Edirne’nin Kurucuları

Osmanlı zamanının önemli bir şehri olan Edirne'nin büyümesine ve zenginleşmesine katkıda bulunmuş “öz” Edirneliler…

85
Görüntülenme

Edirnenin kurucuları; yani Edirne’nin bir şehir haline gelmesine emek vermiş, 15. ve 16. yüzyılları arasında yaşamış bu kişiler, yaptırdıkları eserler ve yapıtlarlarla bugün isimlerini bazı mahalle ve eserlere vermişlerdir. Günümüz Edirne’sinin temellerinin aşağıda sıraladığımız kişiler tarafından atıldığını söylemek abartı olmayacaktır:

Yahşi Fakih

XV. asırda Edirne’de namına iki mahalle kurulmuş olan Yahşi Fakih ve ailesi de Edirne’nin kurucuları arasındadır. 1519 (H.925) yılı kayıtlarında “Mahalle-i Yahşi Fakih” Halil Paşa Hanı civarında ve “Mahalle-i Hamam-ı Yahşi Fakıh” ise kaleiçi semtinde görülmektedir. Ayrıca Yahşi Fakih vakfı odaları da vardı. Edirne’de mescit, zaviye, hamam yaptıran, iki yerde mahallesi bulunan Yahşi Fakih önemli kişilerindendi. Edirne Fatihi Sultan I. Murad’ın hürmet ve itibar ettiği bir sofu ailesi idi.

Yazılı bir kaynağa göre “Murad Hüdavendigar Yahşi Fakih’ın babası, o da bir sofu olan Hacı Fakih’e Dimetoka’da bir köyü (sonradan adı Yahşi-Fakih köyü olmuştu) evladlık vakfı olarak vermiş, sonra Musa Çelebi de bunun için bir tekrar ihsan etmiş, takip eden bütün Padişahlar bu “Çiftlik ile tasarruf edilen” mülkü, evladlık vakfı olarak tanımışlardı.

Yahşi Fakih ile ilgili tesisler ve vakıflar; XVI. asır başlarındaki kayıtlara göre:

Kale içinde Yahşi Fakih mescidi, Kale içindeki hamam, Mescidin karşısında 24 göz oda, bu odalar karşısındaki ev, kiler, ahır, Kapan civarında iki ve Kazancılar ucunda iki dükkan, hamam civarında 10 küçük dükkan, hamam civarında kervansaray, buna bitişik dört dükkan, kasap dükkanından ibaretti.

Bu tesislerin hemen hepsini Yahşi Fakih’ın oğlu Mustafa Bey yaptırmış ve 1467 (H.862) yılında vakfiyesini düzenletmişti.

Gümlüoğlu

Gümlüoğlu veya Gümlü Bey, Düzmece Mustafa (Şehzade Mustafa) hadisesinde Rumeli beylerinden olarak bu harekete adı karışmış bir kimse idi ve Mihaloğlu Mehmet Bey’in Sultan II. Murad tarafına döndürdüğü Rumeli Beyleri arasında bulunuyordu. Oğulları Saltuk ve İskender Beyler tarafından Edirne’de Beylerbeyi İmareti yakınında bir mescit ve odalar yaptırılmış, burada Gümlü oğlu adına bir mahalle kurulmuş idi, Fatih Sultan Mehmed’in temliki ile yaşayan “Vakfı ebnâ-i veledi Gümlü” mevcuttu.

II. Murad devrinden itibaren gelişmekte olan bu vakfa, sonradan II. Bayezid ve sonraki dönemlerde, bu aileden Paşa Yiğit ve Murad Bey gibi kimseler de yeni tesisler eklemiş ve muhtelif yerlerdeki vakıf köyleri ve arazilerinin hasılat gelirlerini, Eskihisar Zağra’da Gümlüoğlu köyündeki ve Kosova’daki zaviye ve mescitleri ile birlikte, Edirne’deki mescidine tahsis etmişlerdi.

Gümlüoğlu mescidinin, Baba Timurtaş mahallesinde ve odalarının da Arpacı Hanı yanında bulunduğu bilinmektedir.

