Meydan Çeşmeleri

Küçük meydanların ve iskelelerin karşılarında inşa edilmiş olan meydan çeşmelerinin bazıları "abidevi" bir görünüme sahiptir. İstanbul'da pek çok örneği olan bu tip çeşmelerin en ünlüsü, Sultanahmet'teki III. Ahmet Çeşmesi ile Üsküdar'daki III. Ahmet Çeşmesidir. Edirne'de meydan çeşmelerine en güzel örnek, Hacı Adil Bey Çeşmesidir.

65
Görüntülenme

Hacı Adil Bey (Meriç) Çeşmesi

Türk – Barok Mimarisi grubunda yer alan bu çeşme Edirne Evkaf müdürlerinden Sadrettin Bey ve Dr. Rıfat Osman tarafından çizilerek projelendirilmiştir. Dönemin Edirne Valisi Hacı Adil Bey’in öncülüğünde ve parasal katkılarıyla 1904 yılında yaptırılan çeşme; bu nedenle Hacı Adil Bey Çeşmesi olarak anılsa da, halk arasında Meriç veya Köprübaşı Çeşmesi olarak bilinir.

Çeşmenin yapıldığı yıllarda Karaağaç Tren İstasyonu’nun bir kolu İstasyon Meydanı denilen Meriç Köprüsü başına ve Hacı Adil Bey Çeşmesi’nin yanına kadar gelmekteydi.
Edirneli araştırmacılar bu çeşme duvarında Üsküdarlı şair Alaaddin’e ait bir beyitin bulunduğunu; ancak büyük bir olasılıkla Yunan işgalinde yok edildiğini belirtmektedir.
Kesme taştan ve Türk klasik üslubunda yapılan çeşmenin etrafı üç basamakla çevrili olup, her cephesinde sivri kemerli nişleri ve yalakları bulunmaktadır.

Yalakları mermer kaplamalıdır ve sivri kemerli nişlerin eni 1.5 m, boyu 3 m, derinliği ise 20 cm’dir; Batı ve doğu yönündeki sivri kemerli nişlerin alınlık kısımları rumi palmet örgülü, diğer cephedeki kemerler düz mermerdir.

Bütün nişlerin ortasında stilize palmetlerden iki sıra zigzag bordürü yer alır. Nişlerin alt kısımlarında, ayna taşlarında kademeli kaş kemer ve iki birer kadeh, sivri kemer üstündeki köşelerde birer gülce motifi vardır. Ahşap saçaklar demir payandalara oturtulmuştur. Bunların dayanağı ise, palmet şeklindeki rumi kıvrımlı taş konsolo oturur.

Çeşmenin dört cephesinde bulunan kitabelerinde şunlar yazılıdır:

Kuzey’de:”Bismillahirrahmanirrahim”.

Güney’de: “Ve-sekahüm rabbühüm Seraben tahura” (Ben bana yaklaşan kullarını cennetimdeki temiz sularla sularım)
Doğuda: “Vece alna minel mâ-i küllü şey’in hay” (Sudan her şeye hayat verdim)

Batısında: “Efdalussadakati sak-gül mai” yazısı bulunur.

Dertli Mustafa Efendi Çeşmesi

Kesme taştan yapılan çeşmenin cephe genişliği 1.80 m, yüksekliği 3.60 m’ dir. Her cephede satırda kalan üç dilimli kemeri, düz mermer ayna taşları ve modern muslukları, önlerinde yalakları bulunmaktadır. Dörtgen çeşme haznesinin köşelerinde demir sütunların kaide ve başlıkları taştandır.

Dörtgen çatıyı tutan bu sütunların arasında ucu volütlü dörder taş konsol, onun üzerinde sekizgen kaide üzerinde kubbesi vardır. Eski yıllarda Saraçhane Köprüsü’nün güney ucunda (Tunca Kışlası veya Sırık meydanı denilen yönünde) Saraçhane Karakolu bulunmaktaydı ve bu çeşme karakol yanındaydı. Karakol kaldırıldıktan sonra çeşme 1971 yılında Edirne Belediyesi tarafından eski otobüs terminalinde (İtfaiye Müdürlüğü yeni binasının arkasında), şimdiki yerine getirilmiştir.

