Külliye Tarihçesi

Osmanlı dönemlerinde zenginliğin daha çok saray etrafında yaşanması, dönemin Sultanlarını diğer şehirlere Külliye yaptırma ihtiyacına itiyordu ki bu gaye hem şehrin zenginleşmesine hem de Sultanların hayır duası almasına neden oluyordu.

87
Görüntülenme

Külliyenin Kurucusu Sultan II.Bayezid’in Kimliği ve Kişiliği

VIII. Osmanlı Padişahı olan Sultan II. Bayezid, Fatih Sultan Mehmet’in Gülbahar Hatundan olan büyük oğlu olup, 1447 senesinde Dimetoka’da doğmuştur.

Sultan II. Bayezit, sarayda iyi bir eğitim görmüş, şehzadeliğinde Amasya Sancakbeyi iken, birçok bilgin ve sanatkârları çevresinde toplamış, onları korumuş, bilgi ve yeteneklerinden faydalanmıştır. Fatih’in 3 Mayıs 1481 yılında sefere giderken Gebze’de ölümü üzerine 35 yaşında tahta çıkmıştır. (21 Mayıs 1481, Pazartesi).

Sultan II. Bayezit, gençliğindeki eğlence hayatını son dönemlerinde bırakmış, yalnızlığı ve ibadet yolunu seçmiştir. Bu yüzden de kendisine “Bayezid-i Veli (veli Bayezid)” adı verilmiştir.

Bayezit II, yeniçerilerin baskısı ile 25 Nisan 1512’de saltanatı, oğlu Yavuz Selim’e bırakmak zorunda kalmış ve son günlerini doğduğu yer olan Dimetoka’da geçirmek üzere İstanbul’dan ayrılmış ve yolculuk sırasında 65 yaşında iken 26 Mayıs 1512 de ölmüştür. Kabri İstanbul’daki camiinin yanındaki türbesindedir.

Külliyenin Kuruluş Nedeni ve Temel Atma Töreni

Külliye arsasının Edirne’nin ileri gelenlerinden Hadım Şehabeddin Paşaya ait olduğu ve arazinin karşılığında da kendisine Filibe’nin Bastince köyünün verildiği tarihi belgelerde görülmektedir. Ancak arsanın tümü kullanılmamış ve Paşaya geri verilerek köy geri alınmıştır. Külliyenin temeli, 26 Rebiyülahir 889 (23 Mayıs 1484) tarihinde bu arazinin üzerinde Sultan II Bayezid tarafından atılmıştır.

Hoca Sadettin Efendi, Tacüt Tevarih adlı eserinde külliyenin kuruluşu nedeni ile yapılan temel atma törenini şöyle anlatmaktadır:

“Sultan II. Bayezit, 4 günü kutsal savaş niyetiyle İstanbul’dan Edirne’ye hareket etmiştir. Edirne kentini şereflendiren padişah, halka geniş lütuf ve bağışlarda bulunmuştur. Önce, bu büyük şehir ve eski başkent, gelen ve gidenlerin çokluğu, büyük bir ticaret şehri oluşu nedeniyle bir hastaneye muhtaç bulunuyordu. Hak ve adaletin hakimi olan padişah, bu gönül çekici beldede benzeri bulunmayan bir hastane yaptırmayı amaç edinmişti. Ayrıca bir cami, medrese ve imaret de inşa ettirerek bu eşsiz kenti ve şirin beldeyi genişletip hayır ve yardım kuruluşlarıyla bezemeyi kendi boynuna borç saymakta idi. Bu nedenledir ki yapı malzemesinin hazırlanmasını emretti.

Tunca kıyısında temel atmak için uzun incelemeler sonunda derin hendekler kazdırdı. Bu arada yapı araç ve gereçleri ile de çevre dolup taşmış bulunuyordu. Yüce padişah, Tanrı hoşnutluğunu kazanmak için sözü edilen ayın 26. gününde (26 rebiyülahir 889=25 Mayıs 1484) uğurlu eliyle bu hayır kurumlarının temelini attı ve sayısız kurbanlar kestirerek yoksulların gönüllerini aldı.”

Bu kadar büyük bir inşaatın dört yıl gibi kısa bir sürede tamamlanmış olması, her yönden döneminin gücünü göstermesi bakımından ölçü olabilecek bir değer taşır. İnşaat için harcanan para Basarabya fethinde elde edilen ganimetlerden ödenmiştir.

II. Bayezid Külliyesinin Mimarı

Sultan II. Bayezit Külliyesi mimarı hakkında da (sözlü ve yazılı) değişik söylentiler vardır. Bunlar arasında bâzı kaynaklar İstanbul ve yöresi ile Bursa, Edirne ve Amasya’daki pek çok cami, medrese, imaret, han, hamam, çeşme ve taş köprü yapımını Mimar Hayrettin’e bağlarlar ve Onu, Sinan öncesi mimarisinin en üstün yaratıcısı ve Sinan’ın müjdecisi sayarlar. Aynı dönem eserlerinin mimarı olarak Kemalettin’i gösteren kaynaklar da bulunmaktadır.
Hayrettin’in, İstanbul’un Bayezid semtinde kendi adını taşıyan bir caminin bulunduğu hakkında da İslam Ansiklopedisinde bir kayıt bulunmaktadır.

