Bayezid Külliyesi Tabhanesi

O dönemlerde halkın çoğu İstanbul'dan Edirne’ye 6 veya 7 günde (geceler hariç) yürüyerek gelirlermiş. Oldukça yorgun olan bu yolcular tâbhanelerde üç gün yer içer, dinlenirler daha sonra yollarına devam ederlerdi.

11
Görüntülenme

Edirne Sultan II. Bayezid Külliyesi Tabhanesi

“Tabhâne” bir bileşik ad olup tâb ve hâne sözcüklerinden oluşmuştur. Tâb, Hareket, güç ve kuvvet karşılığında kullanılırken hâne, ev, yer ve mekân anlamına gelir. Tâbhane ise güç ve kuvvet bulma evi demek olur ki bu tip hizmet veren birimlere Tavhane de denmektedir.

Tâbhanelerin Kuruluş Amaçları

Eskiden, büyük iller arasında menzil yolları ve dinlenme yerleri, günlük yürüme gücü üzerinden alınacak mesafeye göre hesaplanırmış. Halkın çoğu İstanbul’dan Edirne’ye 6 veya 7 günde (geceler hariç) yürüyerek gelirlermiş. Oldukça yorgun olan bu yolcular tâbhanelerde üç gün yer içer ve dinlenirler ve sonra yollarına devam ederler, şehirde çalışacaksa iş aramaya çıkarlarmış.

Tâbhaneler, aynı zamanda hastaneden taburcu edilenlerin nekahet dönemlerini geçirdikleri yerlerdir. Keza dışardan gelen resmi davetli ve görevliler de buralarda konuk edilip imaretten yiyip içerlermiş, yani bir tür resmi misafirhane olarak da kullanılırlarmış. Bunları, vakfiyede belirtilen hizmet ve hizmetlilerden öğreniyoruz.

Tâbhane Binaları

Sultan II. Bayezid Külliyesi tâbhanesinin fizik yapısından daha cami bölümünde kısmen söz edildi. “Tâbhane binası” değil de “binaları” deyişimizin nedeni, bu ünitenin, camiin sağ ve soluna bitişik iki bölümden oluşmuş bulunmasıdır.

Her iki bölüm de birbirinin aynısı olup gerek yapı, gerekse verdikleri hizmet bakımından aralarında bir fark yoktur. Her iki bölüm de dokuz kubbenin örttüğü, köşelere yerleşmiş dört oda ile yanlardaki ikişer ayvan ve bir orta boşluktan oluşmaktadır. Boşluğu örten kubbe fenerlidir. Kubbelerden 4’ü odaları, 2’si ayvanları, 3’ü de orta boşluk ile bu boşluğun uzantısı olan geçit koridorunu örter.

Tâbhanelerde, biri camiin son cemaat yerine, ikisi dış bahçeye açılan ikişer kapıdan girilir. Bahçeye açılan kapılar, gerektiğinde cami avlusuna girilmeden tâbhanelere giriş ve çıkışı sağlarlar.

Yine cami bölümünde değinilmiş olduğu gibi sağdaki bloğun sol, soldaki bloğun sağ odalarından cami içine açılmış üçer pencereleri vardır ki, belirtildiği gibi cemaatın fazla olması halinde buralardan tâbhane bölümüne geçilip orada da namaz kılınırmış. Aynı şekilde, diğer zamanlarda da, tâbhanede kalanlar bu pencereden kolayca camiye geçip ibadetlerini yaparlarmış.

Günümüzde bu pencerelerin tâbhaneler tarafı örülmüş olup cami içine bakan tarafları dolap olarak kullanılmaktadır. Tâbhanelerin köşelerine de, daha önce belirtildiği gibi minareler yapılmıştır.

Tâbhane Hizmetleri

Vakfiye’de tâbhane hizmetleri imaret bölümü içinde “İmaret-i âmire” başlığı altında kaydedilmiştir. Zaten her iki birim, hizmet olarak birbirini tamamlayıcı durumdadırlar.

Tâbhanede yatıp kalkanlar imaret mutfağından yiyip içiyorlardı. Yalnız, konuklar için pişirilen yemekler, diğer günlük yemeklerden biraz daha farklıdır ki bunun için de vakfiyede özel ödenek ayrılması şart koşulmuştur. Hastane bölümünün yemekleri ise ayrı mutfakta ayrı aşçılar tarafından pişirilmektedir.

Vakfiyeye göre: “Tâbhanede yani imaret misafirhanesinde misafirler için hazırlanmış: 15 halı, 3 zili, bir yüzü çuha ve bir yüzü sahtiyan (tabaklanmış deri), (10’u büyük, 20’si küçük) 30 döşek ve 30 adet sahtiyan yastık” vardır.