İbrahim Paşa İmareti

51
Görüntülenme

Edirne’nin Kıyık semtinde “Camii İbrahim Paşa” mahallesinde kurulmuş olan bu imaretin kurucusu Çandarlı II. Halil Paşa oğlu II. İbrahim Paşadır. İbrahim Paşa, aynı mahallede medrese, cami, muallim hane ve zaviye gibi diğer hayır müesseseleri de yaptırmıştır.

İbrahim Paşa İmareti Vakfiyesi

İbrahim Paşa, alim, iyi huylu ve hayırsever bir kişi olmakla Kazaskerliği döneminde kendisine tahsis edilmiş tımar köylerini ve babası Halil Paşadan evlatlık vakfı olarak geçen mülklerini ve diğer şahsi mal varlığını başta Edirne, İstanbul, Bursa olmak üzere Kastamonu, İznik ve diğer yerlerde yaptırmış olduğu hayır kurumlarına
vakfetmiştir.

İbrahim Paşanın, ilk vakıf kurumlarını, Fatih Sultan Mehmet devrinde “İbrahim Çelebi” adını kullanarak Edirne’de tesis etmiş olduğu kayıtlarda geçmektedir. Cami, medrese, aşevi, muallim hane vs. gibi birimlerden meydana gelen bu kurumlara ait vakfiyeler: 1454, 1457, 1461, 1464, 1465 yıllarında düzenlenmiştir.İbrahim Çelebi adına 1485 yılındaki tımar ve mülk ile İbrahim Paşa İmareti vakfı 20 numaralı tapu kayıt defterinin 38-59-137 inci sayfalarında şöyle yer almaktadır.

Halil Paşa oğlu Kazasker İbrahim Çelebi Tımarı:
1) Edirne Nusretli ve Yenice köyleri 62 hane, yıllık geliri: 10827 akçe.
2) Kazasker İbrahim Çelebi mülkü Edirne Sarı Danişmend Köyü 21 hane
3) 3 Bekâr evi yıllık geliri 2100 akçe.
4) İbrahim Paşa İmareti vakfı: Dimetoka Yenice Köyü 61 Hane, yıllık geliri 4005 akçe.
5) Yenice köyü ile aynı sınır içinde kurulmuş damgacı köyü 15 hane
6) 3 Bekâr ve 9 ortakçı evi yıllık geliri 4908 akçe.

“Vakfiyede sözü edilen imaret Edirne’dedir. 16. asrın birinci yarısında Edirne İmaretleri arasında İbrahim Paşa İmaretinin adı geçmez ise de bir zaviyeden bahis vardır ki bu zaviye burada imaret olarak gösterilmiştir.” denmektedir.

Keza gelir ve giderler de gösterilmiş olup harcama yerleri:
İmam, hatip, müezzin, ser mahfil, şeyh, nazır, câbi, kütüphane memuru gibi personele verilecek ücretlerle mutfak giderleri et, ekmek ve pirinç olarak belirtilmiştir.
Şart olarak da:

1) Gelir, gösterilen yerlere sarf olunacak.
2) Eğer gelir fazla olursa yiyecek de arttırılacak.
3) Gelir azalırsa yiyecek de azaltılacak.
4) Vakfın mütevelliliği kendisinden sonra evladına ve soyu tükenirse vakfı en uygun kadın temsilcisine ve onun da soyundan kimse kalmazsa Hazret-i Fatime soyundan en dürüst olana daha sonra günün hakimine verilecek.
5) Halen (o tarihte) mütevelli evlattan Ali Çelebidir. Tarih 1461

Abdurrahman Hibri ve Aşevi

“Biri dahi merhum İbrahim Paşa imaretidir.” demekle yetiniyor. Fatih devri veziri İbrahim Paşaya ait Vakıflar Genel Müdürlüğündeki vakfiyede imaretten söz edilmediği için bu imaretin Çandarlı’ ya ait olduğu anlaşılıyor.