Şeyh Bedreddin

Edirne’de meşhur Samavna kadısı İsrail’in oğlu Şeyh Bedreddin Mahmud da bir zaviye kurmuş ve bu zaviyeye 1412(H.815) ve 1413(H.816) tarihlerinde vakıflar tahsis etmişti. Vakıfların yönetimi kendinden sonra oğluna ve daha sonra zaviyede şeyh olanlara ait olacaktı. Bu zaviyenin, Edirne’nin hangi semtinde kurulduğu bilinmemektedir.

Sofu Bayezid

Amasya alimlerinden Niğdelizâde Sofi Bayezid Çelebi, Çelebi Sultan Mehmed’in öğretmeni, güvendiği ve müşaviri idi. Tarihi kaynaklarda, Çelebi Mehmed ile Timur arasında bir elçilik vazifesi de gördüğü yazmaktadır. 1519 yılı kayıtlarında Sofu Bayezid mahallesinin kurucusu, bu zat olsa gerektir. Çelebi Sultan Mehmet devrinde vefat eden bu kişye mal edilen ve Muradiye-Küçükpazar semtinde bulunan Sarı Camii adıyla bilinen cami, XVII. asır ortalarında bir yangında yanmış ve daha sonra Habbaz Elhac Yusuf tarafından yeniden yaptırılmıştır.

Asırlarca bu mahalleye adını veren Sofî Bayezid Çelebi, öyle anlaşılıyor ki, ya Musa Çelebi devrinde Edirne’de bulunarak bu mahalleyi kurmuş veya Çelebi Sultan Mehmed’in ilk devirlerinde bir müddet daha Edirne’de yaşamıştır. Çelebi Sultan Mehmet’in, bu ilim adamının adına bu camii yaptırarak onun adını Edirne’de ebedileştirmiş olması da mümkündür.

Şahmelik Paşa (Sadi Bey oğlu, Gazi, Kör)

Fetret devrinin ve daha sonraki Çelebi Sultan Mehmed ve II. Murad devirlerinin önemli kişilerinden biri olan Şahmelik Paşa adına Edirne’de Mihal köprüsü başında, Kafeskapı civarında zarif bir cami ile bir mahalle mevcuttur. Musa Çelebi, babasının vefatından sonra, Amasya’ya geldiği vakit, Amasya tarihi kayıtlarına göre, Amasya Beylerinden Sadi Beyzade Şahmelik Bey ona lala olmuştu. 1410 (H.813)’da Rumeli’ye geçtiği vakit ise, aynı zamanda Çelebi Sultan Mehmed’in de itimadını kazanmış olan Şahmelik Beyi de beraber götürmüştü ki, bundan sonraki olaylarda onun da bir rol oynadığı görülmektedir.

Musa Çelebi Edirne’de saltanatını ilan ettiği zaman, Şahmelik Paşa’yı kendine vezir olarak atadı. Ancak daha sonra Şahmelik Paşa Bizans’a kaçmış oradan da Çelebi Sultan Mehmed’in yanına gitmişti. Tarihi kaynaklar, Şahmelik Paşa’nın Bizans imparatoru ile Çelebi Mehmed arasında elçilik yaptığından da bahsetmektedir.

Çelebi Sultan Mehmed devri boyunca ve II. Murad’ın ilk zamanlarında önemli görevlerde bulundu ve günümüzde halen ayakta bulunan Şah Melek(Melik) Camii’ni yaptırdı.

Şahmelik Bey’in aynı semtte vaktiyle bir de medresesi olduğu, ünlü alimlerden Molla Husrev’in burada senelerce ders okuttuğu tarihi kaynaklarda geçmektedir.

XVI. asır başlarında bu mahallenin adı Şahmelik medresesi mahallesi idi. Ve Ayrıca muhtelif yerlerde “Gazi Şahmelik vakfı odaları” mevcuttu. Bundan başka, Edirne’de, gerek kendisine gerek eşi Bezirci Hatun’a atfedilen mescitler de görüyoruz. Bezirci Hatun’un, Gazi Mihal taraflarında kendi adına bir de mahallesi vardı. 1464 (H.868) tarihinde düzenlenen vakıfnamesinde, Ada mevkiinde meyve bahçelerini, çayırlarını, ev ve mescidine vakfetmişti.

