Mimar Sinan ve Selimiye

"Selimiye'deki mekân büyüklük, yükseklik, topluluk ve ışık etkisi bakımından yer yüzündeki bütün yapılardan üstündür" (Ernst Diez).

62
Görüntülenme

Mimar Sinan’ın daha önce yaptığı her yapıda Selimiye’den bir parça bulmak olasıdır. Kanuni Türbesi, Topkapı Kara Ahmed Paşa, Edirnekapı Mihrimah Sultan, Rüstem Paşa, Lüleburgaz’da Sokollu camileri , onu Selimiye’ye götüren denemeler olmuştur.

Bu denemeler içerisinde poligonsal çardaklı uygulamalar içinde Kadırga Sokollu daha küçük boyutta altıgenin, Selimiye büyük boyutta sekizgenin zirveleridir. Sekizgen ya da altıgen çardaklı şemalarda çeperlerle çardak ayakları arasındaki ilişkiler, çardak kenarı sayısının kubbe ile altyapı arasındaki geçişe getirdiği kolaylıklar, dış biçimlenmede kubbeye doğru kademeleşmenin biçimsel sorunları ve kompozisyonda kulesel öğelerin etkileri, pencereli duvar ve dış revaklar gibi bütün tasarım sorunları Selimiye’den önce birkaç kez denenmişti.

Sinan’ın 1568 yılına kadar yaptığı yapılar, onu mükemmeliyete götüren denemelerdir.
Selimiye’de altıgen çardaklı uygulamadan sekizgen çardaklı uygulamaya geçerek mimari açıdan zirveye çıkmıştır.

Ancak Sinan’ın başlıca tasarım sorunu 31,5 m çaplı kubbenin taşıyıcılarının merkez içindeki konumları ve mimarinin şekillenmesiydi. Sekizgen çardak, kubbe etkilerinin karşılanması açısından daha uygun bir statik şemaydı. Köşelerde ki kubbeye geçmek için kubbe çapından büyük çapları olan büyük pandantifler değil, kubbe çapının 1/3’ü büyüklüğünde tromp işlemi gören yarım kubbe kullanmak bu sorunu çözmeye yetiyordu. Kubbenin egemenliğinin ve daha dengeli bir statik sistemi sağlayan bu şema kabul edilince tasarım sorunu dayanak sisteminin çevre duvarlarıyla bütünleşmesi, doyurucu bir mimari biçim ve ışık düzeninin kurulmasını sağlıyordu.

Sinan, Selimiye’ye kadar poligonal çardak kavramını deneyerek gelmiştir. Merkez kubbeli yapıda mekânsal etkiyi optimuma çıkarmak için, çevre sınırlarını mümkün olduğu kadar orta mekânın sınırlarına yaklaştırmak ve taşıyıcı ayakların boyutlarını minimumda tutmak gibi iki zorunluluk getiriyordu.

Selimiye’nin Ayasofya’ya olan yapısal üstünlüğü

Ayasofya’nın büyük payanda duvarları, yarım kubbeleri, dışarıda vurgulanmış büyük askı kemerleri, kubbe boyutlarıyla boy ölçüşen öğelerdir. Oysa Selimiye’de bunların yarattığı etki görülmemektedir. Tromplu kubbenin altında sekizgenin vurgulanması bir estetiğin göstergesidir.

Sinan, yapının içinde ve dışında payanda öğelerini bir mimarî mekân ve kütle kompozisyonunun estetik öğelerine dönüştürmüştür.

Namaz kılınan seviyede orta mekânı çardak ayaklarına çok yaklaşan duvarlar çevreler. Bunların arkasında yan cephe revakları yerleşmiştir. Caminin dört yan girişi bu revakların artındadır. Bu revakların üstündeki kat yine camii içine açılarak mekânı ikinci katta çevrleyen mahfellere dönüşür. Böylece namaz düzeyinde mekân çeperlere daha yakın yan mahfeller katında daha uzak ve aydınlıktır. Galeri katı üzerinde ise duvarlar yeniden zemin kat duvarları hizasına gelirler. Yan çeperlerin şekli mekânın nefes almasına benzer.

Selimiye’de bu nefeslenme kıble duvarına paralel, enine bir mekanı vurgular. Ayasofya’da bu nefeslenme apside doğru, boyunca bir mekândır. Buda Selimiye’nin tasarımına etkileyici bir özgünlük kazandırır.

Cami içinde çok iyi tasarlanmış mihrap ve mihrap duvarını süsleyen çini kaplama, camii içinde görsel bir odak yaratır.

Selimiye, basit bir geometrik biçim düzenini büyük bir sanat yapıtı statüsüne çıkaran tasarımın en güzel örneklerinden biridir. Sinan’ın tasarımında temel öğesinin kubbe değil, kubbeli çardak olduğu görülmektedir.

Selimiye Camii’nde her taraftan son sınırlarına kadar gerilmiş muvazeneli mekân şahane bir sükûn halinde olup, değişik cazibesiyle her gireni birden sürükler ve bir daha bırakmaz.

Sinan’ın ağzından Selimiye

“Caminin dört minaresini, kubbenin dört tarafına oturttum. Her birine üçer şerefe yaptım. İki minaresinin üçer merdiveni vardır, çıkanlar birbirini görmezler. İlk merdiven birinci şerefeye, ikinci merdiven ilk iki şerefeye, sonuncu merdivense her üç şerefeye çıkar.

Edirne’de benim camiimden evvel en büyük cami Üç Şerefeli idi. Minaresi azametli ise de kuleye benziyordu, gayet kalındı. Sultan Selim Camiinin minareleri ise hem naziktir, hem de üçer yolları vardır ki, bu kadar ince minarede üç yol yapmanın gayet müşkül olduğunu aklı başında olanlar anlar.” (Serhattaki Payitaht)

Sinan, Selimiye’nin yan cephelerinde katlı bir yapı penceresi yaratarak yeteneğini göstermiştir. Pencereleri duvar yüzeylerine değişik ritm ve biçimlerle canlandırmanın en usta tasarımını bu camii de gerçekleştirmiştir