Adalı Halil

Koca salon müthiş bir uğultu halindedir. Pehlivanlarını öldü zanneden seyirci, yumruklarını sıkarak sahneye fırlamıştır bile... Halil, sahneye her ulaşabileni, bir sepet gibi fırlatmaktadır.

13
Görüntülenme

Adalı Halil Kırkpınar’ın en büyüklerinden bir anıt isimdir. Kırkpınar Güreşleri, o öldükten sonra da, asla onsuz başlamadı.

Mezar’a her Kırkpınar Güreşleri öncesinde topluca ve mutlaka ziyaret edilmiştir. Mezar yeri Tunca kenarındaki Kasımpaşa Camii bahçesinde iken de öyleydi, şimdi de şehir içine taşındıkan sonra da öyle…

Adalı, savaş sınırları nedeniyle Meriç nehri ötesinde kalan Ada nahiyesi Kilise köyünde dünyaya geldi (1870-71). Soyadı da doğduğu yerle ilgilidir.

Adalı zaman zaman taşkınlıkları olan; ama, bu özellikleriyle de Edirneli’lerin çok sevdiği biriydi. Bütün hayatı çekişmelerle geçmiştir ve özellikle Balkan Savaşı yıllarında yoksulluk çektiği bilinir?

Mezar taşında ölüm tarihi yazar; ama, Atıf Kahraman’a göre bu tarih yanlıştır ve doğrusu olmalıdır.

Adalı Halil’i yakından tanıyan İsmail Habib Sevük, onun Avrupa ve Amerika’da da sırtı yere gelmediğinin kanıtları olan, madalya, kupa, asa gibi delilleri evinde “birer kutsiyet hatırası” ile sakladığını anlatmaktadır.

Ne yazık ki, zamanımızda Adalı’ya ait eşya bulmak olanaksızlaşmıştır.

Adalı’yla kan bağı olmayan ancak annesi Adalı’nın Balkan Savaşlarında şehit düşen oğlu Emin’in ilk eşi olduğu için bu anlamda Adalı’larla ilişkisi bulunan emekli binbaşı Mehmet Göklen, Adalı’ya ait bütün fotoğraf ve taşınabilir özel eşyalarını bir Yahudi’nin alıp götürdüğünü söylemiştir.

Emekli binbaşı Mehmet Göklen’in annesi ilk evliliğini Adalı’nın oğlu Emin’le yapmiş. Adalı’nın evi Kirişhane’de, Bulgar Kilisesi yakınında Taş Mektep taraflarındaymış ve evin arsasından set geçmiş.

Mehmet Göklen; “Adalı, evlerinin sundurmasında bulunan kirişe her sabah bir saat elense çekermiş” der. Adalı’nın yenildiği pehlivanlar arasında bulunanlardan biri de Hergeleci İbrahim’dir. Bu güreş Edirne’ye yakın bir yerlerde yapılmış ve “Tekniği çok kuvvetli” olan, Hergeleci’nin zaferi uzun süre konuşulmuş.

Aliço’ya sorarlar; “Söyle bize, sen güreşi bırakınca senden sonra kim yetişir dersin?”
Aliço “deste”ye güreşen gençler arasından birini gösterir “şu kişmiri vücutlu… şopar mı ne? O üç dört seneye varmaz başpehlivan olur”
Aliço, Adalı’nın ustasıdır.

Gazeteci bir söyleşide Adalı’ya sorar: “Pehlivanlığın sırrı nedir? “

Adalı yanıt verir; “İki esaslı sırrı vardır: Biri okkalı olmak, öteki gözü pek olmak.”

Başka soru: “Şimdi dünya modası olan boks hakkında ne düşünüyorsunuz?”

Adalı birer direk gibi uzun kollarını göstererek şöyle der “Bu kollar herhalde rakibe yumruk atardı ama sahibine yumruk yedirmezdi…”

Arkasından bir ah çeker: “Ne yazık ki bizim gençliğimizde boks revaçta değildi.”

Asıl önemli soru: “Hayatınızdaki en heyecanlı güreş hangisidir?”

Adalı der ki: “Yalnız güreşlerimin değil bütün hayatımın da en heyecanlı vakası Amerika’da geçti. O kadar heyecanlı ki az kaldı hayatımdan oluyordum.”

Adalı Halil’in Amerika Macerası

İsmail Habib Sevük’ten :

On dokuzuncu asrın son yılı… Adalı Amerika’ya gider… Boston’dan Şikago’ya, NewYork’tan değişik şehirlere…
Bir gece Amerikalıların çok önem verdikleri bir pehlivanla güreşiyor… Adam gayet çevik, ele avuca sığmaz, civelek bir şey. Adalı bir yakalasa, haklayacak. Fakat rakibi boyuna kaçmakta… Adalı burnundan solumaktadır… Nihayet yakalar. Amerikalıyı çapraza alarak ezmeye başlar. Bir ara, bir şey “çat” der… Adalı, yere bir şey düşmüş gibi gözleriyle aranırken kolları arasındaki adamın “pat” diye yere düştüğünü görür.

Adalı, baygın adama yardıma gelirler diye beklemeye başlar. Fakat o ne?… Koca salon müthiş bir uğultu halindedir. Pehlivanlarını öldü zanneden seyirci, yumruklarını sıkarak sahneye fırlamıştır bile… Halil, sahneye her ulaşabileni, bir sepet gibi fırlatmaktadır.

Bu durumu gören halk daha da çileden çıkmaktadır. Yumruklar daha hızlı sallanır… Bağırışlar artar… Halk korkunç bir dalgaya dönüşür. Alnında soğuk ter damlaları dökülen Adalı, ölümle karşı karşıyadır.

Binlerce hançer eden linç sesleri, bir ölüm yaygarasına dönüşmüştür. Adalı Halil her tarafı kapalı sahnenin ortasında, kafese kısılmış şaşkın bir aslan halinde ne yapacağını bilmiyor.

Birdenbire, bütün o İngilizce yaygara tufanı üstünden yükselen gayet gür bir Türkçe ses işitir.
“-Pehlivan.. Sahnenin yanındaki kapıdan kaç.. Durma..”
Adalı Halil koşar…

Not: Yıllar sonra bu kişinin, ekmek kavgası yolunda Şebinkarahisar-Su Şehri, Gözköylü’den maceralı bir yolculukla Amerika’ya giden İsmail Yıldız olduğu öğrenilir.

Adalı’nın son yılları yoksulluk içinde geçmiştir… Bir ara sevenlerinin yardımıyla 150 kuruş gündelikle şark tütün şirketinde işçi olarak çalışmıştır. Yokluk ve yoksulluk nedeniyle önleneyemeyen zatüreden öldü… Yakacak odun kesmek için gittiğinde kendisini üşüttüğü söylenir.