Mimari Yapısı

İki avlu ve bir ana bloktan oluşan yapı, medrese ile caminin batısında olup, arasında bir geçit kapısı bulunmaktadır.

38
Görüntülenme

Birinci Avlu

Avluya kuzey ve doğu yönlerinden açılan iki kapıdan girilir. Doğu yönünde sonradan açıldığı söylenen bir kapı daha vardır. Lâkin, bu kapılar, mimari özellik bakımından külliyenin diğer birimlerinin avlu veya giriş kapılarıyla, hatta Dârüşşifa’nın bölümleri arasındaki geçit kapılarıyla kıyaslanmayacak derecede basittir.

Avlu, dikdörtgen şeklinde olup kuzey giriş kapısının karşısına düşen uzun kenarda, kapıları, 10 sütun üzerine dayanmış kubbeli revak sahanlığına açılan yine kubbeli 6 oda vardır. Odalarda, biri üstte diğeri altta olmak üzere dış bahçeye açılmış ikişer pencere ile birer ocak ve baca vardır. Revak ve odalarda süsleme olmayıp kireç badanalıdır.

İkinci Avlu

Buna ara veya orta avlu da diyebiliriz. Buraya, açık sahanlık dediğimiz eşikten kemerli bir kapı ile girilir. Çapı 12.10 x 17.30’dur. Avlunun sağ ve solunda, sekili birer sofaya açılan kapılarıyla yine üstleri kubbelerle örtülü ikişerden dört oda vardır. Sağlı sollu ilk odaların biri dış bahçeye, öbürü iç avluya açılan birer pencereleri, ikinci odaların ise yalnız dış bahçeye açılan birer pencereleri ve hepsinde birer ocak vardır. Sofaların da dış bahçeyi gören birer pencereleri olup ön cepheleri iç avluya açıktır.

Şifahane Bölümü

İkinci avludan yine bir kapı ile Dârüşşifa’nın yataklı bölümü olan ana bölümüne geçilir. Giriş kapısının üstü kubbeli ve kanat açıklığı kemerlidir. Burası, ortada büyük, fenerli bir kubbe ile, bunu çevreleyen 12 küçük kubbenin örttüğü merkez, ortasında 12 köşeli fıskiyeli bir havuz bulunan mermer döşeli bir salondur.

Salonun çevresinde 4.35 x 4.35 ölçüsünde dörtgen şeklinde 6 adet kapalı kışlık hasta odası vardır, bu odalardan 4 tanesinin kapısı, salondan birer basmak merdivenle çıkılan, altlarında pabuçlukları bulunan ve salona bakan cepheleri açık kemerli 4 adet yazlık odaya açılır. Geri kalan iki odanın kapısı ise doğrudan orta salona açılır.

İlk dört kışlık oda ile tüm yazlık odaların dış bahçeye açılan birer pencereleri olup yazlıkları olmayan son iki kışlık odanın hem dış bahçeye hem de iç salona açılan birer penceresi vardır. Kışlık odalarda birer de ocak vardır.

16 ve 17 numaralı odaların arasında ve salon giriş, kapısının ekseni üzerinde beş köşeli, salona bakan cephesi açık kemerli, sayvanı öbür açık odalarla aynı düzeyde bir iniş bulunmaktadır. Bu bölümün, dış bahçeye açılan 5 penceresi vardır. Bu yataklı bölüm, gerek orta kubbedeki aydınlatma fenerinden, gerekse dış bahçeye açılan pencerelerden bol ışık almaktadır.

Hem orta salon, hem de yazlık ve kışlık odaların pencerelerinde görülen ve bir zamanlar pek bakımlı olduğunu, buraları gezip görenlerin yazdıklarından öğrendiğimiz, dış bahçenin görüntüsünün insan ruhuna huzur ve sükun verecek bütün şartları toplamış olduğu yolundadır. Bu ortama bir de şadırvan fıskiyesinde çağlayan su sesi ile icra edilen Mûsiki nağmeleri eklenirse nasıl bir atmosferin oluşacağını anlatmak bile geniş bir düş gücünü ve kalem kudretini gerektirir.

Kapalı devre çalışan bir fizik yapı içinde sağlanan bu ferahlığı düşündükçe, günümüzden 500 yıl önce Tunca Nehri kıyısında cennet bahçesi gibi türlü çiçeklerle donatılıp ağaçlarla süslenmiş ve gölgelenmiş bir alan ortasında kurulan, dışardan gelen çiçek kokuları ve kuş cıvıltıları ile içerdeki su sesine karışan mûsiki nağmeleri arasında ipekli yataklarda tedavi edilen huzur ve sükûn içindeki hastalara gıpta etmemek elde değil.

Dârüşşifa mimarisindeki özelliğin, hastahane yönetimi, hasta ve yardımcı personel ilişkisini kolaylaştırması açısından sağladığı yararları Dr. Rıfat Osman bey şöyle anlatıyor:
“Hasta odalarının havuzlu avluya (orta salona) açılmaları sebebiyle az personelle kapıları açık bulunan odalardaki hastalar daima kontrol altında bulundurulabilmektedir. Bu şekilde bir hasta pavyonu bizde yapılmıştır. Orta Avrupa bunu bizde görerek taklit etmiştir. Dârüşşifa bugün dahi model olabilecek taksimat özelliği taşır. Bu modele 1888’de Filadelfiya’da 1884’de Greneviç’de inşa edilen Miller Hastanelerinde rastlanır.”

Prof.Dr.Arslan Terzioğlu da Trakya Üniversitesi’nin 1985 yılında Edirne’de düzenlediği vakıflar sempozyumunda bu noktaya geniş olarak değinmiş ve daha birçok örnekler vererek Dr.Rıfat Osman Bey’in düşüncelerine katılmıştır.

Kendileri, özellikle Mûsiki icrası yönünden çok önemli olan akustik konusunu da işlemekte ve binada mimari yapı olarak bu yönden bilinçli bir ölçü kullanıldığını belirtmektedir.

Yine bu çalışmalarda Darüşşifa’nın daha önceki tarihlerde yabancılar tarafından yapılan rolöve planlarındaki yanlışlıkları işaret ederek düzeltmekte ve buna benzer planda yapılmış Avrupa ve Amerika’daki hastanelerle karşılaştırmalar yapmakta ve şu görüşleri önce sürmekledir:
“Onarım esnasında 1967’de rölövelerini yeniden yaptığım Edirne’deki Il.Bayezit Hastanesi, Rönesans Devrinde ve hatta hastane tarihinde bir eşi daha olmayan mimari bir abidedir.Bu hastanenin, külliyeye dahil, medrese, cami, tâbhane, fırın ve imaretle birlikte Tunca Nehri kenarında yeşil bir sahada inşa edilişi, şehircilik bakımından bugünün modern İsveç hastanelerindeki en ileri planlama yönteminin, külliyenin mimarı Hayrettin tarafından 500 yıl önce uygulandığını göstermektedir.”