Dörtgen çatıyı tutan bu sütunların arasında ucu volütlü dörder taş konsol, onun üzerinde sekizgen kaide üzerinde kubbesi vardır. Saraçhane Köprüsü’nü geçince karşımıza bir heykel gibi dikilen dört cepheli bir meydan çeşmesinin yapılış tarihi bilinmemektedir. Dertli Mustafa bu çeşmeyi yaptıran değil, tamir ettiren kişidir.

Sinan Ağa Çeşmesi (Bayezid Külliyesi Camii önü)

Edirne’de Sinan Ağa tarafından yaptırılan dört çeşme bulunur ki; üçü Yeni İmarettedir. Bunlardan biri İkinci Bayezid Camii Külliyesi önünde olup kendi adına yaptırmıştır. Diğeri, kızı Cavidan hanım için yaptırdığı ve Hatun Çeşmesi olarak da anılan ve Yeni İmaret içinde Mithat Paşa İlköğretim Okulu karşısındadır. Yeni İmaretteki çeşmelerin tamamında ve külliye suyunda olduğu gibi, bu çeşmenin suyu da, Aynalı Tabya bağlarındaki kaynaktan gelir. Edirne Tarihçesi Bâdi Efendi ise kaynak konusunda şunları yazmaktadır:

“… Bu çeşme uzun süre kullanılmış olup, şehre yarım saat uzaklıkta bulunan Buğdaycı Çeşmesi kaynağından demir borularla su getirilerek (H. 1312) seferinin 29. gününe rastlayan 1310 Ağustosunun 19. gününde padişah tahta çıkış yıldönümünde akıtıldı.”

Sinan Ağa Çeşmesi’nin onarım bekleyen kitabesi:

Sahib-i himmet Sinan Ağa ki odur Mazhar-ı eltaf hayye lem’yez’el Eyledi bu çeşme-i paki bina Fi-Sebil-illah zi-hayr-i ecel Bir mahallinde eserdi bir riya Oİa makbulü hüdavend-i ecel Nuş edip dedim o dem tarihini Ab-ı Safi, hayr-ı vâlâ bi-bedel

Kitabenin Türkçesi:

Bu çeşmeyi yaptıran Sinan Ağadır ki o, hep yaşayan ve yok olmayacak olan Allah’ın lütuflarının ortaya çıktığı kişidir. Ecel sahibi Allah’ın kabul ettiği, beğendiği kişi olsun. Karşılıksız, yüce bir hayırdan duru, temiz su içip o zaman tarihini söyledim. (Ebcet hesabı ile H.1080 tarihi düşülmüştür.)

Bu çeşme dörtgen plan esasına göre yapılmış, “üç yüzlü” meydan çeşmesidir. Cami yönündeki yüzü sağırdır. Düzgün yontulmuş kefeli kaplamalı olup; üstü piramit şeklinde bir çatı ile örtülüdür. Tepesinde iki dilimli palmet şeklinde mermerden alemi vardır. Çeşmenin köşelerine ince sütunlar yerleştirilmiş olup; sonra, enli bir şerit ön yüzde ve ortadaki mermer üzerine, Ta’lik hatlı kitabenin iki tarafından aşağıya iner. Bunun altında sivri kemerli nişi bulunur. Çeşmenin ayna taşı sadedir.

Saçağa geçmeden önce aşağı tarafa bakan, birbirine kıvrık dallarla bağlı, alternatif dizilmiş bir lale ve palmet frizi yapıyı zenginleştirmektedir. Diğer iki cephede de sivri kemerli niş ve içlerinde sade ayna taşlı muslukları vardır. Çeşmenin mimarı bilinmemektedir.