Ahmet Badi Efendi, İbrahim Paşanın Edirne tesislerini Abdurrahman Hibri’den aynen aktararak yazıp kendi dönemine ait kısa bilgiler eklemektedir. Şöyle ki:

İbrahim Paşa Mahallesi Çokalca camii sokağındadır. Banisi İbrahim Paşa (Bâdi Efendi de hangi İbrahim Paşaya ait olduğunu ayırmıyor)’dır. Halveti tekkesi, bugün yıkılmıştır. Arsasında halveti tarikatından kol sahibi Buhûri Hacı Mehmet Efendinin gömülü olduğu söylenirse de Mehmet Efendi Bürümcükçü camiinin mihrabı önünde gömülüdür.”

İbrahim Paşa İmareti Aşevi

İbrahim Paşa Mahallesi Çokalca camii sokağındadır. Banisi İbrahim Paşa (Hangi İbrahim Paşa olduğu yine belirtilmemiş)dır. İmaretin bir bölümü olarak yapılan aşevi ve uzun yıllardan beri harap olan binasından eser kalmamıştır. Yapılışı H. 867/M. 1462 dir.”

Bu kayıtların analizinden şu sonuçlan çıkartabiliriz.

A) İbrahim Paşa tesislerinin Buçuktepe yakınında kurulmuş olduğu bir kere daha kesinlik kazanıyor.

B) Araştırmacılar 16. asrın birinci yarısında Edirne İmaretleri arasında İbrahim Paşa imareti zikredilmiyorsa da bir zaviyeden bahis vardır. Ve burada bu zaviye imaret gösterilmiştir.” diye 1070 numaralı defterin 420. sayfasını kaynak göstermektedir. Halbuki Abdurrahman Hibri 17. asırda görgü şahidi olarak zaviye ve aşevi ayrı ayrı kaydediyor. Buradan da zaviye ile aşevinin ayrı olduğu sonucunu çıkartabiliriz.

“Fatih Sultan Mehmet vezirlerinden İbrahim Paşanın ve karısının Edirne’de bir çok hayratı olduğu gibi, bir de imaretleri varmış ki bugün yeri bile belli değildir. İbrahim Paşa da 1463 (H. 867) yılında öldüğüne göre imareti herhalde daha önce yıkılmış olacaktır.” diyen tarihçiler bu suretle aşevinin Çandarlıya değil Fatih dönemi vezirlerinden olan İbrahim Paşaya ait olduğunu kişisel bir görüşle belirtmektedir.

Günümüzde gerek Fatih dönemi vezirlerinden olan İbrahim Paşanın ve hanımının gerekse Çandarlı vezir sadrazam İbrahim Paşanın cami, mescit, medrese, çile hane ve muallim hane ve aşevlerinden eser kalmamış olup sadece vezir İbrahim Paşanın hanımı Hundi Hatunun yukarıda belirttiğimiz gibi kocası adına olan hamamı bir harabe halinde durmaktadır. Bir de kıyık semtinin bir bölümü “Camii İbrahim Paşa” bir bölümü de “mescid-i zen İbrahim Paşa” mahalleleri olarak anılmaktadır. Her iki mahalle de iç içedir.

Hayır kurumlarının arsaları ya satılmış, ya işgal edilip üstüne evler yapılmıştır. Sadece Zen İbrahim Paşa (Hundi Hatun) mescidinin yeri ile bitişiğindeki kabristan halen boş arsa olarak durmaktadır. Yıkılan İbrahim Paşa camii son cemaat yeri kalıntılarının satılması için 6 Kasım 1936 da Edirne Vakfılar Müdürlüğünce 36 sayılı karar alınmış ve 45 sayılı kararla 23 Kasım 1836 da 97 lira karşılığında Tabakhanede Çukur sokak no: 7 de oturan Salih oğlu Mümine satılmıştır.

Ayrıca, cami bölümü 30 Mayıs 1938 de 37 numaralı kararla Sabuni mahallesinden Nesim oğlu eski keresteci Mişon’ a 450 lira karşılığında satılmıştır.