II. Bayezid Külliyesi Darüşşifası

Sultan II. Bayezid Külliyesi Darüşşifası, yeni adıyla; Trakya Üniversitesi Edirne Sağlık Müzesi, yüzyıllar önce ruh hastalarının su ve müzik sesiyle tedavi edildiği bir hayır kurumuydu... Edirne II. Bayezid Külliyesi, "Avrupa'nın En İyi Müzesi" seçilerek, Edirne adını Avrupa'ya duyurdu...

51
Görüntülenme
Fotoğraf © edirneden.com (2004)

Darüşşifa

Dârüşşifa, İslâm ve Türk Dünyasında pratiğe ve gözleme dayalı sağlık bilgileri veren, hastaları tedavi eden sağlık ve eğitim kurumlarına verilen adlardan biridir.
Dârüşşifalar, ortaçağ boyunca zaman zaman ve bölgeden bölgeye değişen “Dâr- üs-sıhha” “Dâr-ül afiye”, “Dâr-ür raha”, “Dâr-ütTıp”, “Mâristan”, “Bîmâristan”, “Bîmarhâne”, kervansaraylarda “tâbhane” adlarıyla da adlandırılmıştır.

Bu kuruluşlara örnek olarak Osmanlı zamanında yapılmış 1399’da Bursa’da Yıldırım Bayezid, 1470’de İstanbul’da Fatih Sultan Mehmet, 1488’de Edirne’de Sultan II.Bayezid, 1550’de İstanbul’da Haseki Hurrem Sultan, 1556’da Süleymaniye, 1583’de Üsküdar’da Nurbânu Valide Sultan, 1591’de Manisa’da Yavuz Sultan Selimin eşi ve Kanuni Sultan Süleyman’ın annesi Hafsa Sultan ve son olarak 1617 yılında İstanbul’da Sultan II.Ahmet tarafından kurulan ve değişik adlarla anılan dârüşşifalar bu tür hizmet yapılarının en ünlülerindendir.

Birer kamu sağlık hizmet birimi olan dârüşşifalar, temeli vakıflara dayanan halk ve hanedanın hayır kuruluşlarıdır. İslâm hukuku esaslarına göre düzenlenen vakıfnamelerinde, kuruluş amaçları, gelir kaynakları, kuruluşta çalışacak hekim ve diğer görevliler, çalışma şekilleri, gelirin dağıtılması ve kuruluşun yönetimi gibi konular en ince ayrıntılarına kadar anlatılır ve denetlenmesi de ayrıca gösterilir. Bu kurumlarda bir yandan hastaların tedavileri ile uğraşılırken, bir yandan da vakfiyelerdeki şartlara uygun olarak alınan çıraklar, usta hekimler yanında tıp eğitimi verilirdi.

Dârüşşifa Sözcüğünün Anlamı

“Dârüşşifa”, bileşik bir ad olup, Arapça Dâr (Ev, yer, mahal) ve Şifa (hastalıklardan kurtulma, iyileşme ve dinlenme hali) sözcüklerinin birleştirilmesinden oluşmuştur. Bu gün kullandığımız hastanenin karşılığı olup, şifa, sağlık evi demektir.

Bazı metinlerde “bimarhane” ve genellikle halk ağzında “Tımarhane” şeklinde akıl ve ruh hastalarının ayrı bir yerde tedavi edildikleri yer olarak da kullanılmakta ve söylenmektedir. Aslında “Timar” tıp dilinde, bir hastaya veya yaralıya bakma, hizmet etme demek olup bu işi yapanlara da “Timarcı” denir. “Hane” ise “ev” veya “yer” demek olduğuna göre “”Timarhane” hasta bakılan, tedavi edilen yer demek olmaktadır.

Sultan II.Bayezit Dârüşşifası için halk arasında yaygın olarak söylendiği gibi yalnız akıl hastalarının tecrit ve tedavi edildiği bir yer değil, her türlü hastalığın tedavi edildiği bir merkez olduğunu vurgulamak gerekir.