Mimar Sinan’ın Hayatı

“Kalfalığımı İstanbul'daki Şehzade Camii'nde icra ettim. Üstadlığımı da Süleymaniye Camii'nde tekmil ettim. Ama cümle makdûrumu bu Selim Han Camii'ne sarf edüp yed-i tûlâmı ayan ve beyân eyledim. Bu fakir dahi bir resrn-i cami-i âli eyledim ki Edirne içinde manzûr-ı halk-ı âlem olmağa lâyıkdır”

15
Görüntülenme

Kanuni Sultan Süleyman döneminde (1520-1566) 19 yıl yeniçeri olarak çalıştıktan sonra askerlik yaşamını izleyen uzun mimarlık döneminde, Osmanlı mimarlığında altın bir çağa imza atan üstün yetenekli bir sanatçıdır.

Asıl adı Sinan bin Abdülmennan’dır. Gençlik yılları konusunda fazla bilgi yoktur. Ailesinin kimliği, kendisinin künyesi bilinmemektedir. Bilinen, 1512’de Kayseri’nin Ağırnas köyünde devşirme olarak Yeniçeri Ocağı’na alındığıdır. Bu bilginin ışığında, devşirme çocukların en az 8 en çok 18 yaşında oldukları da göz önünde tutularak, Sinan’ın doğumu 15.yy sonlarıyla 16.yy başları arasına tarihleşebilmektedir. Devşirme çocuklar önce Türk çiftliklerine verilerek buralarda Türkçe’yi, Türk gelenek ve göreneklerini, İslam’ın ilkelerini öğrenirler; sonra yoklamadan geçirilip askeri eğitim görmek üzere Acemi Ocağı’na kaydedilirdi. Yeniçeri Ocağı’nda yer açılınca Divan-ı Hümayuna bildirilir; padişah tarafından gönderilen bir fermanla buralara Acemi Ocağı’ndan atama yapılır; Acemi Ocağı’ndaki boşluklar da taşra hizmetindeki çocuklarla doldurulurdu. Sinan, taşra hizmeti ve “acemi oğlanlık” dönemlerini dokuz yılda bitirerek “kapıya çıkmış” ve 1521’de Belgrad Sefer-i Hümayunu’na katılmıştır. Daha sonra sırasıyla Rodos (1522), Mohaç (1526), Almanya (1529), iki Irak (1534), Korfu ve Pulya (1537) ile Boğdan (1538) seferlerine katılmış; bu seferlerde bir yandan Yeniçeri Ocağı içinde yükselirken bir yandan da sefer yolları üzerindeki eski yapıları görüp incelemek olanağını elde etmiştir. Sinan’ın mimar olmayı önceden aklına koyarak kendisini bu yolda hazırladığı, katıldığı seferlerde yapı işleriyle görevlendirdiği ve başladığı bilinmektedir. Nitekim, Acem Ali adıyla tanınan Alaeddin’in ölümüyle boşalan hassa baş mimarlığına İkinci Vezir Damat Lütfi Paşanın önerisine uyularak 1538’de Sinan atanmış. Hassa Mimarları Ocağı’ndaki bu görevini kesintisiz sürdürdüğü 50 yıl içinde emrindeki hassa mimarlarıyla birlikte küçüklü büyüklü yüzlerce yapıya imzasını atmıştır.

Sinan’ın Ağzından Hayatı

“Ben yaşlı, usta Abdülmennan oğlu Sinan, duacısı ve övücüsü olduğum, mülk sahibi ve mükafatlandıran Allah’ın yardımı ile, Osmanlı Devleti’nde alemin sığınacağı dört padişaha hizmet vererek onur kazandım. Sanatımla ve hizmetimle, iş bilir mimar olmak ve bir çok diyarda ün kazanmak nasip oldu.
(…) Osmanlı Devleti’nde ve bu kadar padişahın mübarek hizmetlerinde bulunmak nasip oldu. Cennete benzer bir çok camii yaptım. Ve nice zaman, savaşta ve barışta padişahın üzengilerinde, kah yürüyerek, kah koşarak, onların sohbetleriyle müşerref oldum.
Kısacası dünya padişahları ve dönemin vezirleri için bu değersiz kul 80 cami, 400’den fazla mescit, 60 medrese, 32 saray, 19 türbe, 7 darül kurra, 17 imaret, 3 darüşşifa, 19 han ve 33 hamam tasarlayıp uyguladım”

