II. Bayezid Külliyesi Camii

İçinde sütun olmayan, sadeliğine rağmen anıtsal görüntüsüyle uzaktan bakanları etkisi altına alan II. Bayezid Camii, tam merkezinde konumlandığı külliyenin en değerli yapılarından biri olarak ön plana çıkar.

62
Görüntülenme

Kemersiz ve sütunsuz cami

Caminin külliye alanındaki konumu, külliye birimlerinin merkezinde yer almaktadır. Caminin mimarı Mimar Hayretin veya Yakup-Şah Bin Sultan Şah olup, temeli 1484 yılında bizzat Sultan II. Bayezid tarafından atılmış ve 1488 yılında ibadete açılmıştır.

Cami, yapı olarak çevresindeki yüzden çok kubbeli binanın hepsine egemen bir görünüştedir. 22 metre çapındaki kubbesi, büyük bir blok şeklinde yükselen dört duvar üzerine oturtulmuştur. Cami kemersiz ve sütunsuz olup, 20.58 X 20.60 metrelik bir kare biçimindedir. Tabandan kubbe kasnağına kadar olan yüksekliği ise 19.34 metredir.

Caminin sağ ve sol beden duvarları bitişiğinde dokuz kubbeli ve dört odalı birer tabhanesi (dinlenme yeri) olup, cami iç mekânının sağ ve solundan üçer pencere bu tabhanelere açılır. (Cemaat çok olduğu zaman buralarda da namaz kılındığı rivayet edilir.)

Taş işçiliğiyle büyüleyen mermer minber

Mermer minber, taş işçiliğinin bir şaheseridir. Sekiz köşeli olarak yontulmuş, 17 mermer sütun üzerindeki zarif sütun başlıklarına oturtulmuş hünkâr mahfilinin, Osmanlı cami mimarisinde yapılmış ilk mahfil olduğu kabul edilmektedir. Mahfil sütunlarının Diana Tapınağı’ndan getirilmiş olduğu söylenmekte ise de buna dair bir belge mevcut değildir. Caminin giriş kapısı ve iç pencere kapakları, ağaç işleme sanatının üstün örneklerindendir. Caminin akustiği de oldukça hassastır. Mihraptaki bir fısıltı bile en arka saflardan duyulmaktadır.

Camideki kitabeler

Camiin iç giriş kapısı üstündeki kitabe, iki sıra halinde altı mısra olarak yazılmıştır. Sözler Şeyhülislam Zenbilli Ali Efendi’ye ait olup, yazı Hamdullah’ındır. Kitabenin son satırındaki (Hayrün Cemil) sözü ebcet hesabıyla 1488 (H.893) yıllını vermektedir ki, bu tarih Külliye inşaatının bitiriliş tarihidir.

Bursalı Veliyüddin oğlu Ahmet Paşa, külliye inşaatının tamamlanması üzerine şu şiiri yazmıştır:

Şöyle âli yaptı darulhayn Sultan Bayezid,
Kim feleklerde melekler eyledi medhü sena.
Bu meratip ne cihettendir sana dedim, dedi:
Ben kara toprağı ihya etti ol zıllihüda.
Menbaı bahri ata oldum ki benden feyz alan,
Hem hikemdir, hem niamdır, hem seha vü hem şifa.
Böyle olur kime düşse pertevi hursidi baht,
Böyle olur kime salsa sayei perri hüma,
Hüsn ile bağı cihanı hurrem etti gül gibi,
Anın için dediler tarihini hurrem bina.

Şiirin üçüncü beyitinin ikinci mısrasındaki “Hem hikemdir, hem niamdır, hem seha vü hem şifa” kelimeleri, camiye, medreseye, imarete ve dârüşşifaya işaret etmektedir. Son beytin ikinci mısraının sonundaki “Hurrem bina” kelimesi ise, ebcet hesabıyla sitenin tamamlandığı 1488 (H.894) yılını göstermektedir.

