Suyun öte yanında bir güzel: Karaağaç

Türkiye Cumhuriyeti’nin "suyun öte yanında kalan" tek toprak parçası olan Karaağaç, Lozan Barış Antlaşması'nın da eşsiz bir simgesidir. Karaağaç, manevi değerinin yanı sıra Arnavut kaldırımlı yolu, yeşilin binbir tonunu barındıran mesire yerleri, sivil mimarinin benzersiz örneklerini yansıtan evleri, kendine özgü mimari yapısıyla geçmişe ışık tutan eski tren garı ve özgürlüğün simgesi Lozan Anıtı ve Müzesi ile eşsiz bir huzur beldesidir.

107
Görüntülenme
Lozan Anıtı, 2005 | Fotoğraf © edirneden.com

Karaağaç, Edirne’nin 4 km güneybatısında kalır. Karaağaç’a Tunca Köprüsü ve Meriç Köprüsü geçildikten sonra hafifçe sağa kıvrılan yaklaşık 2 kilometrelik Arnavut kaldırımlı bir yol takip edilerek ulaşılır.

Karaağaç yolculuğu kısa bir yolculuktan ziyade, adeta bir zaman yolculuğudur. Edirne çıkışından hemen sonra Tunca Köprüsü’ne giriş ile başlar. Tarihi 400 yılı aşan Tunca Köprüsü, Karaağaç yolcularını güzergahta kısa süreliğine duraklatır. Sebebi, köprünün ayaklarından sessizce akıp giden Tunca Nehri ve her iki yanında göz alabildiğine uzanan ağaçlarla süslü manzaranın doyumsuz seyridir. Köprünün bitişi ile başka bir durağa; bülbüllerin, kanaryaların hatta papağanların yuvası olarak bilinen Bülbül Adası’na varılır. Özellikle, eğlence mekanlarının gece boyunca süren gürültüsünden arındığı sabahın erken saatlerinde birçok kuş türünün ahenkli harmonisine tanıklık edilebilir. Bülbül Adası’nın sınırı, Meriç nehridir. Meriç Köprüsü üzerinde bulunan müstesna Seyir Köşkü’nden uçsuz bucaksız Meriç Nehri ile her iki yanında uzanan ağaçlarla süslü manzarayı izlemek, özellikle sabahın erken saatlerinde güneşin doğuşuna ve akşamüzeri saatlerinde batışına tanıklık etmek, Edirne’de yaşanması gereken anların başında gelir.

Meriç Köprüsü geçildiğinde, Türklerin “suyun öte yanında” kalan tek toprak parçası olan Karaağaç başlar. Köprü sonrası hafifçe sağa doğru kıvrılan iki kilometrelik arnavut kaldırımlı yol ilkbahar ve yaz aylarında sağlı-sollu sıralanan anıt ağaçların arasından sıyrılan güneş ışığı kırıntıları ile aydınlanır. Sonbaharın hüzünlü renkleri ve ardından kış aylarında yağan kar ise Karaağaç’a uzanan istikamette fotoğraf karelerine tarifsiz bir estetik katar. Meriç Nehri kıyısındaki çay bahçeleri ve restoranlar, zaman yolculuğunun öncesi veya dönüşünde mola için eşsiz mekanlardır…

Karaağaç yolunun ortalarına doğru Edirnelilerin sıklıkla tercih ettikleri mesire yeri; yüksek söğüt ağaçlarının içinde ve Meriç Nehri’nin hemen kıyısında bulunan “Söğütlük” gelir. Söğütlük’ün hemen bitişinde, biri ressam Hasan Rıza Bey olmak üzere 10 yiğidin yattığı “Jandarma Şehitliği” bulunur. Karaağaç’taki tarla ve bahçelerde yetiştirilen ürünlerin satıldığı sebze ve meyve tezgahları Karaağaç’a kadar yolun her iki yanında sıklıkla göze çarpar.

Karaağaç’ın girişinde yol ikiye ayrılır. Sağa doğru devam eden yol Yunanistan ile Türkiye arasındaki sınır kapılarından biri olan Pazarkule’ye varır; hafifçe sola kıvrılan düz yol ise sizi Karaağaç’ın içine ulaştırır ve eski Edirne Tren Garı binası ile son bulur. Sağlı sollu, ana cadde üzerinde veya sokak aralarında yer alan Karaağaç evleri, mutlaka görülmesi gereken yapılardır. Osmanlı dönemi sivil mimarisinden farklı ve Edirne kültür zenginliğinin birer göstergesidirler.

Karaağaç’ta son durak, ihtişamı ile öne çıkan ve eski Edirne Tren Gar’ı olarak bilinen binadır. Mimar Kemalettin Bey’in eseri olarak 20. yüzyıl başlarında yapıldığı bilinen bu eser, Lozan Anıtı ile Lozan Müzesi’ni de barındırır.