Şeyh Şucaaddin Karamani

II. Murad devrinde yaşamış, Şeyh Hâmid Kayseri’nin müridi olmuş Şeyh Şucaaddin Karamani, Tarihi kaynaklara göre, II. Murad devrinde Edirne’ye gelmiş, rivayete göre de Padişahı bir tehlikeden kurtardığı için, Sultan Murad tarafından kendisine Debbağhane semtinde bir zaviye ve mescit yaptırılmış, böylece bu semtte bir mahallenin kurucusu olmuştur.

XVI. asır başlarında Edirne mahalleleri arasında bir de “Mahalle-i Zâviye-i Şeyh Şucâ” görüyoruz ki, bu mahalle bugün de yaşamaktadır. Sultan II. Murat kendi vakfından bu zaviye için ödenek ayırttırmış, sonraları XVI. yüzyılda Kanunî Sultan Süleyman da Edirne’ye geldiği dönemde, bu mescidi cami haline getirterek usulüne uygun vazifelilerini tayin ettirmişti. 1530 yıllarında Edirne’de mevcut zaviyeler arasında Şeyh Şucâ zaviyesi görülmektedir.

Diğer taraftan, II. Murad, onun namına bir de medrese yaptırmıştı ki, Enis-ül Müsâmirîn’de “Mütereddidin medresesi” olarak kaydedilen bu medreseyi diğer Edirne tarihçileri “Şeyh Şucâ medresesi” olarak isimlendirmektedirler, ölümü Edirne’de ve büyük olasılıkla Fatih devrinin başlarında olmuş olmalıdır. Abdurrahman Hibri , Enis’ül Müsamirin adlı eserinde Edirne’de yaşamış alimler arasında en başta onu yazmıştır. Sultan II. Murat’ın Şeyh Şücaattin adına yaptırdığı ve Selatin camileri arasında geçen Şeyh Şüca Camii’nin sadece bugün minaresi bir bahçe içinde durmaktadır.

Veliyeddin bin îlyas Hüseyin (Kazasker)

Kale içinde bir mescit ve çeşme yaptıran ve bu suretle bir mahalleye asırlarca adını veren Mevlânâ Veliyeddin İlyas, II. Murad devrinde kazaskerlik yapmış bir kişidir.

XVII. asırda da Mahalle-i Mevlânâ Veliyeddin olarak adını muhafaza eden bu mahalle, daha sonraları, Yakut Paşa mahallesiyle birlikte Metropolit mahallesi adını almıştır. Şimdi ise Mithat Paşa mahallesi olarak tanınmaktadır. Mescit ve çeşmeden eser kalmadığı gibi Edirne’de 1432 (H.835) tarihinde öldüğü bilinen bu alimin gömülü olduğu yer de belli değildir. (Şair Ahmet Paşa’nın babası idi.)

Devletşah Hatun

1519 (H.925) kayıt defteri ve daha sonrakiler Edirne’de “Mahalle-i Devletşah” ve “Odahây-ı Devletşah” diye mahalle ve odalar gösterirler. Saraçhane civarında Tunca Nehhri kenarında bulunan bu mahallede, Devletşah mescidi denilen bir mescit bulunuyordu ki, 1877-78 harbinde mescit harabolmuş, mahalle evvelâ Papazoğlu, sonra da Bekçe Mahallesi adını almıştır.

Mahalle ve mescide adını veren Devletşah’ın, Çelebi Sultan Mehmed’in annesi idi. XV. Yüzyıl vakıf kayıtlarında “Devletşah mülkleri”, “Devletşah vakfı odaları” gibi ifadelere geçmektedir.

Ayşe Hatun

Edirne’nin “Ayşe Kadın” denilen meşhur semti, bugün de, kurucusu olan Çelebi Sultan Mehmed’in kızı Ayşe Hatun’un adını taşımaktadır. 1519 (H.925) kayıtlarına göre, bu mahallenin adı “Mahalle-i Ayşe Hatun ve Kapıcı Sinan Bey” olarak görülmektedir. Mahalle iki ad taşımakta ve burada adı geçen Kapıcı Sinan Bey’in Ayşe Hatun’un eşi olması muhtemeldir. Daha sonra bu mahalle, kayıtlarda ve vakfiyelerde “Ayşe Hatun Camii Mahallesi” olarak geçmektedir.