Külliyenin Açılış Töreni

Bu büyük site dört yılda tamamlanmış ve 1488(H.894) yılında büyük bir törenle hizmete açılmıştır. Bu töreni Hoca Sadettin Efendi Tacüt Tevarih adlı eserinde şöyle anlatmaktadır.

“Bu uğurlu yıl içinde 1488 (H.894), padişahın Edirne’de kurdurduğu cami, medrese, darüşşifanın yapım işleri tamamlandığından bu görkemli caminin ve ferah alanlı mescidin rahmet yolu olan kapısının açıldığı parlak günde fakirlere; yoksullara dağıtılan sadakanın sayılmasına zaman yetmez, belde ileri gelenlerine, bilgelere kurulan sofralar ve sunulan yemeklerse anlatılmaz zenginlikte idi. Yemek sofraları öyle döşendi ki, muhallebi ve güllaç adını işitmemiş aç ve yoksullar tekrar tekrar yemekten bıktı. Fakirler ve yoksullar için yaptırdıkları imaretin sahip olduğu nimetlerin bolluğu anlatılmaya kalkılsa konunun abartıldığı sanılır. 

O şölene özgü anılması gereken özelliklerden biri de şekerle yapılmış reçelleriydi. O türlü nefis ve kıvamında reçel, hatırı sayılan yolcular için imarette her an hazır bulunmakta idi. Bal helvaları orta halli yolculara sunulurdu. Şanlı medresesi ise ücret bakımından (Hocalara ödenen ücret) bu güzel kentte bulunan medreselerin en yükseği ve en değerlisi oldu. Hocaya verilen ücret günde 60 Osmanlı akçesidir. Bütün bu yapılar bereket yapısı ve mutluluk kapısıdır. Bunun için de yapılarına Hürrem-bina (Gönül açıcı bina) tamlaması tarih olmuştur.”

II. Bayezid Külliyesi Vakfiyeleri

Edirne Sultan II.Bayezit Külliyesi’ne ait, bugün bilinen, biri Arapça olmak üzere üç vakfiye vardır. II. Bayezid külliyesi için İstanbul ve Edirne içinde vakfedilmiş olan bazı bina ve yerler şunlardır.

İstanbul

İstanbul dışında Despina Köprüsüyle Kâğıthane arasında bir oda ve iki değirmen, yeni cami civarında yapılan çifte hamam, yeniçeri odaları civarında Molla Hüsrev Mescidi yanında bir hamam, Balatta Çifte Hamam, İstanbul dışında Sallâhhâne denilen yerde iki hamam bulunmaktadır.

Edirne

Meriç ve Arda Nehirleri arasında bahçeler, Tunca kenarında Şehabettin Paşa Köprüsü altında iki dolap ve bir değirmen, bir Mecid Bahçesi ve içinde 3 ev ve 1 mutfak, Bayezid İmareti yakınında Sultan Bayezid’in nehir üzerine kurdurduğu yeni köprünün altında iki değirmen ve yine köprü yanında çifte hamam ve 1 dolap, 164 adet saraç dükkanı, Bayezid İmareti önünde yapılan 10 dükkan, tahıl pazarında 9 dükkan, Sallahhane’de 35 dükkân, Şehabettin paşa Çifte Hamamı, Vakfa gelir sağlayan ve vakıf oldukları kesinlikle bilinen taşınmaz mallar bunlardır.

Yukarıda adları yazılan taşınmaz mallar dışında, 88 köy vakfedilmiştir ki bunların bağlı oldukları şehir ve kasabaları 1574 (H.982) yılındaki bazı eklemelerle birlikte şöyle sıralayabiliriz:

Edirne’ye bağlı 28 köy,
Dimetoka’ya bağlı 12 köy,
Kızılağaç (Fikeli)’a bağlı 12 köy,
Filibe’ye bağlı 15 köy,
Süzeboli’ye (Ah yolu) bağlı 5 köy ve 2 ada (2 köy daha eklenmiştir.)
Yanbolu ve Nigbolu”ya bağlı 9 köy,
Gümülcine (Ferecik)’ye bağlı 10 köy,
Çirmen (Yenice-Zağra)’e bağlı 4 köy,
İnoz (Enez) ve buna bağlı 1 köy,

1493’de (H.898) bütün vakıfların geliri 782.930 akçedir.
Bu gelir 16. yüzyılın ikinci yarısında 1574’de (H.982) 1.552.131 akçe olarak görülüyor ki bunun 337.136 akçesinin bahâ-i galât (Rant ve Mahsul geliri) , 1.214.968 akçesinin nakit olarak toplandığı anlaşılmaktadır.

Gelir, dönemine göre oldukça yüksek bir rakamdır. Bu, vakfa ne derece önem verildiğini ve hizmetin kalitesini gösterme bakımından bir ölçü olarak görülebilir.