Yalaklar yol seviyesinin altında kalmış; son yol onarımı sırasında taşları ziftlenmiş, kirlenmiştir. Etrafı otlanmıştır. Suyu akmamaktadır. Kitabesinin sağ ucu kırılmıştır.

Sinan Ağa; padişah Avcı Mehmet döneminde, önce Bostancıbaşı, sonra Paşa olmuştur.

Ticaret Lisesi Çeşmesi

Rifat Osman eseridir. Ticaret Lisesi ile Halk Eğitimi Merkezi arasındaki bahçenin batısında yola yakın yerde bulunan ve Ticaret Lisesi Çeşmesi olarak anılan çeşme, bir meydan çeşmesidir. Dört cepheli ve Neoklasik üslubundaki çeşme 1916 yılında yapılmıştır.

Bedesten önünde bulunan Askeri Hastane çeşmesi gibi Ticaret Lisesi çeşmesinin de Projesi Dr. Rıfat Osman’a aittir. Çeşmedeki mermer kaidenin eni 1.15 m, boyu 1 m’ dir. Her cephede bir mermer yalağı bulunmaktadır. Üst tarafta mukarnas başlıklı 1.14 m. boyunda dört porfir (kayaç) sütunun taşıdığı kemerli çatı kısmı bulunur. Sivri kemerlerin köşelerinde yüksek kabartma kabaralar (renkli çivi) yer alır.

Dört tarafı üzeri boydan boya kabartmalı süslerle çevrilmiştir. Cephelerde ve köşelerde oymalı alınlıkları ve onun üzerinde dilimli kurşun kaplamalar bulunur. Kubbesinin tepesinde alemi bulunup; alınlıkların da ayet kitabeleri yer alır. Bu kitabelerde;

“Su gibi aziz ol”, “Bismillahirahmanirahim Veca alna minel mai külli şey’in hay” yani “Sudan her şeye hayat verdim” anlamına gelen bir ayet bulunur. Tamamı kufi ve çiçekli nesih yazıları ile yazılmıştır.

Bedesten Yanındaki Askeri Hastane Çeşmesi

Askeri Hastane Çeşmesi, Edirne’nin 1911 yılında yaşadığı kolera ve tifo salgınında ölenlerin anısına yapılmıştır.

Şimdiki Kapalı Cezaevi’nin (Eskiden Yanık Kışla adıyla ve Piyade Kışlası olarak kullanılıyordu) arkasında, Avarız Köyü’ne giden yolun doğusunda ve uzun zamandır şehir çöplüğü olarak kullanılan alanda, Edirne Merkez Askeri Hastanesi bulunmaktaydı.

Günümüze bir duvar ve hamam kalıntısıyla ulaşabilen bu hastane iki katlı ve II. Abdülhamit’in emriyle; hijyenik kurallara uygun olarak, yaptırılmıştı.

1971 yılında Edirne Belediyesi tarafından Eski Camiinin batısına, Bedesten önündeki Kadınlar Parkı olarak bilinen şimdiki yerine getirilen çeşmenin asıl yeri işte bu Merkez Askeri Hastanesi bahçesindeydi. Bu çeşme; Edirne’nin 1911 yılında yaşadığı kolera ve tifo salgınında ölenlerin anısına yapılmış olup, bir dönem Edirne’nin üzüntü ve elem dolu günlerini anlatır. Aynı yıllarda adı geçen hastanenin başhekimlik görevini de yürüten Dr. Rıfat Osman; Edirne civarında ölenlerle, hastane doktorlarından üç kişinin aynı salgında ölmesi üzerine mimari çizim ve projesini kendisinin gerçekleştirdiği bu çeşmeyi bir anı olarak yaptırmıştır.

