Enez Sahil Kervansarayı

Devrinin bütün özelliklerini taşıyan bu yapı, XVI. yüzyıl Osmanlı Mimarisinde inşa edilmiş diğer sahil kervansarayları içinde önemli bir yere sahip olduğunu vurgulayan bir örnektir.

13
Görüntülenme

Enez kervansarayının konumu

Trakya’nın güneybatısında, Meriç nehri deltasının doğusunda eski bir yerleşim yeri olan Enez’in plajı olarak bilinen, takriben Enez’e 7 km. uzaklıkta ve Gümrük denilen yerdedir.

Karadeniz’deki Burgaz (Odessos) şehrinden güneye giden ticaret yolu, yukarı Meriç vadisine vardıktan sonra, ya karayolundan veya Meriç Nehri ile Enez’de Ege Denizi’ne ulaşmakta, bu yol Karadeniz, İstanbul Boğazı, Marmara ve Çanakkale’den dolaşan deniz yolundan çok daha kısa olmaktadır. Bu yol ayrıca Karadeniz ile Ege Denizi arasında ticari yönden daha emin bir bağlantı olmaktaydı.

Ege adaları ile Trakya arasındaki ticarette bir değişim merkezi olarak rol oynamış olan Enez’in liman şehri olarak tarihi süre içinde gelişmesini sürdürürken, Gümrük adıyla bilinen yerdeki bu sahil kervansarayı, Osmanlı Devri’nde yoğunlaşan ticari hayatın değişim merkezi olarak inşa edilmiş olmalıdır. İşte devrinin bütün özelliklerini taşıyan bu yapı, XVI. yüzyıl Osmanlı Mimarisinde inşa edilmiş diğer sahil kervansarayları içinde önemli bir yere sahip olduğunu vurgulayan bir örnektir.

Mimari Özellikleri

Yapıya ait herhangi bir kitabe mevcut değildir. Yapı kıyıya dik olarak uzun dikdörtgen şeklindeki plân konumu ve semasıyla (bir bütün içinde ard arda mekânların sıralanması) kervansaray mimarisinde tek örnek olarak görülmek istenirse de, bölgenin diğer kervansarayları ile ana hatları ve malzeme benzerliğiyle, çok kullanılan bir şemanın, ihtiyaca cevap verecek ölçüde uygulanmış olduğu bir örnek olmaktadır.

Doğu-batı doğrultusunda kıyıya dik olarak inşa edilmiştir. Dik konumu denizden gelecek saldırılara karşı korunmasını sağlamak düşüncesi ile doğmuş olabilir. Denize dik konumlu uzun bir diktörtgen olup, kervansarayın dar cephesi dıştan dışa 1060 m, uzun cephesi ise 106.75 m ölçüsündedir. Bugün yer yer ağaçlı bir tarla içinde kalmış olan yapı, uzaktan ince uzun bir siluet halinde görülmekte, fakat yaklaştıkça hacim olarak belirmektedir.

İlk bakışta yapının ince uzun görünüşü şüphe ile karşılanıyorsa da içine girildiğinde, yapının itinalı bir işçilik göstermesi ve mimari bölümleri durumu aydınlatıyor. Yapıya, kuzeye bakan uzun cephedeki taçkapı açıklığından girildiğinde; Bugünkü durumuyla uzun bir koridoru andıran mekânın aslında altı bölümden meydana geldiği anlaşılıyor.

Kuzey ve güney duvarlarında karşılıklı iki taçkapı açıklığının bulunduğu, 8.40 m x 6.10 m ölçüsündeki mekânın bir giriş mekânı olduğu ve buraya doğu-batı istikametinde uzanan ve ard arda birbiriyle bağlantılı olan ikişer mekânın kemerli birer geçişle bağlandığı anlaşılıyor.

Kervansarayın doğu mekânının kuzey cephesinde dikine yerleştirilmiş tuğlalardan yuvarlak kemerli özel bir taçkapı olduğu anlaşılmaktadır, bu mekânın diğer bir özelliği de doğu duvarında, üstte tuğla söveli ve ahşap hatıllı dört pencerenin yer alması ve ortadaki iki pencerenin içte yuvarlak bir şekilde bulunmasıdır. Ayrıca alt sırada da yine tuğladan yuvarlak kemerli iki pencere ve bunların arasında birer ocak bulunduğu baca kalıntılarından anlaşılıyor.

Bu mekânda diğerlerinden farklı bir durum da, kuzey ve güney duvarlarında alttaki yuvarlak tuğla kemerli pencere sıraları arasında, birer niş’in yeralmış olması ve ayrıca güney duvarında, güneydoğu köşedeki ilk iki pencere arasında kemer ayağı hizasından başlayan daha küçük, fakat diğerleriyle aynı özellikte bir pencerenin bulunmasıdır.

Bu pencerenin varlığı şöyle izah edilebilir; yapı bütünüyle, her bölümüyle iki katlıdır. Bunu her cephede açılmış iki kata işaret eden pencere sırasından başka, mekânların duvarlarının iki kademeli duvar kalınlığı ve ahşap döşeme kirişlerinin yuvarları da doğrulamaktadır. Güneydoğu köşedeki bu küçük pencere, üst kata çıkan ahşap bir merdiveni aydınlatmak içindir.