Anıtsal görünüş

Caminin anıtsal görünüşü uzaktan bakanları etkisi altına alır. Caminin sağ ve sol beden duvarlarına bitişik tâbhanelerin köşelerinde, giriş kapısından şerefeye kadar 149 basamaklı yüksekliği 38,50 metre olan birer şerefeli zarif iki minaresi, kübik ana bloğun keskin hatlarını iki yana çekerek yumuşatmakta ve dış mekânı engin bir sükûna kavuşturmaktadır.

Tunca Nehri’nin aynasında yansıyan görkemli siluet

Mimarideki vekar ve ciddiyet ile sadelik ve tevazuyu bağdaştıran, gereksiz gösteriş ve özentiden soyutlanıp taklitten uzaklaşan, iddiasız fakat inkâr kabul etmez bir metanet ve kişiliğe sahip olan bu anıtlar topluluğunun, yeşillikler arasındaki mermer döşeli yatağında aynı vekar ve sükûn içinde akan Tunca Nehri’nin aynasında yansıyan görkemli silueti, devrinin özelliklerini dile getiren ölümsüz bir görünüştür.

Avlu

Birisi ana, ikisi yan olmak üzere üç kapı ile girilen dikdörtgen biçimindeki mermer döşeli iç avluyu, 18 mermer sütuna dayanan 22 kubbeli bir revak çevrelemektedir. Avlunun merkezinde, üstü açık mermer bir abdest şadırvanı vardır. Bu haliyle avlu, insan ruhunu ferahlatan, sâde, iddiasız, bir parçası olduğu cami yapısıyla her yönden son derece uyumlu ölçüler içinde ana birimin tamamlayıcısı durumundadır.

Evliya Çelebi’den Bayezid Camii

Evliya Çelebi, 1652 (H.1063) yılında Edirne’ye gelişinde külliyeyi ziyareti sırasında Sultan II. Bayezit Camii için şunları söylemiştir:

“Edirne Şehrinin kuzeyinde Tunca Nehri kenarında çimenlik, lalelik düz bir yerde, dört köşe duvar üzerinde büyük kubbeli gönül açan bir camidir. Ancak iki kapısı var. Sol taraftaki saadetli kapı, padişahlara mahsus hünkâr mahfili kapısıdır. İkinci kapısı kıbleye açık büyük kapıdır. Üzerinde tarih kitabesi yazılmıştır. Caminin kıble kapısından mihraba varıncaya kadar uzunluğu seksen beş ayaktır. Enliliği tam seksen ayaktır. Cami içinde asla sütun yoktur.

Hünkâr mahfili sol taraftadır. Şeşhane gibi on adet hilâli sütunlar üzerinde kurulmuş bir selâtin ibadet yeridir. Mihrap ve minber, beyaz mermerden yapılmıştır. Nice sanatlı avize ve kandillerle süslenmiş ve nurlu kubbeleri kandil tabakalarıyla bezenmiştir. Müezzinler mahfili, gayet sanatlı olup avlusundaki cennet bahçelerinin dillerle anlatılması ve kalemlerle yazılması olanaksızdır.

Bu camiin sağ ve solunda Gazi Mihal Bey Camii gibi, misafirlerin kalmasına mahsus iki tâbhane vardır. Pencerelerinden imama uyulur. Namaz vakitlerinde cemaat çok olsa, iki yanındaki tabhanelerinde cemaatın çoğu Allah’a ibadet ederler. Bu avlu, beyaz mermer döşeli, cilalı tabanıyla, cemaatin yüz renklerinin yansıdığı bir ayna gibidir. Büyük usta, bu avlunun mermerlerine öyle cila vurmuş ki zerre kadar bir toz bile üzerinde asla duramaz.

