Doyum yerleri: İmaretler

Kökeni Arapça olan "imaret" sözcüğünün sözlük anlamı: "Harabın zıddı, mâmur, bayındır" olarak verilmekte ise de, halk arasında yoksullara bedava yemek dağıtılan aşevleri karşılığında kullanıla gelmiştir. Halbuki, bir çok yazılı metin ve vakfiyelerde ve yapıların tarihi kitabelerinde cami, medrese, han, hamam, şifa hane, hatta türbe, zaviye, han gâh, çeşme ve kalelere de imaret denildiğini görmekteyiz.

51
Görüntülenme

Nitekim Sultan II. Bayezid Külliyesi de yaygın adıyla “Yeni İmaret” olarak bilinmekte ve söylenilmektedir. Bu duruma göre imaretleri, hem kamu yararına yaptırılmış ücretsiz hizmet veren bayındırlık eserleri, hem de içlerinde yemek pişirilip Tanrı hoşnutluğunu kazanmak amacıyla bedava yemek dağıtılan mutfaklar olarak kabul etmek ve ayırımlarını da yine bu anlayış içinde yapmak gerekir. Zâten, külliye halinde kurulmuş olan bayındırlık eserleri bünyesinde çoğunlukla bir mutfak ve yemekhanenin bulunduğu bilinmekyedir.

Külliyenin vakfiyelerinde mutfak birimlerine “imaret” başlığı altında ayrı bir yer verilip ödenek konmakta ve bu ünitenin çalışma, daha doğrusu çalıştırılma koşulları şartlara bağlanmaktaydı.

Selçuklu Türkleri ve onları izleyen Osmanlı İmparatorluğu döneminde, zor aşılan yüksek dağ geçitlerinde ve uzun ticaret yolları üzerinde menzil yerlerinde, gelip geçen yolcuların güvenliklerinin sağlanması ve hastalarının tedavi edilmesi için çok yönlü hizmet veren imaretler kurulmuştur. Bu kurumlar bir yandan da yeni fethedilmiş beldelerde Türk İslâm halkının yerleşmesini kolaylaştırmak amacıyla kurulmuşlardır ki, bu hizmetleriyle Anadolu ve Rumeli’nin Türkleşmesine büyük ölçüde yardımcı olmuşlardır.

Osmanlı Türkleri döneminde ilk imaret 1336 yılında Orhan Bey tarafından İznik Şehrinde kurulmuştur. İmaretin açılışında bizzat Orhan Bey, fakirlere kendi eliyle yemek dağıtmış, imaret kandillerini kendisi yakmıştır. Sultan II. Murat da Edirne’deki imaretinin açılışında bilginlere verdiği ziyafette aynen Orhan Bey gibi davranmıştır.

18. Yüzyılın sonlarında İstanbul’un 24 imaretinde her gün otuz binden fazla kişiye yemek verilmekte olduğu kayıtlarıyla bilinmektedir.

Ne yazık ki bu insancıl amaçlı imaretler zaman içinde bir çoklarının uğradığı kötü sonuçla yüz yüze gelmişler, ya vakıf gelir kaynaklarının kuruması veyahut gelir ve giderlerinin kötüye kullanılıp amaçtan uzaklaşması sonunda bakımsız kalmış, hatta yıkılıp gitmişlerdir. Bazılarının yerleri bile bilinmez hale gelmiştir.

Bu bayındırlık eserlerinden, aşevleri yıkılmadan günümüze kadar ayakta kalanlardan İstanbul’daki Süleymaniye ve Edirne’deki Sultan II. Bayezid Külliyesini gösterilebilir.

Tarihi belge ve kayıtlar, mevcut bina veya kalıntıları ve canlı kaynaklar, Edirne ili merkezinde dokuz imaretin bulunduğunu göstermektedir. Bunlar kuruluş tarihlerine göre:

1- Yıldırım Bayezid İmareti (Eski İmaret),
2- Gazi Mihal Bey İmareti (Orta İmaret),
3- Muradiye İmareti (Mevlevihane İmareti),
4- Mezit Bey İmareti(Yeşilce),
5- Balaban Paşa İmareti,
6- İbrahim Paşa İmareti,
7- Evliya Kasım Paşa İmareti,
8- Seyitler İmareti, (Fazlullah paşa)
9- Sultan II. Bayezid İmareti, (Yeni İmaret)’dir.

Bu imaretlerin dışında adları 16. ve 17. yüzyıl kaynaklarında geçen,Sultan I.Murat tarafından, yaptırılmıştır Hüdavendigar İmareti, II. Murat döneminde Saruca Paşa tarafından yaptırılan Sarucapaşa İmaretive II. Bayezid döneminde aynı adı taşıyan cami civarında yaptırılan Atik Ali Paşa İmaretide bilinmektedir. Ancak bu imaretlerin yeri bile belli değildir.