Ön cephesindeki palmet ve lotuslardan meydana gelen madalyonlarda, doktorların adları yazılıdır. Çeşmedeki yazılarda salgın hastalığın 1913 yılı Temmuz ayında başlayıp 1914 yılı Mayıs ayında bittiği belirtilmektedir.
Bir meydan çeşmesi olan Askeri Hastane Çeşmesi’nin cephe genişliği 15 m, yüksekliği 5 m, derinliği 1 m’ dir. Sivri kemerli nişin genişliği 80 cm. derinliği 1,5 m’ dir.
Sivri kemerli niş içinde ayna taşı üç kısımdan ibaret olup; rumili palmet, altta nesih yazılı kitabe rumili kartuşlarla son bulur.

Sultan Süleyman (Muradiye) Çeşmesi

Muradiye Camisi bahçe girişindeki kapı önünde bulunan bu görkemli çeşmenin suyu, 16. Yüzyılda Mimar Sinan tarafından yapılan su yolları şebekesinden gelmekteydi. Yapılış tarihi bilinmemektedir.

Kesme taştan inşa edilen Sultan Süleyman Çeşmesi, iki cepheli bir meydan çeşmesidir. Haznelidir ve hazne örtüsü piramidal taş çatılıdır. Kare şeklinde olan çeşmenin eni 3.70 m, boyu 3.25 m’ dir. Sivri kemerli nişin eni 1.40 m, boyu 1.75 m, derinliği ise 36. cm’dir. Cephelerde sivri kemerli nişleri ile önünde yalakları bulunmaktadır. Muslukları sökülmüştür. Nişlerin etrafını kaval silmeler çevreler. Kitabesi sökülmüştür. Çeşme Türk klasik üslubundadır.

Sultan Süleyman Çeşmesi yakın plandan Sultan Süleyman Çeşmesi, Muradiye Camii ile bütünleşen bir güzellik sunar.
Çatısı yapı taşlarını çatlatacak denli otlanmıştır. Çevre düzenlemesinden yoksun; kapısı kapalı Muradiye Camii gibi “sahipsiz” veya “ilgi dışında” izlenimi vermektedir.

Nazır Çeşmesi

Kaynaklar bu çeşmenin Aydın Güzelhisarlı ve kendisine Koca Nazır denilen Mehmet Bey tarafından yaptırıldığını yazmaktadır.

1574 yılında Edirne’de kadı iken yapılan bu çeşme 1862 yılında Salih Efendi tarafından ölen kız kardeşi Zeliha Kâmile Hanım için yeniden yaptırılmıştır.

Nazır Çeşmesi kesme taştan tek cepheli, hazneli bir çeşmedir. Hazne örtüsü piramidal taş çatılıdır. Cephesinde aynataşı düz mermerden olup, niş kemeri yoktur.
Çeşmenin boyu; 2.65 m, eni 3.5 m’dir. Orijinal yapısında, önünde üç taş yalağı bulunmaktaydı. Ancak günümüzde yol yapımları nedeniyle toprak altında kalmıştır.
Nazır Çeşmesi meydan çeşmeleri grubunda yer alır.

Namazgahlı Meydan Çeşmesi

Tunca Nehri kenarındaki İkinci Saray (Saray-ı Cedid-i Amire’nin) Sırık Meydanı adıyla bilinen kesiminde ve şimdilerde Tunca Kışlası adıyla askeri hizmetlerde kullanılan alan içindeki bu çeşme, ayakta kalabilen örneklerinin en iyisi, en güzelidir. Türk klasik üslubundadır.

Padişah I. Ahmet döneminde (1678 yılında) Namazgah inşa edilmiş, Namazgâhın kıble yönünde olan çeşme ise bir Alay sırasında, halkın susuzluk çektiğinin görülmesi üzerine II. Mehmet döneminde inşa edilmiştir.

Meydan çeşmelerinin ve namazgahlı meydan çeşmelerinin iyi örneği durumundaki bu çeşme, kesme taştan yapılmış olup, üç cephelidir. Kuzey cephesinde bir mihrabı vardır. Dört cephesi de eşit olan çeşmenin eni 3 m, boyu 5 m’ dir. Üç cephede iki renkli kesme taştan yapılmış sivri kemerlerin kilit taşında gülce motifi vardır. Nişlerin eni 1.5 m, boyu 2.5 m’ dir. Derinliği 30 cm dir. Nişlerin üstünde dikdörtgen siyah çerçeveli mermer levhalar vardır.

