Selimiye ve Söylenceleri

22
Görüntülenme

Caminin Yeri Hakkında

Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)’i rüyasında gören padişah II. Selim Peygamberin emri üzerine onun rüyada işaret ettiği, bugünkü cami alanının bulunduğu yere bir cami yaptırmaya karar vermiştir.

Selimiye’nin Eğik Minareleri

Selimiye ile ilgili bir başka mit ise camiinin inşasının hemen ardından bahçesinde oynayan iki çocuk hakkındadır ve mitin öğretici bir ruhu vardır. Sinan, camiinin bahçesinde iki çocuğun kafalarını geriye atmış minarelere baktıklarını görür. Yanlarına yaklaşır; çocuklardan biri diğerine, perspektif etkiden dolayı yakın mesafeden eğik gördüğü minare yüzünden, mimarı kötülemektedir. “Baksana koskoca mimar, bir minareyi düzgün yapmayı bile becerememiş!”. Bunu duyan Sinan işçilerden kendisine uzun bir halat getirmelerini ve halatın bir ucunu minarenin külahına bağlamalarını diğer ucunu da çocukların ellerine vermelerini ister. İstedikleri yapıldığında çocuklara “haklısınız; sizin gibi ben de mimarın kötü bir iş yaptığını düşünüyorum, isterseniz gelin hep beraber mimarın haberi olmadan minareleri düzeltelim” der ve halatı çekip minareyi doğrultmalarını ister çocuklardan. Çocuklar halatı bir süre çekerler. Sinan çocukların yeteri kadar yorulduklarına kanaat getirip yanlarına tekrar yanaşır ve sorar: “bakın bakalım şimdi, minare düzeldi değil mi?”. Çocuklar onca yorgunluğun ardından aksini iddia edemezler; minarenin düzeldiğini söylerler ve oradan uzaklaşırlar. Yapılan her yorucu işin peşin hükümlerle, ince eleyip sık dokunmadan eleştirilmesinin yanlış olduğunu öğrenmişlerdir.

Selimiye’de Kullanılan Harç Hakkında

Dönemin padişahı Sultan II. Selim, Mimar Sinan’a şanına yakışır bir camii inşa etmesini buyurmuş. Sinan hemen kolları sıvayarak Selimiye Camii’ni yapmaya başlamış. Temeller kazılmış, iskeleler kurulmuş. Çalışmalar sürerken Mimar Sinan bir gün elinde bir yumurtayla çıkagelmiş. Kendi kendine bir şeyler mırıldanıyormuş, aklından hesap yapıyormuş gibi bir hali varmış. Sonra eğilmiş ve yumurtayı inşaat kumuna kırmış ve başlamış karıştırmaya.. Görenler şaşırmış tabii. Bir müddet sonra “Tüm inşaatta bu harcı kullanacacağız” diye buyurmuş. Sırf bu harç olayı için Edirne Karaağaç’ta bir çiftlik kurdurtmuş. 30.000 tavuğun her gün düzenli olarak yumurtaları toplanıp kumla ve kille karıştırılıp camide kullanılmış.

Çimento esaslı harç bulunmadan önce harç olarak genellikle ‘Horasan harcı kullanılırmış. Horasan harcının içinde kil, kum, saman ve aderansı sağlayıcı en önemli kimyasal olarak da yumurta akı varmış. Yani yumurtalı harç Sinan’ın bulduğu bir karışım değildir. Tarihi çok daha eskilere dayanır. Romalılar bile yapılarının inşasında Horasan harcı kullanmışlar.

Selimiye’nin Temel Taşları Hakkında

Koca Sinan, ustalık eserimdir, dediği bu yapının inşaatına başlamadan önce, inşaatta kullanacağı bütün taş malzemeyi araziye yerleştirmiş. İki yıl süresince tonlarca taş zeminin üzerinde beklemiş.
İnşaatçıların kullandığı ”zeminin oturması” denen bir olay vardır. İşte Sinan Selimiye’nin zeminini önceden sıkıştırarak zeminin oturmasını sağlamıştır. Böylece iş bittikten sonra oluşacak olan çatlama ve kaymaların önüne geçmiştir.

Temellerinin Atılmasının Uzun Sürmesi Hakkında

İnşaat hızla ilerliyormuş. Ama Mimar Sinan bir gün ortadan kaybolmuş. Her yeri aramışlar, ama Mimar Sinan’ı kimse bulamamış. Tam 8 yıl sonra Mimar Sinan çıkagelmiş. Caminin kaldığı yerden devam etmesini buyurmuş. Sultan Selim inşaatın 8 yıl beklemesine çok sinirlenmiş: “Tez getirin Sinan’ı” diye buyruk çıkartmış. Sultan Selim bu tüm saray efradı korkudan tir tir tiriyor, Selim’in gazabından korkuyorlarmış. Mimar Sinan gayet sakin huzura çıkmış. Selim “anlat” demiş sadece, gözlerinden şimşekler çakıyormuş. Hazır olmasını buyurduğu cellatın eli kılıcının kabzasına gitmiş. Sinan kendinden emin, temelin sağlam olması için zaman gerektiğini söylemiş ve eklemiş: “Hesaplarıma göre 8 yıl gerekiyordu” demiş. Sultan Selim, eliyle cellata dur işareti vermiş ve Mimar Sinan’ın dehası karşısında diyecek bir şey bulamamış.

