Romalılar Dönemi

Edirne ve çevresi, Makedonya Krallığı'nın Romalılar tarafından ortadan kaldırılmasının ardından M.Ö. 168'de Roma'nın egemenliği altına girdi.

73
Görüntülenme

Romalılar Devrinde Trakya

Roma orduları birçok kez Trakya’yı istilâ ettiler. Romalılar, (Osmanlıların da daha sonra uygulayacağı gibi) birtakım krallıklar yahut prenslikler kurmak veya eskilerinden bazılarını himaye etmek suretiyle, Trakya üzerindeki nüfuzlarını uzun yıllar sürdürdüler.

Merkezi Bizye (Vize) olan Doğu Trakya Krallığını daima desteklediler ve bu devleti Trakya’nın bekçisi haline getirdiler. Fakat hükümdarları Roma’nın sadık bir üyesi haline gelmiş olan bu krallığa karşı öteden beri hür olarak yaşamağa alışmış olan Traklar birçok defalar isyan ettiler. Bu isyanların sonunda ise, bütün Trakya imparator Glaudius zamanında (M.S. 44-46) bir Roma eyaleti (Provincia Thracia) haline sokularak Roma devletine katıldı.

Trakya imparatora ait bir eyalet oldu. Bu eyalet ilk zamanlar “atlılar” sınıfından seçilmiş valiler (Procurator’lar) tarafından idare ediliyordu. İmparator Traianus zamanında ise, bunların yerine “legatus Augustus propraetore” ünvanını taşıyan valiler geçmiştir. Eyalet merkezi Marmara sahilinde Perinthus (Marmara Ereğlisi) idi.

Romalılar, Trakya’da kendilerinden önce Makedonyalılar tarafından oluşturulan düzeni olduğu gibi bıraktılar. Trakya, “strategia” adını taşıyan birtakım bölgelere ayrılmış bulunuyordu. En küçük idarî birliği “köme” yahut “vicus” olarak adlandırılan köyler teşkil ediyordu. Birbirine yakın bazı köylerin birleşmesinden bir “kömarkhia” meydana geliyordu.

Trakya eyaletinde ilk zamanlar sadece iki koloni şehri vardı: İmparator Glaudius zamanında kurulan Apri ve Vespasianus tarafından kurulmuş olan Deultum. İmparator Traianus Trakya’da yeni şehirler kurmağa yahut eski kasabalara şehir hukuku bahşetmeğe, bu suretle şehir bakımından çok fakir olan bu bölgenin ilkel tarım hayat şekillerinden kurtulmasına ve Roma şehir kültürüne kavuşmasına büyük önem verdi. Bu suretle bu devirde kurulan şehirler arasında Augusta Traiana, Traianopolis, Plotinopoüsj Serdica ve Bizye gösterilebilir.

Birinci İmparatorluk Dönemi: Romalılar Edirne’de

M.S. 123/24 yılında, uzun seyahatleri sırasında Trakya’yı da ziyaret etmiş olan Hadrianus, strateji bakımından önemli bir noktada bulunan Orestia yahut Orestias kasabasını bir şehir haline getirerek ona kendi ismini verdi; Hadrianopolis. İlkçağ tarihinde şehir daima bu adla anılmıştı.

Hadrianus, Roma imparatoru olunca Edirne’nin tarihinde yepyeni bir dönem başladı. Hadrianopolisadını alan kent, diğer Roma kentleri gibi II. ve III.yy ortasına dek büyük bir gelişme gösterdi ve altın devrini yaşadı. Askerî ve ticarî açılardan çok elverişli bir yerde bulunmasının bu hızlı gelişmede büyük rolü oldu. Hadrianopolis, askeri kuruluşlarıyla, silah imalathaneleriyle önemli bir üs durumuna geldiği gibi, Nymphea adına yaptırılan bir tapınakla da dini bir merkez oldu. Ancak Romalılar zamanından günümüze gelen bir yapı izi malesef mevcut değildir. 19.yüzyıl içlerine kadar çeşitli tamirlerle gelen Edirne kalesi, şehrin genel planı hakkında bir fikir edinilmesine yardımcı olmaktadır.

