Selimiye’de İç Yapı ve Özellikleri

81
Görüntülenme

Selimiye’de Kubbe ve İbadet Alanı

Selimiye’de Kubbe

Selimiye Camii, içeriden yüksekliği 41,25 metre olan 31,25 metre çapındaki kubbesiyle dikkat çeker. Bu büyük kubbe, 6 metre genişliğindeki kemerlerle birbirine bağlanan ve fil ayağı denen dev sütunlar üzerine oturur. İki tanesi kıble duvarına bitişik olan fil ayaklarının öteki altı tanesi ikişer ikişer doğu, kuzey ve batı duvarlarının önünde yer alır. Böylece ibadet yerinin içinde tek ve büyük kubbeyle birlikte görkemli bir bütünlük sağlanmıştır.

31,25 metre çapındaki muazzam kubbenin ağırlığı 2000 ton olup, bu ağırlık payanda kemerler ile karşılanmaktadır. Bir bütün halinde toplanmış olan iç mekân, dünya mimarisinde eşi olmayan bir etki ve mana kazanmıştır.



Ayasofya ve Selimiye’nin Kıyaslanması

Ayasofya’nın kubbesi çeşitli dönemlerde yapılan onarımlar yüzünden tam yuvarlak olmaktan çıkmıştır. 1990-93 yılları arasında yapılan lazerli okumalarda Ayasofya kubbesinin çapı kuzey-güney ekseni üstünde duvardan duvara 34,709 m. (galeri kornişleri arasında 31,805 m.) ve doğu-batı ekseninde 33,092 m. (galeri kornişleri arasında 30,855 m.) olarak saptanmıştır. Selimiye’de Prof.Dr. Doğan Kuban’ın teodolitle yaptığı ölçümlerde, kubbe genişliği kuzey-güney aksında 31,7 m., doğu-batı aksında 31,2 m. olarak saptanmıştır. Buna karşın Selimiye kubbesi, yarım küre profiliyle daha basık profilli Ayasofya kubbesinden 20-30 cm. daha yüksektir. Buna karşılık kubbenin yerden yüksekliği Ayasofya’da çok daha fazladır. Camilerin yerden kubbe yükseklikleri Ayasofya’da 55,60 metre, Selimiye’de 42,25 metredir.

Sinan’ın Anlatımıyla Selimiye Kubbesi

“Halk cihan dairei imkândan hariç dediklerinin bir sebebi, Ayasofya kubbesi gibi kubbe devlet-i İslâmiye de bina olunmamıştır deyü taife-i nasâranın mimar geçinenleri müslümanlara galebemiz vardır derlermiş. Ol kadar kubbe durdurmak gayet müşküldür dedikleri bu hakirin kalbinde bir azim ukde olup kalmış idi. Mezkûr cami binasında himmet edip bi-avni’llah saye-i Sultan Selim Han’da izhar-ı kudret edip bu kubbenin Ayasofya kubbesinden altı zira kaddin ve dört zira derinliğin ziyade eyledim”.

Selimiye’de İbadet Alanı

Selimiye Camii’nde, namaz kılınan seviyede orta mekânı çardak ayaklarına çok yaklaşan duvarlar çevreler. Bunların arkasında yan cephe revakları (yan sofalar) yerleşmiştir. Caminin dört yan girişi bu revakların altındandır. Bu revakların üstündeki kat, yine cami içine açılarak mekanı ikinci katta çeviren mahfillere dönüşür. Böylece namaz düzeyinde mekan duvarları daha yakın, yan mahfeller katında daha uzak ve aydınlıktır.

Galeri katı üzerinde ise duvarlar yeniden zemin kat duvarları hizasına gelirler. Yan duvarların bu hareketi, mekanın canlanmasına benzer. Selimiye’de bu canlanma kıble duvarına paralel, enine bir mekanı vurgular. Ayasofya’da bu boyuna bir mekandır. Bu özellik Selimiye’nin mekan tasarımına etkileyici bir özgünlük kazandırır.

Hünkar Mahfeli

Hünkar mahfeli, caminin mihrap kısmının sol tarafında bulunmaktadır. Hünkar mahfelinin bulunduğu yer, dört mermer sütuna dayatılmış ve duvarları döneminin en değerli çinileri ile kaplanmıştır. Burada sonradan kesilip yerlerine konmuş gibi görünen meyve vermiş iki elma ağacı bütün Osmanlı çinilerinde tek orijinal dekor olarak karşımıza çıkmaktadır. Elma fidanının kökü karanfil, lale ve sümbüllerle zenginleştirilmiştir. Bahar açmış erik fidanı da birkaç defa tekrarlanarak Hünkar mahfilinde taze bir bahar havası estirilmiştir. Hünkar mahfilinin bütün duvarlarını yarıya kadar kaplayan bu çiniler kalite itibariyle mihrap kısmı çinilerinden yüksek fakat kompozisyon ve abidevi büyüklük bakımından onlardan daha sade ve mütevazıdır. Hünkar mahfilinin alt kısmında camiye bakan tavanda orijinal kalem işleri, yapıldığı zamanki renklerinin bütün tazeliğini muhafaza etmektedir.

