve şerbetler dağıtıldı.

İkindiye doğru eğlenceleri seyretmek Harem-i Hümâyûn mensupları Kasr-ı Cedîd’e, vezirler de hazırlanan yerlerine geldiler, ilk önce mehter takımı ve kösler çalınıp oyuncular harekete getirildiler. O gün ayrıca 200 çocuk sünnet edildecekti.

Sûr Emini Mehmet Efendi Divan elbisesi ve mücevveze (alay kavuğu) giyinmiş olarak grubun önünde yer aldı. Mehterhanenin nağmeleri arasında Kasr-ı Cedîd’in karşısına varılınca şehzadenin validesi Haseki Sultan tarafından çocuklara iki kese akçe ihsan olundu. Bu suretle meydan dolaşılarak sünnet çadırına gelindi. Hazır bulunan cerrahlar tarafından süratle sünnet edilen çocuklar birer, ikişer yataklarına götürüldüler ve Mısır oyuncuları kendilerini eğlendirmeye başladılar.

Yine bu esnada Şeyhülislâm Efendi’nin ve Sipahi Ağalarının düğün hediyeleri Padişah tarafından kabul ve kendilerine hilatler ihsan olundu.

Akşam namazından sonra Mısır işaretçileri, fişekçiler ve ateşbazlar türlü hünerler gösterdiler. Bu arada, üzerlerine baştanbaşa fişek sarılmış ve ateşlenmiş olan merkep, tazı ve ayı gibi hayvanların can acısı ile etrafa ateşler saçarak seyircilerin üzerine hücum etmeleri gecenin garip sahnelerini teşkil etti.

Düğünün üçüncü günü:

Bugünkü ziyafetlere imamlar, hatipler, büyük şeyhler ve Sâdât-ı Kiram davetli idiler. Sadrazam, defterdar ve davetliler öğle üzeri ziyafet mahalline geldiler. Kahve ve şerbetler içildikten sonra ziyafet başladı.

Sâye bânda (gölgelikte) ve çadırlarda bulunan Ocaklılara, Ağalara ve düğün hizmetlilerine döşenen umumî sofralardan başka dört mükellef sofra hazırlanmıştı.

Birinci sofra: Sadrazam, Sultan Selim camii vaizi İbrahim Efendi, Üç şerefeli vaizi Karakaş Hüseyin Efendi, Eskicami vaizi Efendi, vaiz Arapzâde Efendi, Dârü’1-kura şeyhi Ebubekir Efendi, Sultanselim camii imamı Zekeriya Efendi ve Edirne nakîbi.

İkinci sofra: Defterdar Ahmet Paşa, Darül hadîs vaizi Abdurrahman Efendi, vaiz Ömer Efendi, vaiz Şeyhzade İbrahim Efendi ve Sofi Emîr Dede.

Üçüncü sofra: Geriye kalan on bir imamdan oluşuyordu. Yemekten sonra yine kahve ve şerbetler içildi.

İkindi üzeri Padişahın Otağ-ı Hümâyûnu teşriflerinden sonra Mısır valisi Hüseyin Paşa ile Derya Kaptanı Köse Ali Paşa’nın ve Mısır eyaletine bağlı Derya Kaptanlığının düğün hediyeleri arz ve kabul olundu.

Önceki günlerde olduğu gibi Mehterhane ve kösler yine şiddetle çalmaya başladılar;

“Ay şu nûş eyle bugün anma gam-i deryayı,
“Sana ısmarlamadılar bu yalan dünyayı”

mısrâlarının telkin ettiği hava içerisinde eğlencelere devam edildi. Seyircilerin miktarı diğer günlerle karşılaştırılamayacak kadar fazla idi. Ve bugün sünnet edilen çocukların sayısı 316’yı bulmuştu.