Üç yanında üç büyük kapısı vardır. Avlunun çevresindeki yan sofaları on sekiz tane biçimli, bahada ağır, uzun sütun ve üstlerinde de on altı kubbe vardır. Pencereleri dışarı, büyük avluya bakar. Ama bu avlu kubbelerinin içi üç şerefeli kubbeleri gibi süslü ve nakışlı değildir. Hemen hepsi sade gözlü beyaz kubbelerdir.

Bu avlunun uzunluğu ve eni tam ikişer yüz ayak olup ortasında bir abdest havuzu vardır ki şadırvanı havuz kubbesine sıçrar. Dört adet yeşil zümrüt gibi serviler var ki bizzat Bâyezid Velî Hazretlerinin mübarek elleriyle dikildiklerinden Allah kullarının gözlerinin üzerinde olduğu büyük servilerdir. (Günümüzde bu serviler yoktur)

Bu avlu da, dışarı büyük avlunun (bugünkü dış bahçe) temiz toprağında nice bin dut ağaçlarıyla öyle süslü bir avludur ki uzunluğuna ve enliliğine yedişer kademe büyük avludur, etrafında hastahane, aşevi, kiler ve mahzenler, tabhâne, kitaphâne ve darültedrisler (medreseler) vardır.

Ama bu orta avlusunun iki tarafında iki adet mevzun minaresi var ki şerefeleri süslü birer kadeh gibidir. Gayet ince ve uzun minarelerdir. Hatta üstad-ı kâmil ve mühendis-i âmil Akıbet sonunu düşünür kimse olup bu boy ve boşta bu nahif ve zarif yapılı olan minareler ihtimaldir ki, zamanla depremden yahut gök afetlerinden yıkılıp camiin kubbesine zarar verir düşüncesiyle bu minareleri camiden uzak tarafından olan tabhâneler yanında camie bitişik bina etmiştir. Ama doğrusu yüksek minarelerdir. Boy bos ve yapılan birbirinin aynı olup her biri yüz seksener kademdir.”

Vakfiye’de gösterilen cami görevlileri ve ödenekleri

  • 1 Hatip: Bayram ve cumalarda hatiplik edecek, günde 15 akçe alacak.
  • 2 İmam: Her biri günde 8 akçe alacak.
  • 1 Semahfil-i huffaz: Hafız olacak ve devir okunurken onları idare edecek, günde 7 akçe alacak.
  • 30 Hafız ve Devirhan: Her sabah camide tam bir hatim yapacak, günde üçer akçe alacaklar. 10 tanesi devirhan olacak, 1’er akçe daha alacaklar.
  • 5 En’amhan: Hergün (en’âm) okuyacaklar her birine 4 akçe verilecek.
  • 1 Muarrif: Cüz sandıklarını cüz okuyanlara verecek ve toplayacak, günde 5 akçe alacak.
  • 1 Meddah: Her cuma övgü okuyacak, günde 4 akçe alacak.
  • 7 Mühellil: Hergün değişik tehlilller getirecekler. Biri reis, ki günde 3 akçe alacak, diğerleri 2.5’ar akçe alacaklar.
  • 7 Selavatçı: Selâvat getirecekler. Reis 3, diğerleri günde 2’şer akçe alacaklar.
  • 1 Mücevvid-mürettil: Öğle ve ikindi namazlarından sonra “bir hizip miktarı okuyacak”, günde 2 akçe alacak
  • 2 Kayyum: Camiin içini-dışını süpürüp halıları döşeyip kaldıracak, her biri günde 3 akçe alacak.
  • 2 Çerağcı: Cami ve imarette çerağ ve kandilleri vaktinde yakıp söndürecekler. Her birine günde 3 akçe, kandilcilere günde 4 akçe verilecek (Kandillerin yağ ve fitil giderleri karşılığı olarak.)
  • 1 Noktacı (Denetleme): Üzerinde aldığı hizmeti özümsüz olarak yapmayanları kaydedip mütevelliye bildirecek, günde 2 akçe alacak.

Toplayacak olursak bu tarihte caminin görevli sayısının 66’yı bulduğunu görürüz.