Mimar Sinan’ın Eserleri Hakkında

Mimar Sinan’ın yapılarına ilişkin en eski kaynaklar Klasik Dönemde kaleme alınan yedi yazmadır. Bunlardan Risalüt-ül-Mimariye (Risale-i Mimariye) yarım kalmış bir taslak; üçüyse sınırlı konuları işleyen yapıtlardır. Dayazade Mustafa Efendi’nin Selimiye adlı monografisinde Edirne II. Selim Camisi, şair Eyyubi’nin Padişah namesinde Kanuni Sultan Süleyman döneminin su yolları ve su yapıları, yazarı bilinmeyen Adsız Risale’de Sinan’ın hamamları anlatılır. Öteki üç yazmadaysa Sinan’ın yaşamıyla ilgili bilgilerin yanı sıra tüm yapıları ele alınır. Şair ve nakkaş Sa-i Mustafa Çelebi’nin yazdığı Tezkiret-ül-Bünyan’da yer verilen yapılar 12 ayrı listede toplanmış; yine Sa-i tarafında kaleme alınan Tezkiret-ül-Ebniye’de yer verilen yapılar 13 ayrı listede sunulmuştur. Şair Asari’ye atfedilen Tufhet-ül-Mi’marin’ de ise 12 listede 15 yapı türüne yer verilmiştir. Bu üç tezkerede adı geçen yapılar arasında sayı bakımından önemli farklar görülür. Tezkiret-ül-Bünyan’da 344 yapının adı geçerken, bu sayı Tezkiret-ül-Ebniye’de 378’e, Tuhfet-ül-Mi’marin’de 423’e yükselir. Üç tezkerede kayıtlı yapıların toplam sayısı ise 478’dir. Hamamlar bir yana bırakılacak olursa Tezkiret-ül-Bünyan’la Tezkiret-ül-Ebniye birbiriyle uyumludur. Ancak, bu iki tezkerede adına rastlanmayan pek çok yapıya yer verilen Tuhfet-ül-Mi’marin’i ihtiyatla karşılamak gerekir. Örneğin, yalnız bu tezkerede adı geçen Sultan Selim Camisi (1522) Sinan için çok erken, Diyarbakır Melek Ahmed Camisi (1591) çok geçtir. Zaman açısından olduğu gibi yer açısından Sinan’ın kişisel katkısının bulunamayacağı yapılarda vardır. Sinan, Süleymaniye Külliyesi’nin yapımı süresince (1550-57) İstanbul ve çevresinde başka yapılarla da uğraşmış olmalıdır. Ancak, gene aynı yıllarda ülkenin uzak köşelerinde ikinci dereceden bir vezirin hayratıyla uğraştığını ve eğer uğraşmışsa, işi İstanbul’da planlamanın ötesinde bir katkısı bulunduğunu düşünmek yersiz olur.

Sinan’ın, mekan bütünlüğü kadar dış kuruluşunun plastiği açısından da en başarılı yapısı 1575’te tamamlanan Edirne Selimiye Camisi’dir. Kentin en yüksek tepesi üstüne kurulmuş olan bu yapı, 31.25 metre çapında kubbesi ve ana kütlenin dört köşesinde yükselen dört minaresiyle görkemli bir dış görünüşe sahiptir. Büyük kubbenin kilit taşının tam altında merkezi mekan kuruluşunu vurgular biçimde yer alan müezzin mahfili; kubbeyi taşıyan sekiz fil ayağının çatı üstünde kubbe kasnağını payandalaşan ağırlık kulelerine dönüşmesi; köşelerde kubbeyi omuzlayan tonoz bingi yuvarlaklarının dışa da yansıması, Selimiye’nin dikkatini çeken özellikleri arasında sayılabilir. Kubbenin duvarlara oturmasını sağlayan bingi sisteminin biçim olarak dışarıya yansıması Sinan döneminde gerçekleştirilmiş bir yeniliktir. Önceleri, İstanbul Bayezid Camisi’nde ya da Sinan”ın Üsküdar Mihrimah Sultan Camisi’nde (1548) olduğu gibi, orta kubbe kare-küp biçimli bir tabana oturtuluyordu. Sinan, Şehzade Mehmet Camisi’yle başlayarak kare-kübün köşelerini yontarak içteki küresel bingiyi (pandantif) dışa yansıtmış; orta kubbenin bastığı büyük kemerlerin yan itme gücünü de ağırlık kuleleriyle karşılamak yoluna gitmiştir. Böylece bir yandan estetikle yapı arasındaki organik bağı vurularken, bir yandan da binanın iç kuruluşunun dıştan algılanmasını sağlamıştır.