Akşam namazından sonra başlayan gece eğlencelerinde fil ve gergedan suretlerine girmiş olan ateşbazlar ve fişekçiler diğer günlerden farklı gösterilerde bulundular.
Yine üzerleri fişeklerle donatılmış hayvanlara ateş verilince seyircilerin birbirini ezerek kaçışmaları sürekli kahkahalara sebep oluyordu. Diğer taraftan hayali gösteriler, hokkabazlar ve kuklacılar yer yer halkı eğlendirmekte birbirleriyle yarış halinde idiler.

Gecenin ileri saatlerinde teşbih böceği suretine girmiş olan sanatında usta kırk kadar tiryaki yan yana dizilerek, ikişer ikişer koşu yapmaları ferman buyurulunca, bunların bir başkasını köstekleyerek, yere yıkarak hedefe doğru koşuşmaları gecenin en keyifli numaralarındandı. Bu oyunda başarı gösterenlere Padişah tarafından çil akçelerle birer gümüş tepsi hediye edildi.

Düğünün dördüncü günü:

Dördüncü gün çarşambaya rastlıyordu. Bu günün ziyafetlerine Sipahi ve Silahtar Ağalarıyla halifeleri, kâtipleri ve Ocak Ağaları davetli idiler. Öğleye doğru Sadrazam ve Defterdar Paşalar kallavi (bir nevi sarık) ve ferace ile geldiler. Kendilerine, mücevveze giyinmiş olan Çavuşbaşı teşrifatçılık yaptı. Diğer Ağalar da merasim elbisesi ve mücevveze ile gelmişlerdi.

Umumî sofralardan başka bugün için hazırlanan dört mükellef sofraya şu tertip üzere oturuldu :

Birinci sofra: Sadrazamın sağ tarafında Sipahi Ağası, Mukabeleci Efendi, Sipah ve Silâh dar kethüdaları, sol tarafına Silâhtar Ağası.

ikinci sofra: Defterdar Paşa, Silâh dar kâtibi Ramazan efendi, Mukabeleci Baş Halifesi, Ermeni cizye darı, Si pah Halifesi Kambur zâde.

Üçüncü sofra: Sipahi ve Silâh dar halifelerinden on üç nefer.

Dördüncü sofra: Sipahi ve Silâh dar kethüdaları ve hulefâ Efendilerden on dört kişi.

Öncelikle, Sanat loncalarının kethüdalarına haber gönderilerek, düğünde alay tertip etmeleri ve düğün hediyelerini geçiş sırasında vermeleri tavsiye edildiğinden, dört sanat teşekkülü alaya alarak hediyelerini sundular. Bu arada bazı Beylerbeyiler tarafından gönderilen hediyeler de kabul edilerek kendilerine verildi.

Bu gün de ikindiden sonra başlayan düğün eğlenceleri gece yarısına kadar devam etti. Düğün boyunca her gün önemli konuklar ağırlanmış, yemekler yenilip akşam eğlenceleri devam ederken, sünnet için kayıt yaptıran çocukların sünnetlerine de devam edilmiştir.

Günlerce süren eğlencelerden sonra düğünün on dördüncü günü şehzadenin sünnetine geçilmiş, Selimiye Camii’nde okutulan mevlitten sonra şehzade dönemin en ünlü cerrahı Nuh Çelebi tarafından sünnet edilmiştir. Sünnetten sonra, Şehzadelere hediyeler sunulmuş, müjdesi halka duyurulmuştur. Sünnet şerefine padişah tarafından o gün bin kadar esir azad edilip özgürlüklerine kavuşmuştur. Sünnet sonrası düğüne katılan konuklara ve sanatçılara, padişah tarafından pahalı ve değerli hediyeler verilmiş ve konuklar memnun edilmiştir.

On sekiz gün süren kutlamalardan sonra düğün, yapılan at yarışları ile sona ermiştir. Bu yarışlar, padişah ve şehzadenin yarışların yapılacağı alana gelmesi ile başlamış, yarışmalarda kazanan atın sahiplerine, yarışın mesafesine göre, 40.000 akçe, 30.000 akçe, 20.000 akçe gibi ödüller verilmiştir.