Kervansarayın doğu mekanını batıdakilerden ayıran duvar ise cephelerde görülen teknikle örülmüş bir kalkan duvar olup, üçgen şeklindedir. Bu duvar üzerinde de büyük bir ihtimalle yuvarlak tuğla kemerli üst üste iki geçit kapı bulunuyordu ki kalıntılar bunu doğrular niteliktedir. Doğudaki bu mekâna bağlanan ve esas giriş mekânına göre simetrik bir durum arzeden diğer dört mekân ise, aşağı yukarı aynı ölçülerde, iki katlı olup, altta yuvarlak tuğla kemerli ve üstte tuğla söveli dikdörtgen pencerelerle ışıklandırılmıştır.

Bugün bu mekânları birbirinden ayıran ve büyük bir ihtimalle üst üste kemerli kapılarla da geçişi sağlayan ayırıcı duvarlar bulunmaktaydı. Ancak bu ayırıcı duvarların bugün 0.60 m. lik çıkıntı halinde kalıntıları görülebilmektedir. Bu dört mekânda da karşılıklı olarak kuzey ve güney duvarlarda da alt sırada altışar yuvarlak kemerli pencereler açılmıştır. Yer yer kalan sıvalar ise mekânların iç duvar yüzeylerinin tümüyle sıvalı olabileceğine işaret etmektedir.

Deniz tarafındaki son mekân yaklaşık olarak 2.20 m. genişliğinde bir kapı ile dışa açılmakta ve bu cephede üst sırada tuğla söveli üç dikdörtgen pencere bulunmaktadır. Bu mekânın kuzey duvarında, alt sıradaki kemerli pencerelerden baştakinde pencere içi sıva yüzeyinde graffito: Çizgi olarak bir gemi resmedilmiştir.

Böyle denize yakın yerlerdeki yapıların duvarlarında rastlanan gemi resimleri, onların daha ziyade denizle ilgili kişiler tarafından çizilmiş olabileceğini düşündürmektedir.

Bugün üst örtü sisteminden birşey kalmamış olan yapının orijinalinde, çift meyilli ahşap bir çatı ile örtülü olduğunu, batı cephesi ve doğu mekânının doğu cephesi ile ayırıcı kalkan duvarı göstermektedir. Üst örtü sistemi ahşap çatı konstrüksiyonlu olan yapının ikinci katı da, ahşap kirişler üzerine ahşap döşemeyle meydana getirilmişti. Bunu duvarlarındaki kiriş yuvalarından ve beden duvarlarındaki kademelenmeden anlamak mümkün olmaktadır.

Trakya’da böyle ahşap konstrüksiyonlu bölümlenen hanların varlığını bazı kaynaklardan öğrenmek mümkündür. Evliya Çelebi’nin yazdığı, İnecik’te Kara Piri Mehmet Paşa’nın vakfı olan kervansarayın böyle ahşap konstrüksiyonla bölümlendiği düşünülebilir. Trakya ve Marmara yöresinde inşa edilmiş ahşap örtü sistemine sahip Osmanlı kervansarayları, Edirne Ayşekadın (Ekmekçioğlu Ahmet Paşa), Silivri’deki Piri Mehmet Paşa, Büyükçekmece-Kanuni S. Süleyman Kervansarayları ile, Çardak’taki Yakup Bey Kervansarayı ve Bilecik Vezir Hanı, böyle ahşap konstrüksiyonlu örtü sistemine sahip örneklerin çokluğuna işaret etmektedir.

Dış görüşüyle de, cepheleriyle de tam bir mimari bütünlüğe sahip olan yapı, iki katlı ve çift meyilli ahşap örtülü çatıya sahip olarak düşünülmektedir. Yapının tümünde kesme ve moloz taş ile tuğla hatıllar kullanılmıştır.

Yapının yaklaşık olarak yüksekliği 8.50 m. kadar olup, bugünkü durumuyla zeminden 3.50 m. yükseklik zemin katına, 2.70 m. de ahşap tabanlı kata aittir. Dış duvar kalınlığı 0.90 m. olan yapının dış köşelerinde oldukça muntazam kesme taş kullanılmış olup, doğu ve batı (deniz) cephede tuğlaların dışa taşkın bir şekilde sıralanmasıyla bir korniş meydana getirilmiştir. Bu korniş, kuzey ve güney cephelerinde de devam ediyor olmalı. Böylece cephelerdeki çok sayıdaki pencerelerin ve doğu cephesi hariç, diğer cephelerde bulunan taçkapılerin vertikal hatlarını tuğla hatıllar ve bu korniş dengelemektedir. Bu ise, Osmanlı devri kervansaraylarında görülen gelişmiş cephe mimarisinin bu yapıda da ortaya konduğunu gösteriyor. Yapının günümüze ulaşamayan taçkapılarının, kemerli bir açıklığa sahip sathi taçkapılar olduğu anlaşılıyor.