Ters Lale

Caminin içinde bulunan ters lale figürünün ilginç bir hikayesi vardır. Edirne eskiden beri lale bahçeleriyle ünlü bir şehirdir. Mimar Sinan Selimiye Camii’yi yapacağı alana karar vermek için Edirne’ye gelir. Sarıbayır ya da Kavaklı denen lale bahçeleriyle kaplı tepeyi camii için uygun bulur. Lale bahçelerini satmaları için sahipleriyle anlaşmaya varır fakat camii merkezinin olduğu yerdeki lale bahçesi sahibi yaşlı bir kadın bahçesini satmayı kabul etmez. En sonunda camide lale bahçelerini anımsatacak bir işaret, simge bulunması karşılığında kabul eder. Sinan olayın hep gündemde kalması ve anısının yaşaması için lale motifini ters işletir.

Resim için buraya yazılacak altyazı

The first operational step in the twins learning process was to decorate the entire apartment with sticky notes. This had an almost ceremonial touch to it as the twins delved into dictionaries and proceeded to label everything with its corresponding English name.

Within the space of about an hour it was impossible to carry out any menial task, be it making a coffee or flicking off a light switch, without first being presented with at least three different words related to this action.

The importance of the other twin’s presence became immediately apparent as Katy and Sara delegated responsibilities for rooms to decorate with sticky notes. This simple task was augmented by continuous little tests that they would spring on one another, and the fact that they split up their day slightly differently and studied different topics meant that each twin became a source of knowledge for the other.

The most extraordinary moment came towards the end of the week!

The twins simply switched their everyday conversations to English, asking one another if they wanted tea or coffee, were ready to cook dinner or when they were going to leave the house.

Katy and Sara had numerous micro-challenges throughout the week. On the first day they were visited by a English friend who greeted them in English and complimented them on how quickly they’d picked up their first words and phrases.

They then learned the names of fruits and the numbers from one to a billion so that they could visit the English market (although they refrained from purchasing nine hundred thousand kumquats). Displaying their haul after their first functional exchange in English, they beamed with pride and a palpable sense of accomplishment before marching back home to study further.

Sara hard at work

On our second visit to the brother’s apartment 24 hours into the week, we found them sampling dozens of different kinds of English snacks.

Like kids staring at the backs of cereal packs before heading to school, the nutritional information and various special offers and competitions on the packaging were analysed during snack breaks.

There was no moment of complete removal from the language learning process during the eight hours that the twins had allotted to it.

They were constantly using their existing knowledge to support the ever-growing knowledge of English, this being the root of their success.

“you will likely come across words that share common origins with your native tongue”

The twins spent a lot of time engrossed in books or on their computers and apps, flicking and swiping their way through exercises eagerly, but at other times they were to be found searching busily for English radio stations and write-ups of English football games on the web.

There is no definitive method to learn a language fluently

All too often, people enter their weekly language class to converse with their teacher, but then barely have any contact with other speakers and that’s not enough.

The old saying that we can solve problems more effectively when we sleep on it may be especially true if the problem we’re trying to solve is learning a new language.

Happy Katy out practicing English

Researchers from two Swiss universities wanted to know if they could enhance the learning of words from a foreign language by exposing people to the words during non-rapid eye movement sleep the deep, dreamless sleep period that most of us experience during the first few hours of the night.

To find out, they gathered two groups of study participants, all of whom were native German speakers, and gave them a series of Dutch-to-German word pairs to learn at 10 pm. One group was then instructed to get some sleep, while the other group was kept awake.For the next few hours both groups listened to an audio playback of the word pairs they’d already been exposed to and some they hadn’t yet heard.

The researchers then re-gathered both groups at 2 am and gave them a test of the Dutch words to uncover any differences in learning. And indeed there was a difference:

“The group that listened to the words during sleep did better at recalling the words they’d heard”

The simple yet potent trick the researchers employed is known as verbal cueing, and this isn’t the first claim made for its success while sleeping. But what makes this study different is that it puts a finer point on the conditions necessary for this trick to actually work namely, it only works when we’ve already been exposed to the verbal cues before we sleep.

Internet is always helpful

 

Selimiye Altından Gelen Su Sesleri

Günümüzde de; Edirneliler arasında, Selimiye Camiinde namaz kılınırken, secdeye kapanıldığında, caminin zemini altından su akışı sesleri geldiğini söyleyenler bulunur.
Bazıları da, rüzgar sesi duyduklarını söylemekledirler.

Su sesi duyduklarını söyleyenler; ilk sarayın endeklerinin, zeminden daha derinde bulunması ve Hıdırlık ta bulunan kasra (köşke) giden dekovil hattı kanalının, cami altından geçiyor olması nedeniyle, su ile dolduklarını ve sesin bu sulardan kaynaklandığını belirtmektedirler.