Bu çinilerden bir kısmı, ne yazık ki 1878 (H.1294) Rus istilasında Edirne’de bulunan Rus generallerinden (İskoblef) tarafından söktürülmüştür. Bugün bu çinilerin yerlerine boya ile taklit nakışlar yapılmıştır. Mahfelde sultanlara ait mihrabın içine rasgelen pencerelerin anatları Osmanlı oymacılığının gelişmiş güzel eserlerindendir. Bu pencerenin tavanındaki nakışlar ise caminin yapılışı sırasındaki iç süslemelerinin bozulmaktan kurtulmuş son parçasıdır.

Mahfelin kıble yönünde mihrabın sol tarafındaki zarif kapı küçük bir odaya açılıp abdest tazelemek için yapılmıştır. 1838 (H.1253) yılında küçük odanın penceresi genişletilerek kapıya dönüştürülmüş ve mihrabın soluna rastlayan minare yanına ve dışa doğru ahşap bir abdesthane yapılmıştır. Mahfelin ahşap kafesleri de sonradan eklenmiştir.

Müezzin Mahfeli

Müezzin mahfellerinin büyük camilerde yapılmasının asıl amacı, ibadet esnasında arka saflarda bulunan cemaate imamın sesini duyurmaktır. Selimiye’de müezzin mahfelinin kubbenin ortasında yeralması ise caminin simetri düzenini bozmaması açısından Sinan tarafından bulunan bir çözüm olduğunu düşünmek yanlış olmaz. Müezzin mahfeli büyük kapı karşısında ve ana kubbenin tam altında yer almaktadır. Mahfil, 2,4 metre yüksekliğinde, 6×6 boyutlarında olup, 2 metre yüksekliğinde 12 adet mermer sütun üzerinde durmaktadır. Mahfelin etrafı ceviz korkuluklarla çevrili olup hemen altında küçük bir mermer şadırvan bulunmaktadır.

Mahfelin süslemeleri, Edirnekâri’nin en güzel örneklerindendir. Mahfelin sol köşesinde mermer sütun üzerinde, kabartma olarak yapılmış olan ters bir lale motifi yer almakta olup, özellikle ziyaretçilerinin ilgisini çekmektedir.

Minber

Selimiye’deki minber tek parça mermerden işlenerek yapılmış olup, 25 basamaklıdır. Minber üzerindeki geometrik örgü ustaca işlenmiştir. Minberin, menşur şeklinde çiniden yapılma bir külahı vardır. Kıble duvarı nişiyle birleşen büyük ayakların cami merkezine dönük yüzlerine de mermer kürüler yerleştirilmiştir. Minber işçiliğindeki incelik, yükseklik, ve eşi bulunmayan çinileri, eşsiz güzellikleri bakımından Osmanlı eserleri arasında önemli bir yere sahiptir.

Mihrap

Mihrap, duvar içine oyulmuş tamamı tek parça mermerden yapılmıştır. Mihrabın etrafı kabartma çiniler ile süslenmiş olup bu çinilerin üstünde lâcivert zemin üzerine iri beyaz harflerle Âmene’r-resûlü ile Fatiha sureleri yazılıdır.

Mihrabın sağ ve soluna konmuş çiniler Rüstempaşa dönemi çinileri olup üzerindeki yazılar da Mevlanâ Ahmet Karahisâri’nin manevi oğlu ve çırağı Hasan Çelebi’ye aittir. Mihrap duvarındaki büyük çini panoların renk ve komposizyonları, bunlara Osmanlı ve dünya çiniciliğinin şaheserleri arasında özel bir yer vermektedir.

Mihrabın yer aldığı çıkıntılı bölümün üzeri yarım kubbe ile örtülmüştür. Yapıyı kubbenin eteklerindeki 32 küçük pencere ile caminin dört yüzünde yer alan ve üst üste altı sıra oluşturan pencereler aydınlatır.

Pencereler

Sinan sadece Selimiye’nin yan cephelerinde katlı bir yapı cephesi yaratarak iki boyutlu kompozisyon yeteneğini göstermiştir. Sinan, pencereleri duvar yüzlerini değişik ritim ve biçimlerle canlandırmanın en usta tasarımını Selimiye’de gerçekleştirmiştir.