Baba Timurtaş Bey

XV. yüzyıl ortalarında yaşayan önemli kişilerden olan Baba Timurtaş Bey (Baba Demirtaş) adına bir mahalle mevcuttur. Daha önceleri ise Baba Timurtaş adına Edirne’de iki mahalle vardı. Bunlardan biri Üç Şerefeli Cami civarında, Baba Timurtaş’ın mescidinin bulunduğu mahalle, diğeri de Gümlüoğlu mescidi odalarının bulunduğu bir han civarındaki mahalle idi.

Baba Timurtaş, II. Murad devrinde yaşamış ve 1441 (H.845) ‘de vefat etmiştir. Burada yaptırdığı mescidin mihrabı önünde gömülüydü. Bu mescitin 1914’de yıktırıldığı ve arsasının Üç Şerefeli Camii bahçesine katıldığı bilinmektedir.

Şarabdar (Şerbettar) Hamza Bey

Hicri 925 tahririnde, Edirne’de Kıyık semtinde, Karaca Ahmet mahallesinde bir zaviyesi bilinen Şarabdar Hamza Bey, XV. asırda yaşamış yöneticilerden ve Edirne kurucularındandır. II. Murat devrinde sarayda şerbettar (şarabdar) vazifesi görmüş, sonra Fatih devrinde vezir olmuş ve 1460 (H.864)’ta Sivas-Tokat Beylerbeyliğine atanmıştır.

II. Murad Hamza Bey’e, Uzunköprü’de Aslı Han Meşeli, Akberdi, Balıklı, Yegân-Hızır köylerini mülk olarak vermişti. Edirne’deki Şarabdar Hamza Bey zaviyesini bir şeyh için Kıyık mezarlığı yakınında inşa ettirmişti. Bu zaviye Abdurrahman Hibri’nin “Enis-ül Müsâmirîn” adlı eserinde Şarabdar zaviyesi olarak geçmektedir.

Fazlullah Paşa

XV. asırda Edirne’nin imarı ve şenlendirilmesi faaliyetinde, ilk Osmanlı fâtihlerinin torunlarının da hizmeti geçmişti. Edirne’de, XVI. yüzyıl başlarında, biri Fazlullah Paşa mahallesi, diğeri, “Mahalle-i Darüssaade imaret-i Fazlullah Paşa” olarak iki mahallesi görülen Fazlullah Paşa da bu kuruculardan biridir.

Çelebi Sultan Mehmet devrinde Gebze Kadılığı yapmış ve Aşık Paşazade’nin de belirttiği gibi, Kocaeli Fatihi Akçakoca’nın torunudur, babası Hacı İlyas Akçakoca’nın oğlu idi. Mevlâna Fazlullah Gebze’de kadı bulunduğu sırada, Çelebi Sultan Mehmed ile Bizans imparatoru arasında bazı müzakerelere memur elçi bulunmuştu. Sonra II. Murad onu 1436’da vezirliğe getirmiş, bir sene sonra azledilmekle beraber, 1438’de tekrar aynı makama tayin etmiştir.

Edirne’deki inşa ettirdiği Darüssiyâde imareti sadece Âşık Paşazâde tarihinde geçmektedir. 1877 Rus istilâsında yıkılarak bir arsa haline gelen Darüssiyâde imareti vakfının Tatarcık’ta üç köyü vardı.

Çavuş Bey

II. Murat devrinin vezirlerinden olduğu bilinen Çavuş Bey namına Horozlu yokuşunda bir mahalle vardı. Çavuş Bey mahallesi olarak geçmektedir. Kubbeli ve bir minareli camii, 1443 (H.847)’de yapılmıştır. Osman Nuri Peremeci, Sanatlar mektebinin yakınında bulunan bu camiin harap ve kapalı olduğunu yazmıştır. 1948 yılında bu cami arsasının satışa çıkarıldığı kayıtlarda geçmektedir.

Fahreddin-i Acemi

II. Murat ve Fatih Sultan Mehmet devirlerinde 30 sene kadar fetva makamını işgal eden ve İran’dan geldiği için Acemî adıyla tanınan ünlü alim Fahreddin-İ Acemî adına Edirne’de “Mevlana Fahredddin Acemi Mahallesi diye bilinen mahalle bugün Hacı İlbey mahalesi içinde yer almaktadır.