Dört cephenin saçağında mukarnas frizi bulunur. Hazne örtüsü düzdür. Güney cephesinde yumuşatılmış sel sebiller, iki sıra mukarnasla sonuçlanır. Dört sel sebilinde taş kadehleri kırılmıştır. Güney cephesinin solundaki köşede yer alan sel sebiller ayna taşının içi dilimli kemerli olup bir palmet motifiyle rumi karışımına bağlıdır. Ayna taşı üzerinde istiridye kabuğu şeklinde işlenmiş alınlık olup; en üstte palmet motifi, diğer ayna taşında ise lale ve karanfil motifleri bulunmaktadır.

Dibek Çeşmesi

Yeni İmaret Dibek mahallesinde bulunan bu çeşmenin yapılış tarihi ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Ancak 19. Yüzyılda Dertli Mustafa Efendi tarafından tamir ettirildiği üzerindeki kitabeden anlaşılmaktadır. Kesme taştan yapılmış olup tek cepheli hazneli bir çeşmedir. Hazne örtüsü taştan olup düzdür.

İbrahim Paşa Çeşmesi

Kesme taştan 8 cepheli bir meydan çeşmesidir. Aslında İbrahim Paşa Camii’nin şadırvanı idi. Fakat cami yıkılınca dört cepheden akan bir meydan çeşmesi olmuştur. Bugün üzerinde kitabe olmamasına rağmen kaynaklardaki kitabesi şöyle geçer:
“Barekellah zehiçeşme pak membaı ab hayat ve tesnim – nimeti dedi gözet tarihin mai zemzem eseri İbrahim H-900”

Kitabe’ye göre İbrahim Paşa bu çeşmeyi 1495’te yaptırmıştır. Mermer yalakları, lülesi ve ayna taşları bulunsa da bugüne ulaşmamışlardır. Her cephede kemerleri tutan 8 paye bulunur. Paye kaidelerinin altları vazo şeklinde, başlıkları ise akantus yapraklıdır. Çeşmenin cephelerinde görülen tek ve çift kamer düzeninin alternatif olarak devamı en orijinal tarafıdır.

Bugün akmayan çeşmenin 4 geniş cephesinin her birindeki yükseklik 2.40 m, genişliği 1.30 m’ dir. Dört dar cephesinin ise yüksekliği 2.40 m, genişliği 95 cm’ dir. Kemerli nişlerin derinliği 20 cm, paye boyları 80 cm, genişliği 30 cm’ dir. Hazne örtüsü düzdür.

Yıldırım Çeşmesi

İbrahim isimli bir hayırsever tarafından 1669 yılında yaptırılmıştır. Yıldırım Camii’ne yakınlığı nedeniyle daha çok Yıldırım Çeşmesi olarak anılır. Hasan Çelebi Sebili karşısına düşmektedir. Camiye ve köprüye bakan yüzleri sağırdır. Düzgün yontulmuş kefeli kaplamalı olup, üstü taştan piramidal çatılıdır.

Tepesinde taştan alemi vardır. Dörtgen cephesi de eşit olan çeşme 3×3 m ebadındadır. Nişin içinde ayna taşının yeri vardır. Niş kemerinin üzerinde mermer kitabesi vardır. Etrafını rumi ve lalelerden bordur çevreler, iki bölümlü üç satırlık kitabenin dar kenarında vazodan çıkan çiçek motifleri vardır. Sağdaki vazodan lâle, karanfil ve zerenler çıkar, sol vazoda ise şakayık, lâle ve zerenler vardır. Sol kenardaki küçük sivri kemerli niş içinde mermer ayna taşı vardır. Kırık sivri kemer içinde ortada gülce motifi ile onun iki yanında saplı lâle motifleri vardır.

Muslukları sökülmüş olup taşın üzerinde bir sıra yumurta frizi vardır.