Edirne Kalesi

Edirne Kalesi, yaklaşık 360.000 metre karelik bir sahayı kaplar. Kale kuvvetli duvarlarla çevrili bir dikdörtgen şeklinde olup, her iki köşesinde silindirik birer kulesi vardır. Kuleler arasındaki surlarda on ikişer burç bulunur, kalenin dokuz kapılı ve etrafının bir hendekle çevrili olduğu anlaşılmaktadır. Bu plân, tahkimli Roma ordugâhları (castrum) veya bunları örnek alarak kurulan Roma askerî kolonilerinin plânlarına uymakta ve bu kalenin esasının Roma imparatorluk devrine kadar çıktığını açığa vurmaktadır.

İmparatorluk sınırlarının batıdan Almanya içerlerine, doğuda Mezopotamya dolaylarına kadar uzandığı Hadrianus devrinde hudut bölgelerinden bir hayli uzakta olan bu iç şehrin tahkim edilmiş olduğu kesin olarak ileri sürülemez. Romalıların dayanak noktaları olan şehirlerin çok az ve insanlarının tamamı ile medenileşmemiş olduğu bir bölgenin ortasında kurulmuş olan bu şehrin başlangıçtan itibaren sağlam tutulduğu varsayımı bir tarafa bırakılamaz. Fakat şu kesin olarak ifade edilebilir ki, strateji bakımından büyük bir önem taşıyan bu şehir istilâ tehlikelerinin baş gösterdiği M.S. 3. yüzyılda bir castrum halinde idi.

Gordianus III (M.S. 238-242) devrine ait birkaç Hadrianopolis sikkesinde şehir suru tasvir edilmiştir. Ortada bir kapı, onun her iki tarafında üzerleri konik bir külahla örtülü birer silindrik kule görülmekte, kuleler bazen üzerleri kemerli pencereleri havi olarak, bazen de penceresiz gösterilmektedir.

Şehrin içindeki binalara gelince bunları yine sikke tasvirlerinden öğreniyoruz. Cephesinde dört sütunu olan ve mutadın dışında piramidal bir çatı taşıyan bir mâbed, içinde duran tanrı heykelinin işaret ettiği gibi, bir Zevs mabedi idi; yine cephesi dost sütunlu olan başka bir mabet Tykhe yahut Fortuna mabedi olarak karakterize edilmiş bulunmaktadır.

Diğer bir sikke üzerinde görülen ortasında büyük dairevî bir hücreyi oluşturan çok katlı bir sütun mimarisi ile süslü bir cephe ve bu cephenin önünde geniş bir havuzdan ibaret bir bina hiç şüphesiz anıtsal bir çeşme binası (Nymphaeum) idi. Sütunlar arasında çeşitli heykeller durmakta, orta hücrenin alt kısmında yer alan bir nehir tanrısının (herhalde Hebros yahut Tonzos olacak) üzerine dayandığı küpten havuzun içine su akmakta idi. M.S. 4. yüzyılda şehirde önemli silah fabrikaları bulunduğu da biliniyordu.

Dördüncü yüzyılın ortalarından itibaren Trakya Hunlar’ın ve bilhassa Gotların istilasına uğradı. 9 Ağustos 378 de Hadrianopolis (Edirne) civarında yapılan, Gotların zaferi ile sonuçlanan ve Roma İmparatorluğu’nun kaderi üzerinde uzun müddet etkili olan savaş gerçekleşti. Bu savaşın dünya tarihi üzerine etkisi, Roma imparatorluğunun doğu ve batı Roma imparatorluğu olarak ikiye ayrılmasıyla son bulacaktı.

Kaynakça: “Edirne’nin 600. Fethi Yıldönümü Armağanı” Kitabı | Ord.Prof.Dr.Besim Darkot | Türk Tarih Kurumu, Edirne, 1993