Fahreddin-i Acemî, Edirne’de bazı medreselerde müderrislik yaptıktan sonra 1430 (H.834) yılında Müftü olmuş ve Fatih devrinde de, ölümüne kadar, bu makamı işgal etmişti. Üç Şerefeli Camii’de Fazlullah Hurufî taraftarlarını halk huzurunda dava edip yakılmalarına fetva verdiği ve bu işte bizzat harekete geçtiği meşhurdur. Darülhadis Camii’nin mihrabı önünde gömülü olmakla beraber bugün mezarın yeri belli değildir. Horozlu ve diğer adı ile Şeceriye medresesini inşa ettiren de Fahreddin Acemî’dir.

Hazinedarbaşı Sinan Bey

Fatih devri yöneticilerinden olan Hazinedarbaşı Sinan Bey adına olan mahalle Muradiye semtinde idi. Günümüzde mahalleler birleştirildiği için Meydan mahallesi içinde yer almaktadır.

Evliya Kasım Paşa

Tunca kenarında camii ve aynı yerde imareti bulunmuş olan Kasım Paşa, Fatih ve II. Bayezid devri yöneticilerinden olup, 1483 (H.888)’te İshak Paşa’nın yerine Vezir-i Azam olmuş ve 1485 (H.890)’te vefat etmişti. Edirne’de Evliya Kasım Paşa diye tanınmış, cami ve mahallesi de o şekilde “Evliya Kasım Paşa camii, Evliya Kasım Paşa Mahallesi” adıyla anılmıştır. Kasım Paşa Camii şu anda Kirişhane civarında olup, Tunca Nehri’nin hemen kıyısında ve harap haldedir.

Sitti Hatun

Edirne’nin XV. asır tarihinde birkaç tane Sitti Hatun’un eser ve vakıfları görülmektedir. Yâni, Edirne kurucuları arasında Edirne tarihinde, adı ve sanı hiç unutulmayacak Sitti Hatun, Fatih’in eşi ve Dulkadiroğlu Süleyman Bey’in kızı olan, kayıtlarında Sitti Şah Hatun ve Sitti Sultan isimleri ile de anılan Sitti Hatun’dur. Sitti Hatun, bilindiği gibi, Karaca Bevvab mahallesinde (bugünkü Sarıca Paşa Mahallesi), kendi sarayının bahçesinde Sultan Camii (Sitti Sultan Camii, Hatuniye Camii) denilen bir cami yaptırmış, Edirne’de vefat ettiği zaman kendisi de buraya defnedilmiştir. Camiin üzerindeki kitabe II. Bayezid devrini göstermektedir. Bu camiin vakıfları da yine Bayezid devrinde yapılmış olduğu varsayılmaktadır.

Hekim Lari-i Acemi

Fatih zamanında İran’dan gelip de padişahın hizmetine giren ve tıp aleminde çok yetenekli olan hekim Lârî, Edirne’de Lari Camii (Lâleli Camii olarak da bilinen) caminin kurucusu olarak tanınmaktadır. Sultan tabibi vazifesi bir müddet Bayezid devrinde de devam eden bu kişi hakkında; Fatih’e, Karamani Mehmed Paşa’nın teşviki ile yanlış ilâç yaptığı ve padişahın ölümüne sebep olduğu, bu yüzden 6 Safer 890 (22 Şubat 1485) Pazartesi günü öldürüldüğü bilgisi tarihi kayıtlarda geçmektedir. Caminin kapısı üstündeki kitabede, Yakînî adlı Kanunî Sultan Süleyman devri şairlerinden birinin düştüğü tarihin 1515 (H.920) olması, Badi Ahmet Efendi ile diğer Edirne tarihçilerini tereddüde düşürmüştür. Ancak Hamit Bey, Edirne ve İstanbul’daki Sultan Bayezid vakfı mütevellisi idi ve Hekim Lârî’nin inşasına başlattığı cami ikmal olunmadan önce ölmesi üzerine, sonradan camiyi tamamlatmış ve böylece kapısı üstündeki kitabeyi de kendi adına hazırlatmıştır.