Mimar Sinan’ın Edirne Eserleri

1- Selimiye Cami
2- Taşlık Cami
3- Defterdar Mustafa PaşaCami
4- Şeyhi Çelebi Cami
5- Selimiye Medresesi veDarülkurra
6- Yahya Bey mescidiyakınında bulunan su haznesi ve kemerler
7- Rüstem Paşa Hanı
8- Ali Paşa Çarşısı (Ali Paşa Hanı ise yıkılmıştır.)
9- Sokullu Hamamı
10- Sarayiçi’nde AdaletKasrı, su yolları ve girişteki
Kanuni Köprüsü.
11- Rüstempaşa Sarayı(yıkılmış yokolmuştur)
12- Sokullu Mehmet Paşa Sarayı(yıkılmış,yok olmuştur)
13- Siyavuş Paşa Sarayı (Kıyıktaydı. Yıkılmış, yok olmuştur.)
14- Ferhat Paşa Sarayı(yıkılmış, yok olmuştur)
15- Sinan Paşa Sarayı (yıkılmış, yok olmuştur)

Ayrıca Havsa’da

1- Mehmet Paşa cami
2- MehmetPaşa Kervansarayı
3- Mehmet Paşa Hamamı
4- Mehmet Paşa İmareti(yıkılmıştır)

İpsala’da, Hüsrev Kethüda Kervansarayı yıkılmıştır.

Sinan ‘ın Selimiye Kasidesi

Allah yüceltsin nedir bu süslü yer, bu yüce cami
Aksa Camii binası, Ulu Ka’be misali

Temeli Yeryüzünde Allah’ın gücü bu mamur evin
Göğe doğru yükselmiş sanki Tufan’dan kaçar delici

Güzellik suyunu sütun bolunca akıtmak için
Canla başla çalıştı nice aşina taş ve dağ delici

Yüksek kubbesi O’nun çok büyük gökyüzüdür.
Hangi gökten örnek olduğunu anlar ancak bilge kişi

Yapılmadı, yapılamaz yer yüzünde böyle bir kubbe
Yoktur dünyada eşi, olsa olsa gök kubbesi

Asılmış Samanyolu ile kubbesi evrene
Seyredilir içinde dünya, sanki aynadan bir top küresi

Minberin İpek yüzü dünyaya armağan oldu
Kubbe bağlanıp astıklarında atlas ve kadifeleri

Kutsal seslenici tamamlandığını duyunca tarih düşürdü
Yüce kubbe bu anda bağlandı, buldu dengesini

Dört minaresi İslam’ın dört dostunu andırır
O kubbe de ima eder Peygamberler’in dinini

Davudi sesli güzel hafızlar toplanır
Servi ağacının üstüne yuva kurmuş kumrular gibi

Dört minareden daima neva ve pençgah makamıyla
O kubbe de ima eder Peygamberdin dinini

Davudi sesli güzel hafızlar toplanır
Servi ağacının üstüne yuva kurmuş kumlar gibi

Dört minareden daima neva ve pençgah makamıyla
Bülbül gibi bu gül bahçesine davet ederler herkesi

Dört sütunu doğrusu bu İslam evinin dört dileğidir
Dört minare arasında o kubbe bilge yol gösterici

Minare oldu sandılar melekler gök kubbeye
Dokuz kat gökten yüksek olunca minaresi

Halkın gözünü kamaştıran altın alemi
Yansıtır herkese nurlu bir ışık huzmesi

Seher vakti güneş yerine düşse kubbeden ışık
Derler, Hazret-i İsa altın kaplamalı alem gönderdi

Ne zaman ki, kova burcuna yada kutup yıldızına giren
Dünyayı süsleyen güneş görünür kuyusunda Yusuf gibi

Özellikle o ustaların piri mimar ağa Hazretleri için
Bütün dünya der yaptıkları evliya kerameti

Sanatında öyle özen göstermiştir ki,
Mümkün değil asla ifade edilmesi

Ayasofya’nın çizimini Hazret-i Hızır yaptı derler
Sanmayın yapım ustasıdır, bu binaya yetişen de hızır kişi

Minber ve Mahfil yüce ününün adaşı olmuş
Biri dokuz kat gökten yüksek kürsüden yüce diğeri

Açılan kapılarda yazılıdır Fatiha başlığı
O yüce mihrab ise gökkuşağı yerinin gizi

Her köşesi Cennet’in gül bahçesi, ilkbaharın süsü
Müsessel hatları ise onun selsebil ırmağı sanki

Selefinin yadigarı hayırlı halef, Duacı Hasan Yazıcı
Müsenna hatlarla benzersiz bir yazı eyledi