Zengin bir skala içinde sunulan pencereler kemerlerin, kornişlerin, payanda kulelerinin akılcı ve estetik kullanımlarını bütünlerler. Zemin katta pencereler yan cephe revaklarının gölgesinde kalır. Revakların üzerindeki galeri katının çift sıra pencereleri, alışılmamış düzenleriyle, bu cepheye, eşi olmayan bir kimlik kazandırır. Geniş aralıklı ve yüksek ilk sıra pencereleri üzerinde, alterne kemer taşlarıyla vurgulanmış sivri kemerli ve içlikli daha büyük bir pencere dizisi vardır.

Minare kaideleri ve büyük payandalar arasında üç kez yinelenen bu pencere düzeni Selimiye’nin cephesini Osmanlı mimarisinin en güzel cephe kompozisyonu yapar.

Selimiye Camii’nde avlu pencereleriyle birlikte toplam 384 pencere mevcuttur.

Bezemeler

Sinan’ın yapılarında tasarıma egemen olan akılcılığın bezemeyi baskı altında tuttuğu söylenebilir. Muhtemelen, Sinan’a özgü bezeme şemaları yoktur. Dönemin bütün camilerinde ortak bir bezeme dili ve her tür yapıda örneklerini görebileceğimiz malzeme ve teknikler kullanılmıştır. Büyük yüzey bezemesi zemin kat pencereleri seviyesinde çini, onun üzerinde kalemkârıdır. Galeri döşemeleri altında alçı ile mala kâri bezeme vardır.

Caminin önemli gece aydınlatma öğeleri, muhtemelen Murano’dan getirilmiş olan renkli camlarla yapılmış bezemeli pencereler ve yukarıda sözü edilen katlı cam kandillerdir. Hünkar mahfilinin kakma kapıları ve pencere kapakları ve özellikle caminin avluya açılan kapısının kündekâri işçiliği o çağın ustalarının bütün maharetlerini gösteren ahşap işçiliği örnekleridir. Minber ve kürsülerin geometrik örgü desenli mermer oymaları, müezzin mahfilinin boyalı bezemesi bu seriyi tamamlar.

Alçı mukarnas, kubbe altında altyapının düz öğeleri ile kubbe yayları arasında kullanılmıştır. Giriş taçkapıları ve sütun başlıkları yaygın mukarnas uygulamasının örnekleridir. Hat hem çini kaplamada hem boyalı bezemede uzun frizler ve madalyonlar içinde kullanılmıştır. Evliya Çelebi, bu yazıların da Karahisari’nin yetiştirdiği Hasan Çelebi’ye ait olduğunu yazmaktadır.

Camii yapımının tamamlanmasından sonra yazılmış olan tüm yazılar, Şemseddin adıyla adlandırılmış olan Ahmed-i Karahisârî’nin manevi oğlu Çerkes Hasan Çelebi’nin el yazısı olduğu “Hatt ve Hattâtân” adlı eserde yazılıdır. (*) Riyâz-ı Belde-i Edirne.  Büyük yüzey bezemesi zemin kat pencereleri seviyesinde çini, onun üzerinde kalemkârîdir. Galeri döşemeleri altında alçı ile malakâri bezeme vardır.

(*) Ve hîn-i hitâmında yazılmış olan bi’l-cümle hutût Şemseddin lakabıyla mülakkab olan ve 963 tarihinde vefat eden Mevlânâ Ahmed-i Karahisârî’nin bende-i direm-harîdesi ve ba‘de’l-ıtk veled-i manevîsi Çerkes Hasan Çelebi ibni Ahmed’in mahsûl-i desti idüği Hatt ve Hattâtân nâm eserde mezkûr ise de mürûr-ı zaman ile ekserîsi bozulup Edirne hattâtlarından Nakşî Molla Mustafa ve badehü Hacı Hayri efendiler tarafından tecdîd ve tamirlerine himmet ettirilmiştir.

Selimiye’nin boyalı bezemesi Abdülmecid döneminde tümüyle yenilenmiştir. Fakat 1980’lerde yapılan restorasyonlarda, Sinan döneminden kaldıkları kesin olarak saptanamasa bile klasik karakterde bazı parçalar bulunmuştur. Yazıların büyük bir çoğunluğu, Karahisari Hasan Çelebi’nin eseri olduğu için daha sonraki dönemlerde de korunmuş olmalıdır. Bugünkü bezemenin geometrik kurgu olarak eski programı bir ölçüde yansıttığı söylenebilir.