Koyamaz harfine bir nokta dünya bir araya gelse
Muhakkak ki, güzel yazı kurallarını işledi

Onun güzel mihrabı saf yeşil kıvılcımındandır
Safa kaynağıdır dünyayı süsleyen şahı o mahfili

Nice eşsiz usta dökmüş göz nuru
Burda işlenmiş Hatayi, Rumi ve Irak iklimi

Mermerlerinin nakısını görenler sanır güzellikler denizi
Hakk’ın güçlü rüzgarıyla dalgalar çıkmış sanki

Her biri gökkuşağına benzeyen O renkli mermerleri
Allah’ın iyiliklerine eğilmiş, gözyaşı döker gibi

Ondaki kandiller ile küresel aynalar
Cennet bağındaki Tuğba Ağacı’nın sanki yaprak ve meyvesi

Kat kat bağlanmış sırça bir gök kubbede
Dünyayı süsleyen ay ile güneştir, iki altın kandili

Cennete benzer bu gül bağçenin açılmış kapısı
Karşılar, Allah’ın lütfunu ifa etmeye gelen herkesi

Burayı girenler cehennem ateşinden uzak kalırlar şüphesiz
Çünkü bir tek Allah’tır inanıp ima ettikleri

Safa ile Merve hakkı gibi avlusunda tavaf edilir
Şaşmamak gerek, olursa bu yana herkesin kıblesi

Görenin ağzının suyunu akıtıp gönülleri çelen
O eşsiz şadırvan Kevser havuzu sanki

Sanmayın ki mermer sütunlardır caminin içinde dikilenler
Görün temasa için ayakta duran yasemin yüzlü servileri

Avlusundaki kemer kavislerinin her biri sağlam bir yaydır
Şüphesiz sütunlar da yaydaki oklar gibi gerili

Bu resmi seyredip göz atanlar derler
Hayret, emsalsiz olmuş cidden yoktur benzeri

Bu yüksek kubbeli cami Edirne’nin baştacı oldu
Aynı zamanda da Tunca’nın yüzü suyu idi

Edirne halkına bir lutüf kıldı ki mahallinde
İçene sığmaz halkı şaha olan sevgisi

Ağız açık onun vasıflarını anlatmak ne haddine senin
Bilirsin ey gönlü perişan, dere testiye sığmaz ki

Bu binayı burada yaptıran Şah’a dua etmeli
O’nun adelet fermanı kendi adıyla bütünleşti

Anadolu ve İran’ın Şahı kutsal Mekke ve Zemzem’in Bey’i
Ki O’dur ihya eden Aksa Mescidi ile Kabe’yi

Güzel yüzlü ve iyi fikirli Süleyman Han oğlu Selim
Dünya Şahlarının başı, Allah’ın yeryüzündeki gölgesi

Olgunluk, fazilet, güzellik, iyi huy ve cömertlik adaletle toplandı
Ne güzel tesadüf ki, O’nun dünyasını Allah Mahmur eyledi

Gündüz ve akşam kulaklara ulaşan iyilik kösü
İma eder herkese “İnna fetehna” ayetini

Bayramın alemini görse düşman kaybolur gözden
Tıpkı, gün doğarken belirsizleşen Süha Yıldızı gibi

Döneminde, taşı başına, başını taşa vuran düşmanın
O derece ki, taş taş üstüne koymaya da yetti kudreti

O’nun zamanında süsen dışında kimse iki dilli değildi
Rana çiçeğinden başkası da iki yüzlülük etmezdi

Ne çıkar, kılıcının gücü eğerse hasmının başını
Güneş kılıcına da başlarını eğer sahra bitkileri

Doğunun hükümdarı başına tablo ile altın koyarak gelse
Adalet sayesinde gider doğudan batıya rahat ve güvenli

Ne zaman seyre gelse Şehrin gül bahçeleri huzuruna
Çimenleri andırır yeşil atlası ve gün ışığmdaki işlemeli canfesi

Yüce binayı yapıcı olan Allah sağlam kılsın
O’ndan ancak budur halkın dileği

Ey duacı Sai perişan gönlünün O’dur sen kılan
Gönüller Ka’besi’ni yapan Halil İbrahim gibi

Ulu Ka’be gibi binası yükseklere ulaşsın
Kemaliyle olsun herkes nasip sahibi

O eşsiz yaratıcı hem yapının hem yapanın
Dünya döndükçe dengede tutsun temelini

Cami içinden ibadet ettikçe tanıdık yüzler
Bu temiz ve süslü yer olsun İslam ehlinin mabedi.